Çok kötü bir tercih ya, romanın adı. Ve kapak resmi. Ama romanın adı o olunca. İngilizce metnin kapaklarına da baktım, fecaat resmen. Aslında çok sağlam bir kurgu, hikâyenin boşluklarını dolduran hikâyenin boşluklarını dolduran hikâye, gidiyor böyle, düğümler teker teker çözülene kadar gizem sürüyor, etkileyici bir anlatımla hikâyenin tam versiyonunu öğreniyoruz. Hiçten gelsek buraya, gelemiyoruz, isimle kapak gözümüze sokuyor karakterin arızasını. Neyse, Okur’a seslenir anlatıcı, vazife çıkaralım, Dr. Philip Outerbridge’in evine gidiyoruz, basamakları çıkıyoruz, koridorun sonunda soldaki oda. Kitaplar, kanepe, kitaplar, masa. Çekmeceyi açıyoruz, çıkarıyoruz hatta, altından bir zarf çıkıyor. Gizli, özel bir zarf, birkaç yıl öncesinin vakası, Phil’in askerî nöropsikiyatr hastanesinde genç bir kadrolu psikologken çözdüğü bir vakanın dosyası. Savaş zamanı, savaş zamanına benzer bir zaman ya da, trajedi bekliyor bizi, başarısızlık veya başarı, nereden bakarsak. George Smith’in yaşamını değerlendireceğiz ve bir kurgu olduğunu bileceğiz o yaşamın. Gerçekten kurgu bu arada, yeri gelince, şimdilik kurgu olduğuna inanalım veya inanmayalım. İlk katman buydu, ikinciye inelim, Phil’le, albay mı, bol yıldızlı eski dostu Al’ın yazışmaları, dosya kadar gizli. Al asker, Phil psikiyatr ve çok daha kıdemli psikiyatride, erin nasıl hapishaneye değil de tımarhaneye gönderildiğini anlatıyor. Denizaşırı ara harekât toplanma bölgesinde kıt akıllı, ilaç bağımlısı bir binbaşı “sınıflandırılmamış psikoz” teşhisiyle geri göndermiş eri, adama burnunu bir güzel kırdırdıktan sonra. Görünürde bir şey yok, binbaşı erin göndermek istediği mektup eline geçince sorgulamak istemiş sadece, adamın boş vakitlerinde ne yaptığını, zevklerini öğrenmeye çalışmış, avcılığı sevdiğini öğrenince avladığı hayvanlarla ne yaptığını sorunca er elindeki bardağı sıkarak kırmış, binbaşıya patlatmış bir tane. Mektubun içeriği sonda, binbaşının neyi tetiklediği her yerde, hikâyenin kendisi zaten. Al’ın istediği: “Resmi düzende ‘tanı ve tedavi’ ne anlama geliyor düşün, lütfen Phil, diz çökmüş hâlde o adamı oradan ve ordudan öyle bir çıkar ki hiçbir komisyona, davaya veya manşete konu olmasın. Dahası, b davanın esası bir yana, bu ufak meseleleri bir kenara atmalıyız. Bir yatağa ihtiyacımız var.” (s. 9) Askeri harcayamaya çok meyilli Al, savaş şartlarında başka türlüsünü yapamaz. Phil’in inadı, merakı olmasa tam olarak neyle karşı karşıya kaldığını bilemeyecekti, askerliğiyle bilim insanlığının çatıştığı noktada sert mektuplar da yazıyor, albaylığını hatırlayarak emirler de veriyor Phil’e, adamı kontrol altında tutmak için uzaktan ne gerekiyorsa yapmaya çalışıyor. Kontrolü hiçbir zaman yitirmediğini görüyoruz Phil’in, klasik tekniklere başvurmasa gizemi çözeceği şüpheli ama raydan çıkmıyor hiçbir zaman, hikâyenin psikolojik gerilime evrilmesini sağlıyor. Tam anlamıyla psikolojik gerilim, George Smith’in patolojisinin dedektifi Phil.
İyi işlenmiş metin, sözcük seçimlerinin gerekçeleri ortaya çıkacak, önce hikâyeyi dinliyoruz. Kimin anlattığını bilmiyoruz, biri George Smith’in yaşamını başa sarıyor. Askerdeyken yirmi üç yaşında, taşradan gelmiş, Güney Carolina’da çalışan annesiyle babasının tek oğlu. Kentucky’ye gidiyorlar, baba nerede dikiş tutturursa orada kalıyorlar. Annenin artriti azıyor sık sık, kolları eğri büğrü sopalara dönüyor, baba alkolik, sevgisizlikle büyüyen bir çocuk George. Sevginin ne olduğunu bilmiyor anneyle baba, hiç düşünmemişler, baba kendisine bakan tek kadın o olduğu için evlenmiş eşiyle. Neyse, sincap avı, rakun avı, uzun uzun bahisler, tuzaklar yine uzunca, anlatıcı yaşamının önemli bir kısmını detaylandırıyor. George’un başına gelen en kötü şey ormanda sevişen bir çifte denk gelmesi, avları kaçırmalarının yanında evde olan şeyden de farklı, annesi gibi ağlamıyor kadın. Beş yaşındaki George sopa yiyor sevişenlerin yancısından, yine de ormandan tiksinmiyor, sevişmekten de. Yedi buçuk kilo doğmuş, on iki yaşına gelince boyu 1.83, kilosu 77. Lenny’ye benzer bir karakter mi, göreceğiz. Evdeki kavgaları bitiren olay sisler içinde, anlatının çoğu yeri gibi: baba kovulmuş mudur nedir, öfke küpü gibi gelir eve, eşini döverken çat diye burnunu kırınca George sinirlenir ve elindeki bıçağı fırlatır. Sessizlik. Babası yaraya bakar, George da bakar, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır artık. Baba bir daha dövmez eşini, yine dikiş tutturamaz ama alkolü bırakacaktır en azından. Olaydan dört ay sonra anne ölür, baba cenaze merasimine gelir bir, George cenaze evinden kovulana kadar içeride dolanır. Herkesin gittiğinden emin olunca annesiyle “kendi tarzında” vedalaşır. Ta daa, bir şeyler oluyor ama anlamıyoruz, anlayacağız. Babasıyla hırsızlığa başlar George, depolardan birinde kapana kısılınca yakalanır, iki yıl hapis. Şikayet etmezse ibne sanırlar, şikayetçi her şeyden. George aslında hapsi sever çünkü hep sessiz biri olmuştur, insanların başına gelen korkunç şeylerin büyük bir bölümünün tutulamayan dil olduğunu düşünüp konuşmaz pek, konuştuğunda da hep gerçeği söyler çünkü kurguyu aklında tutması gerekmez öyle. Çıktığında babasının öldüğünü öğrenir, bir başınadır artık. Çocukluğuna döner, kayıklı anı: uzanıp uyuyakalmıştır kayığın içinde, saatler sonra uyandığı zaman kıyıdan çok uzaktadır. Yabancı kıyılar, yaban dünya, diğer yanda bildiği kayığın içinde güvenli. Güvensiz. Zıt duygular, ne hissedeceğini bilemez George. Bunların hepsini çözüm kısmında anlatacak Phil, Mary Teyze’nin eşi Jim Gallus’un kafasını kırmaması dahil. Sürprizleri kaçırmak da istemiyorum ama metnin kendisi koca bir sürpriz, sadece göbeklere ve göğüslere karşı aşırı hassas olduğunu söyleyeyim George’un. Göz atınca her şey daha açık şimdi, mesela hapisteki iki yıldan sonra ormanı ne kadar özlediğini fark eden George’un karnının altında sıcak bir bölge oluşuyor. Açlık? Avlanmaya ihtiyaç duyduğu zamanki rahatsızlık. Hikâye biter, anlatan Phil’in yönlendirmesiyle kendi hikâyesini bir başkasının hikâyesi olarak kurgularsa daha kolay anlatacağını keşfetmiştir, böylece “George Smith” diye bir karakter sıkar. Asıl adını bilmiyoruz, önemli değil. Anna’yı da görece sıkar, kendinden aşağı yukarı on yaş büyük bir kadınla, nasıl demeli, vakit geçirir George, erotizme azıcık değinir, işler sarpa sarınca askere gitmekten başka çare bulamaz.
Mektuplar başlıyor yine, Al’la Phil arasında fikir alışverişi, psikolojik çözümlemeler, George’un karanlıkta bıraktığı bölümleri aydınlatmaya çalışan analizler. Phil hikâyeyi paylaştıktan sonra asıl testlere geçer, Rorschach’inden bilmem nesine. Elde ettiği verileri yine paylaşır Al’la, tabii tutarlı ama eksik çıkarımlar uçuşur havada. “Özetle bence bu adamın tek rahatsızlığı, talihsiz bir çocukluğa ait yara dokusu, tek suçu da bunun için yalnızlığı tercih etmesidir. Biz aşırı sosyal insanlar için yalnızlığın tercih edilmesi kulağa bir suç gibi gelir çünkü böyle bir şey bizim elimizden gelmez. Hepimizin hücrelerimize kadar sahip olduğu bu özellik, türdeşlerimiz olmadan hayatta kalamayacağımızı bildiğimiz için bizi tedirgin ediyor. Bizimki gibi bir sürü kültüründe, kendi hâlinde tek başına yaşama isteği bir bakıma gayriahlaki görünüyor. Vah vah.” (s. 63) Daha derinlere doğru eşeleyince, hipnoz yardımıyla asıl kaynağa ulaşıyor Phil, burada gerçekten durup sürprizi kaçırmıyorum. Sadece bir noktaya değinip bitireceğim, George’un zihni, bilişsel yapısı değerlendirilirken hikâyesindeki gediklerin asıl nedenini nasıl edindiği, yani korkuya dair, hatta pek çok duyguya dair bilişsel şeması eksikken -sürpriz kaçmadı, bir şeylerin eksik olduğu baştan belli- soru işareti olarak kalıyor bu gizleme çabası. Belki sahip olmadığı ahlak anlayışını kopyalayıp olabildiğince özgür olmaya çalışıyordur ki av sırasında uyarıldığı olmuş, ardından kopan fırtınada sağlam dayak yemiştir. Anna’yla yaşadıkları meselenin ayrı bir boyutu, göbekten bağlı tabii. Göbek. Meme. Neler.
Çok iyi roman, tavsiye ederim.











Cevap yaz