Yūko Tsushima – Işığın Alanı

Ozu’nun filmlerinde dağılma tehlikesi altındaki aile nihayet dağılmıştır Tsushima’da, üst üste konmuş küçük taşların rüzgârdan devrildiğinde çıkardıkları gürültüyle, en fazla. “Böbürlenerek Fujino’nun üniversitede kalıp hayatının işi olmasını umduğu ‘yeni tarz sinema’ya dair uzun uzun nutuklar attığım da oluyordu.” (s. 30) Fransız Yeni Dalga’yla paralel, geleneğin birleştiremediği parçalar savaş sonrası toplumunun dağılışıdır, bu roman temsil. Değişen alışkanlıkların, değişmeyen kabusların, beliren patolojinin ışığında Kadın, sahnede, ağaçların dallarını izleyerek bulduğu dinginliği yok eden üç yaşındaki kızı olsun, ayrılıp başka bir kadınla birlikte yaşamaya başlayan, ara sıra pörtleyip huzur kaçıran eşi olsun, elbette yalnız geçirmeyeceği tatilleri pasif rolle de olsa kontrol altına almaya çalışan annesi olsun, iş arkadaşı, patronu, eski eşinin ders verdiği pofuduk öğrenci, sıkıştırıla sıkıştırıla küçücük kalmış artık. Küçücüklüğün hikâyesi, duvarları geri itmeye çalıştıkça ölümler, korkulu rüyalar bırakmıyor peşini, ağır bir şeyin yüksekten düşme sesini duydu diyelim, haberi alıyor, birinin ölümü. Rüyalardaki, yaşamdaki ışıklar, görü alanları, sahne için spot ışığı belki, Kadın bir sabit çıkarmaya çalışsa bile o ışıktan, olasılık belası. Anahtar sahneler var, ışıkla iletişim kurma çabası: “Hızla ayağa kalktım, kızımın ağır vücudunu sırtıma yüklenip gölete doğru yürüdüm. Arkamda bıraktığım loşluğun içinde bir şey parlıyordu ve sanki bu parlayan şey beni kovalıyormuş gibi bunaltıcı bir hisse kapıldım. Işık, ufak ama yakıcıydı.” (s. 52) Bu kadar somut mu, kız da hissedecek mi, Kadın kızından rica ediyor dönüp bakmasını, hayır, hiçbir şey yok, sadece gözlüklü bir amca, yaşlı bir teyze, insanlar. Yakınlarda çıkan bir yangının ışığıydı muhtemelen, iki kişi ölmüş, Kadın çevresinde dolanıp duran ölümün farkında ama görmezden gelme oyununu iyi oynuyor. Açıktır, anlaşılabilir mesaj, kızının ölmesini istediği bölümlerde kendinden utanmayla umutlanma arasında tuhaf sürükleniş. Orijinal karakter Kadın, yaşamı Shuggie Bain’in annesi Agnes’ınkiyle paralel ilerlese de anlatım biçimi, gölgelere ışık tutmaması, dört dörtlük. Kızına fiziksel şiddet uyguladığında suçluluğu ikidir Kadın’ın, ilki şiddet zaten, ikincisi de kızının aslında annesini suçlayamayacak kadar küçük olduğunu sık sık unutması. Üç yaşında çocuğun yaptığı şeyler: bardak kırmak, altına işemek, sütü dökmek, Kadın küfürler ederek kalkar yataktan bazen, kız kasten mi çıkarıyor altından kalkmakta zorlanacağı sorunları, bilemiyor. Fujino döner belki, dönmeyebilir, para göndermiyor, kızın velayetini almaya yönelik hiçbir emare göstermiyor ki uzlaşı toplantılarına bile katılmıyor, kaç aylık beklemelerin sonu üzüntü, psikolojik baskının artması. “Yanağıma vurmak yerine, beni sözleriyle taciz etmek yerine niye bana sarılmıyordu ki? Kendi kendime gelin güvey olup böyle saçma düşüncelere kapılıyordum. Çocuğum falan ikinci plandaydı, bana herkesten daha yakın olması gereken adamı kaybetmenin yasını tutuyordum.” (s. 44) Çocuğun babası da olmaya çalışmak annelikle sorunu olan Kadın için mümkün değil, o iki kişilik bir hayatı kurgulamıştı, Fujino’ya ne kadar güvendiğini fark ettikçe yıkılışı gözle görülür hale geliyor yavaş yavaş. Kızını alnından ittirip ağzına geleni söylediği zaman, kriz anlarında işaretleri okumayı biliyor Kadın, normlardan uzak tutmaya çalışıp başaramadığı dünyasının terbiyesiyle mi demeli, gidip düzeltmeye çalışıyor hatalarını, kendince hata olmayan davranışlarını dense olur ama olduğu gibi yaşamını ne yapacak o durumda, tek başına düzenleyemeyeceği karmakarışık bir şey. “Fujino’nun yüzü zihnimde belirdi. O yüze bakınca Fujino’yla birlikte yaşamya karar verdiğimiz zamanki neşem, sonra büyük bir sevinçle nikâh işlemi için belediyeye giden halim, hiç tereddüt etmeden Fujino’yla çocuk sahibi olmam, Kobayashi’ye ‘Bundan böyle sorumluluğu hep benim mi almam gerekecek?’ diye soran sesim art arda zihnime üşüşüyordu. Kobayashi evet dercesine başını sallıyor gibiydi. Aynı anda sayısız gölge etrafımda belirdi ve coşkuyla başlarını sallamaya başladılar.” (s. 37) Kobayashi’nin inceden erilliği aileyi tekrar bir araya getirmesi için Kadın’ın uğraşması gerektiğini dikte ediyor, bari çocuğuna iyi baksa Kadın, kreşten ikide bir ararlarsa sorun var demektir. Nerelerde arıza çıkıyor, bir kere şans eseri ucuza buldukları kiralık ev barınma için en ideali ama komşuların laftan anlamazlığı bezdirici. Evine su akan adamın tacizlerinden yıldığı sıra Kadın parıltılı su birikintisini görüyor çatıda, su deposu patlamış da onun akıntısıymış meğer, ışık da Kadın’ın akıntısı işte. Alt kattaki komşular, yaşlı çift, Kadın’ın kızı aşağı eşya attığı için sürekli, tavana bam güm düşen şeylerin gürültüsünden korktuklarını söylüyor çift, belki savaş zamanından kalma bir korku, Kadın’la kızı için basit bir korku sadece. Gerilim anlarını başarıyla işliyor Tsushima, Kadın’ın cevap vermemek için kendini tutması, küçük küçük çatlakların giderek büyümesi ve sele dönüşmesi on numara. Bir daha atmayacak kız, özgürlüklerine kavuşturmayacak onca eşyayı, hem kendi evlerine lazım. Yine de ağla örüyor evden sorumlu adam, pencereler için güvenlik önlemiymiş. Hem yalıtım, hem içeriyle dışarı kesin olarak ayrışmıştır artık. O kadar derinlerdedir ki sabitlenme çabası, Kadın gündelik yaşamda bulabildiklerine tutunur anca. Su deposunun onarımı tamamlanır, sorun çözülür, kız terasa çıktığında “deniz”i bulur: ışıl ışıl bir gümüşlük, izolasyon malzemesi. Gümüş rengi bir deniz, göz kamaştırıcı. “Gülmeden edemedim. Bu da bir başka muhteşem manzara değil de neydi… Üstelik bu defa hiç kimse bu denizi elimizden alamayacaktı.” (s. 38) Buldukça işte, Tsushima’nın tansiyon ayarı Kadın’a buldurup kaybettirir huzuru. Kreşten bir anneyle arkadaşlık kurma çabası olsun, Fujino’nun eski öğrencisiyle geçirilen zamanlar olsun, derttir. Alkol bağımlılığının sınırlarındadır Kadın, bir gün yeni edindiği arkadaşıyla birlikte içerler, sohbete evde devam etmeye karar verirler, kapıda Fujino’yu gören Kadın kızıyla ilgili tartışmayı yere kusarak, tekerlenerek bitirir. Fujino’nun anlayışsızlığı bir yana, Kadın’da direnecek güç kalmamıştır, fiziksel tepkilerle dindirmeye çalışır öfkesini. Fujino paparayı yedikten sonra uzar oradan, arkadaş da fazla kalmaz, o durumda ne yapacağını bilemeyip arazi olur. Tek başına Kadın, her zaman. Öğrenci meselesi, kilolu bir gençtir o, yastık gibi. Sıcaklığı arar Kadın, öğrenciyi davet eder, kızını da aralarına alarak uyurlar bir gün. Çocuğun ailesiyle birlikte yaşamak istemediğini bilen Kadın mektup yazar, çocuğa bir oda verebileceğini söyler. Çocuk öyle ilişkiler kurmak istemediğini belirten kısacık bir cevapla koparır bağı, Fujino’ya söylemiştir durumu üstelik. Cinsel gerilim cabası, Kadın etrafındaki erkeklere az veya çok ilgi duyar, ilgisini gösterir fakat kaybolan türden erkeklerdir onlar, kimse belli bir çizginin ötesine geçmez. Oradan da gelmez direnç, nereden gelir, kızla geçirdikleri zamanlardan, her ne kadar Kadın kızına karşı öfkeyle dolu olsa da. Bir gün eve dönerlerken yolun ortasında yatan bir adam görürler, tam o sıra kız altına yapar, adamdan yayılan alkol kokusuyla kızdan yayılan bok kokusu Kadın’ı çok zorlasa da kızıyla birlikte kendine getirirler adamı. Süper olay. Kız çok iyi bir iş başardıklarını söyler, Kadın çok iyi bir iş başardıklarını söyler, beraberce gökyüzündeki yıldızları izlemeye başlarlar. O kadar çoktur ki böyle mikro duygulanımlar, Kadın’ın içine düştüğü çukurdan ansızın çıktığını da görürüz, bulutlardayken çukura düştüğünü de görürüz, arkada ilerleyen olaylarla birlikte Fujino’dan kurtulduğunda bir daha o kadar düşmeyeceğini bilerek kapatırız kitabı.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!