Çok alakasız, da, Brautigan rüzgârın her şeyi alıp götürmeyeceğinden bahsederken sıralar rüzgârın neyi alıp götürmeyeceğini: anlatıcının içinde, birlikte var olduğu dünyadır söz konusu, göldeki balıklar, bahçedeki çiçekler, veranda, sandalye, komşular, bir kuşun kanatlarının yüzeyi, her neyse. Eli’yse rüzgârla birlikte giden Cemşid’in altında değişen, devinen dünyayı anlatıyor, durağanlığa karşı hareket. Salar’ın gözünden bir hikâye. Cemşid’in yeğeni oluyor Salar, İbrahim’le birlikte urganı tutuyorlar, çekiyorlar, amcalarının uçup gitmesine engel olmaya çalışırlarken dağ taş, dere tepe, deniz okyanus, ne varsa dolanıyorlar. Irak, Türkiye, Yunanistan, nerede mevzu varsa. Başta koşturacakları bir şey yok, 1979’da Cemşid Han ilk kez tutuklandığında çocuklar, uçmak sonradan gelecek. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde av başlamış, Baasçılar beraber yürüdükleri yollar bitince komünistlerin peşine düşmüşler, Cemşid gibi pek çoğunu işkencelerden geçirmişler, aç bırakmışlar. Kuş gibi, giderek tüy gibi bir adama dönüşmüş Cemşid, bir deri bir kemik. “O yaşlarda Cemşid’i tanıyanlar, onu komünist olmaya iten şeyin özgürlük ve toplumsal adalete olan inancı değil, insanların daha pervasızca âşık olabildiği, kız-erkek münasebetlerinin daha az gözetim altında olduğu ve daha az haram sayıldığı bir cemiyete duyduğu inanç olduğunu söylerler.” (s. 6) Odasında Engels’le Marx’ın resmi asılıdır, manifestodan bilmem neye pek çok metni okumuştur Cemşid, uçmaksa otodidaktik niteliklerinden biridir. Arap muhafız beklemesini söyler bir nakil sırasında, nereye bekleyecek, püfürtüyle birlikte hareket eder, güneye, doğuya, kuzeye, en sonunda ailesinin yaşadığı şehre. Baygındır, kendine gelir, göklerde olduğu müddetçe komünistken yere indiği an komünist olmadığını söyler. Örüntüdür bu, tekrarlanacaktır, ayrıca yaşamını kaleme alma denemeleri de inince peydah olur ama ne yazacaktır ki, otobiyografi mi, anı mı, belki roman? On yıl boyunca kayıpken piyasaya tekrar çıktığında destanlaştırır maceralarını, nihayet uzun uzun yazabilmeye başlar ama bakarlar, yahu, Odyssey’in hikâyelerine benziyor yazdıkları? Hoş göndermeler vardır böyle, Cemşid on yıl evinin yolunu aramış, göklerin enginliğinde türlü serüven yaşamıştır. Sırayla gidelim, savaşlar patlayacak, sınırlardaki çatışmalara dahil olacak, bir ara insan kaçakçılığı bile yapacak Cemşid, uçmasa oturup o çok sevdiği üfürmelerinden cilt cilt kitaplar yazabilecek oysa. İkisi, neydi, birinde Darwin’in teorisini uçan insana uyarlamaca, diğerinde Âdem’in tarladan kovulmasının Havva’sız versiyonu. Havva sonradan eklenmişse, eklektik bir hikâye o, sonuçta bir Tanrı, bir Şeytan ve bir Âdem’le de kurulabiliyor hikâye, acaba Tanrı kadını Âdem’e teselli versin diye mi yaratmıştır her şey olup bittikten sonra?
Tutuklandığı zaman ziraat lisesi öğrencisi, “yoldaş” diyecekler, öyle istiyor, sonra dünya tepetaklak. Irak ordusunun bulunduğu yerlere yaklaştırılmayacak, Cemşid’in babası Hisam Han’ın emri, yoksa mirastan mahrum eder. Ailenin en önemli üyesidir artık Cemşid, Doktor Necib’e göre ayaklı bir mucizedir. Kime göre değildir ki, kanatları olsa o kadar şaşırmayacaklar belki. Baranok’ta gizleniyorlar, Cemşid uçmayı sevdiğinden ara sıra geziniyor yukarılarda, insanlarla kuşlar arasındaki anatomik yakınlığı vurguladığı tezini İngilizceye çevirtmek istiyor zira Batılı akademisyenlerin tezi önemsememesi dilden kaynaklanmış olabilir, bilimin dili İngilizce. Komünistlerle dalga geçmeye başladığını tam buraya ekliyorum çünkü neden olmasın. O artık bilim insanıdır kendi çapında, uçarak bilimlenir ama milletin karısı kızı vardır, kimse tepeden gözetlenmek istemez, Salar’ın amcası Edip’in uyarısıyla gündüz vakti uçurmazlar daha fazla. 1980’li yıllarda çıkan aftan sonra rahatlarlar biraz, özgürlük ne güzeldir. Savaş olmasa. Cemşid’in askerliğe uygun olup olmadığının anlaşılması için yallah hastaneye, Baasçılar genci yaşlısı herkesi cepheye göndermeye karar verince kışla yolları. Namı yayılmıştır Cemşid’in, savunma bakanıyla uzunca bir konuşma, İsmail’le Salar on sekiz yaşından küçük olmalarına rağmen askere alınırlar ki Cemşid’in çok özel görevine katılabilsinler. “Kanatlı Kürt”tür artık Cemşid, İranlıları dikizler, istihbarat için kullanılır. Onun yüzünden çok çocuk ölecek, çok yıkım olacaktır, ağlamaktan başka bir şey yapamaz, topları tüfekleri gözetler Cemşid. “Defalarca amcama, artık eter, bırak gitsin, bir kez gözlerini kapat ve kendini havada serbest bırak, rüzgâr seni nereye götürürse götürsün, belki göklerin kalbi sana acır da seni başka bir diyara taşır ve bu iki kan emici ülkeden kurtarır, diyordum. Ama o böyle şeyler yapmazdı, çünkü emindi ki Baasçılar böyle sırları öğrenirlerse, sonrasında beni ve İsmail’i kurşuna dizerlerdi.” (s. 26) Göreve çıkmadıkları zaman boş zamanlarında İngilizce öğrenir İsmail, Mardin Eden’ı, Lord Jim’in maceralarını anlatır, eniştesinin dili olmaya da çalışacaktır ama yaralanır Cemşid, üç hafta baygın kalır, kontrole gelen Rus doktorlar şaşkınlıktan sekiz kilo patlıcan yerler. İki ay sonra tekrar operasyona, İranlılar öyle bir saldırırlar ki urgan kopar, Cemşid savrulur, aşağıdakiler savaştan bıktıkları için civardaki dağlardan birine sığınırlar. Uzunca bir süre havadis alamazlar çevreden, tepelerinde dönüp duran uçaklardan gizlenirler, altı ay sonra askerden kaçıp eve dönen Salar bir süre sonra yine kavuşacaktır Cemşid’e. İranlı iki genç yardım etmişler de öyle iyileşebilmiş, Baranok’a dönmekten başka şansı yok. Saddam Hüseyin’e karşı tepkiler artmış, savaşın sonu ufukta görünmüştür zaten, şehirdeki evinin üst katındaki odasına bir girer Cemşid, uzun süre çıkmaz, yeğenlerine odaya girmelerini yasak eder ayrıca. Kadınlara sarmıştır, yaşamına çok sayıda kadın girecektir artık, eğlencelere gidecektir, Cemşid gece kuşudur artık. Sadık Paşa’nın kızı Safinaz’ı görünce hayatı kaymıştır da bir o bilmez, etrafındaki herkes uyarır, Salar gerçeği gözler önüne serdiğinde Cemşid’in sert tepkisiyle karşılaşır: fahişe değildir Safinaz, güzel bir kadındır, itliğin lüzumu yok. Cemşid miras kalan malları bir bir elinden çıkarır, Safinaz’ın âşığına ses etmez, nihayet ikisi Kanada’ya kaçıp yeni bir hayat kurduklarında kurtulur. Chagall’dan nasıl haberdardır Cemşid, evinin her yerine “Aldatılmış Âşıklar” nam tabloyu çoğaltıp asar, edebiyattan anladığı gibi resimden de anladığını görürüz. Ve kaybolduğunu, yine. Uzun süreden sonra ortaya çıkar, Tanrı’ya yakarmaktan başka hiçbir şey yapmamaktadır.
Hızlandırayım, Cemşid’i toparlamakla geçer ömürler, bir süre sonra İsmail pes edip kendi yoluna gidecektir ama Salar bırakmaz amcasının peşini. Nerelere giderler, mesela Kürdistan İşçi Partisi’nin gerillalarıyla birlikte savaşırlar, PKK’nin Türk ordusuna karşı lojistik avantaj sağlamasına o yol açmıştır. Bir ara dine sarar, camilerin civarında uçarak halka vaaz verir, şirk koştuğunu söyleyen bir adamla ağız dalaşına girer, nihayet taşlanmaya başladığı zaman başka yere gitmeye karar verir. İstanbul! Bekâr odalarında geçen günler kaçakçılık işine bulaştıklarında biter, sağlam para kırmaya başlarlar zira sahil güvenlik botlarını çok uzaklardan görebilir Salar, yolcuların güvenliğini pek iyi sağlar. Dünya para kazanmışlardır, tabii pastadan pay almak isteyenlerin saldırısına uğrarlar, ortakları öldürüldükten sonra oralarda kalmaları da tehlikeli hale gelmiştir artık. Yunanistan’ı özellikle görmek istiyor Salar, Akropol’de azıcık zaman geçirse tanrıları anlayacağını düşünüyor. Son kaçırmacada iş bitiyor, Cemşid yine rüzgâra kapılıp uzuyor ortamdan, bir daha ne zaman görüleceği ömre kalmış. Yakalanması, ağaların beylerin oyuncağı olması fenaydı, Salar’ın çözümü en sonunda bulup bütün yaşadıklarını Cemşid’in bedenine mürekkeple çakması, Cemşid’in uçan bir efsaneye dönüşmesi iyiydi. Genel olarak iyiydi aslında, kitap satılan yerlerde yok da yayınevinden ulaşılabiliyor kitaba. Gerçi şimdi baktım, malum sitelere de düşmüş. Meraklısı kaçırmasın, sıkı roman.











Cevap yaz