Mara’nın kızıyla Dann’in maceraları Türkçeye çevrilmedi henüz, çıkarsa onu da okumak lazım, bu iki kardeşin düttürü maceraları ilginç. Sonda mutlu mu, mutsuz mu, değişik yarınlara dörtnala koşuyorlar, nihayet kurtuldular güneyin çoraklığından, devamında ne halt ettiklerini görürüz. Lessing önsözde küresel ısınmanın etkisinden bahsediyor, gelmesi gereken buzul çağı nerede kaldı? Diğer bir ürpertici mevzu, günümüzün uygarlığının bir iki söylenceye dönüşmesi, bir paragrafla geçiştirilmesi, tabii “paragraf” var olmaya devam edecek form bulursa. Unutuş. Meteor da çözer bu işi, şöyle sağlam bir parça iş görür. Filmlerdeki gibi patlatamıyoruz üstelik, şurada anlatılıyor. Roman ne diyor, İfrik’e bakıyoruz, eski “Afrika”, güneydeki Yeşil Burun’a varmak için çölü geçmek lazım, mümkün değil. Mara ile Dann’in yaşadıkları yer Zambiya’ya denk geliyor, kuzeye doğru 600 sayfalık yolculuk var önlerinde. Şehir devletleri ve hanedanlar oluşmuş, bazı hanedanlar dağılmış, MD -Mara ile Dann- zamanının kuvvetli hanedanlarından birinin son üyeleri. Memleketlileriyle, aileden birileriyle karşılaşacaklar yıllar içinde, en güvenli olduğunu düşündükleri yerde bile kalmayacaklar Yerrup’un -Avrupa- buzul dağlarını görene kadar. Kronolojik sırayı göz ardı edeceğim, takip etmesi zor, sürekli yolculuk ettikleri için hangi şehirlere uğradıklarından, ne tehlikeler atlattıklarından ziyade o dünyanın dinamiklerine odaklanacağım. Çocuklar başta, iki korumanın yardımıyla Kaya Köyü’ne varmaya çalışacaklar. Yeni isimler alıyorlar, “Mara” ve “Dann”, asıl isimlerini kullanırlarsa tehlike, düşmanları var. Sonlara doğru öğreneceğiz bu arada, kuzeyde karşılaştıkları akrabaları söyleyecek, ötesinde aile kurmalarını telkin edecekler. Hikâyeler binlerce yıl sonrasına ulaşmış, antik uygarlıklardan birinde kardeşler evlenip çocuk yapar, hanedanı sürdürürlermiş de bir iki ateşli öpüşme dışında ne Mara ne Dann bir şeyler yaşamak istiyorlar, ikisi de birbirine farklı zamanlarda çekilseler de. Otacılar, şifacılar türemiş, otlarla ilaç yapılıyor, bunun yanında geçmişten birkaç bilgi gelebilmiş o güne, çocukların sakat olma ihtimalinden bahsediyor Mara. Başlangıca dönelim, kemiklerle dolu devasa çukurlar buluyorlar, söylenene göre son büyük kuraklık sırasında devasa hayvanların tümü ölmüş, o günkü hayvanların iki katı büyüklüğündeymiş hepsi. Sel geliyor bazı, kuzeydeki buzların erimesiyle kurumuş dere yataklarını, ovaları su basıyor, yüksek yerlere kaçmak zorunda kalıyorlar. Kaya Köy’e geldiklerinde Daima’nın evinde kalacaklar, “süt veren hayvan”lardan elde ettikleriyle yaşayacaklar, arada da kök bulup yiyebilirlerse tamam. İki mevzu, isimlerin çoğu kaybolmuş, “dev akrep” olarak tarif edilen hayvanlar timsahların evrim geçirmiş halleri olabilir, olmayabilir, çeşit çeşit canlı türemiş veya bilinenlerin isimleri unutulmuş. Bir de açlığı Açlık‘tan sonra bu romanda gördüm ben, gıda o kadar kısıtlı ki regl olmuyor Mara, göğüsleri çıkmıyor, bir deri bir kemik dolanıyorlar ortada. Gerçi Mara’nın yararına, etrafta akbabalar dolanırken erkek kılığında rahat rahat dolanabiliyor kız. Başka, “Orada ne gördün?” oyunuyla bildiklerini topluyor iki kardeş, aslında istihbarat oyunu bu, her an uyanık olduklarını da gösteriyor. Bilgi besinden sonra en kıymetli şey o dünyada, ilerleyen bölümlerde bilgi mirasının bilgeler tarafından kuşaktan kuşağa aktarıldığını göreceğiz, bir de milletin birbirine durmadan soru sorduğunu, nerede neyin olup bittiğini öğrenmek anlık karar alma mekanizmasını olumlu yönde etkiliyor ki çok önemlidir, bir anda kapıda beliren mültecilere karşı önlem almak isteyen şehirler için bilgi alışverişi hayati.
Kulik var Kaya Köy’de, Mara’nın belalısı olacak, yıllar boyunca deli gibi takip edecek ekibi de işlerini bozmaya çalışacak. Nedir, süt veren hayvanın çiftleşmesi için erkek hayvan bir bu Kulik’te var, Mara tek başına gidip bu serseriyi ikna ediyor hayvanı vermesi için, Kulik küçük bir çocuğun onca adamın önünde dik dik bakıp korkmadan konuşmasına hayran oluyor. İtmeli çekmeli bir ilişkileri var köydeyken, biraz güç toplayıp yolculuklarına devam edecek kardeşler de çöl hızlı davranıyor, civardaki gruplar da hızlı davranıyor, kısacası yerleşik yaşamı tehlikeli hale getiren o kadar çok etken var ki durdukça ölüme yaklaşıyorlar. Köy kuraklık yüzünden dağılınca Kulik’in forsu kalmıyor, herkes hayatını kurtarmak için yangının önünden kaçmaya çalışıyor. Daima ölmüş, yasını tutuyor Mara fakat harekete geçemediği için ölüme yatıyor artık. Yıllar önce evden kaçan Dann tam zamanında geri dönüp kurtarıyor ablasını, kuzeyde çok acayip memleketler olduğunu söylüyor, yallah yola. Sağda solda bir dünya kalıntı, eski binalar, çoğunun ne olduğunu anlamıyorlar bile. Eskinin teknolojisi zaten unutulmuş da en gelişkininden en ilkeline hiçbir fark göremiyorlar, hepsi aynı potada: betonlar eskiden barajdı belki, ırmakları tutuyordu, kardeşlerin giydikleri tunikleri o kalıntıları bırakan uygarlık icat etmiştir de iki nesnenin arasında çağlar olduğunu bilmemeleri normal. Bugün bile genel kullanımda değildir henüz, hiçbir şekilde zarar görmeyen, yanmayan, koruyucu bir tür kumaştan kıyafetler çok değerli. Para işleri, eh, altın hâlâ kıymetli, güneyde ne olduğunu biliyorlar altının da -Güney Afrika faktörü- kuzeye gittikçe bilinirliği azalıyor, tenekeye benzer paralarla alışveriş yapıyorlar. Dann o kadar salak değil aslında da başta onca altını bırakıp gitmelerini teklif ediyor, ne işe yarayacak onca ağırlık? Mara olmasa ikinci şehirde parasızlıktan cortlar, hava taşıtlarıyla vadileri zart diye geçemezdi. Yine ileri teknoloji bizim için, birtakım taşıtlar hava ulaşımını sağlıyor kuzeyde, buzulların yaygınlaştığı alanlarda çok lazım.
Hızlandırayım, Lessing güncel sorunlara geleceğin dünyasında da yer veriyor, örneğin Dann’in uyuşturucu bağımlılığı, diğer yanda kumar bağımlılığı, hatta ablasını kumar masasında “kaybedecek” de başına ne işler getirecek. Mara biliyor kardeşinin ne aşamalardan geçtiğini, yaşamlarının önemli bir bölümünde ayrılar, istismara uğradığı da anlaşılıyor bir yerde Dann’in, dolayısıyla her koşulda kurtaracak kardeşini. Hava serinliyor, besin sorunu yok kuzeyde, sadece kaynakların paylaşımından ötürü iç savaşlar patladı patlayacak. Kendi insanlarıyla karşılaşıyorlar, “Neander”ler var, onlar daha iyi uyum sağlamışlar yeni dünyaya ki Lessing önsözünde Neandertallerin distopik âlemlerde hayatta kalabileceklerini söylüyor. Konuşulan dili ilk kez anlayamayan Mara’nın korkusu, generalliğe yükseldiği halde ablasını bulmak için en rahat ettiği yerden kaçmak zorunda kalan Dann, bitmeyen savaşı nihayet bitirip kuzeye kaçan, âşık olduğu Mara’yı bulan General Sheba ve kar, gökten beyaz bir şeyler yağıyor, bambaşka bir yerde olduklarını gösteren her şeye karşı şaşkınlık, bitmiyor. “Ulus” kuracak kadar çok değiller, yol boyu edindikleri arkadaşlarından birkaçı yanlarında, yerleşip yeni bir hayata başlayabilirler artık.
Belli bir tempo tutturuyor Lessing, hızlanıp yavaşlamaca yok, yolda olmanın devinimi. Baş döndürücü açıkçası, sürekli yeni manzaralar, yeni insanlar, okumak bile yorucuyken kardeşlerin çektiklerini düşünemiyorum. Salaklıkları tutuyor bazen, mesela Mara’ya mekândan tek başına çıkmamasını, saldırıya uğrayabileceğini söylüyorlar, Mara korumaya gerek olmadığını, başına iş gelmeyeceğini söyleyip çıkıyor, karanlık yollarda yürürken, aa, saldırıya uğruyor ve kaçırılıyor? Hiç ölmeyeceklermiş gibi yaşıyorlar, ölümün kıyısından çok kez döndükleri için belki, de, bu kadar tedbirsiz takılan post-apokaliptik karakter görmemiştim, iyi ki çat diye kafalarına sıkmak istemiyor kimse. Silahları müzelerden aşırmışlar, yenilerini üretemiyorlar, bir iki müzeyi mirası yaymak için kullanıyorlar, açıkçası iyi örülmüş bir dünya. Meraklısı baksın bir, Lessing’in 1990’ların sonunda yazdıkları kehanet olmaktan çoktan çıktı diyeceğim, gerçeklikti zaten, sadece daha yakın artık.












Cevap yaz