Akın Birdal – Sol Elim

1998’de silahlı saldırıya uğradı Birdal, ölümden döndü, sağ elini kullanamaz hale geldi. 1999’da 312’den hapsedildi, Haziran’dan Eylül’e. Üç aylık günlük bu, başta Ragıp Zarakolu’nun “Önsöz”ü: 12 Eylül Cuntası mensuplarının yargı önüne çıkarılmalarını ilk olarak İHD Başkanı Akın Birdal istemiş 1991’de, 1992’de Cizre’ye gitmiş, tutsak Türk askerlerinin serbest bırakılması için PKK’yle görüşmüş. “Dünya Barış Günü’nde yaptığı barışçıl çağrılardan dolayı, dünyada suçlanıp, yargılanmış ve mahkum edilmiş tek barış yanlısına sahip olma utancı da, ne yazık ki, adil olmayan, ön yargılı kararlarla bu ülkeye dayatıldı.” (s. 6) Birdal’ın dediğine göre içeride en çok ihtiyaç duyulan şeyler kâğıt, kalem, silgi filan, insanın okumaktan ve yazmaktan başka ne işi oluyor, dil öğreniyor mesela, Birdal hemen her gün İngilizce çalışmış, sonra sevdiklerinin fotoğraflarına bakmış, anılarını tekrar yaşamış, şiir okumuş ve müzik dinlemiş. Yazdığı şiirlere kötü deyip geçebiliriz fakat günlüğü okumaya değer. 3 Haziran’da demir kapıdan içeri giriyor Birdal, Leyla Zana’ya iletmesi için verilen gülleri bırakmak zorunda kalıyor, doğruca savcının yanına. Koğuş sonra, altı kişiler, yatakları düzenliyorlar. İnsan Hakları Kurumu Vakfı’nın kuruluşu tepkilere neden olmuş, yan sanayi vakıf, iktidarın güdümünde olduğu için asıl derneğe zarar verme riskini taşıyor. Nadire Mater’den Mehmedin Kitabı elinde Birdal’ın, bölgede tanık oldukları olayları içeriden anlatan bir derleme, yeni baskısı yapılmış da Metis’in şu karanlık serisinden çıkanı da iyiydi. Avesta Yayınları’ndan kitaplar gitmiş Birdal’a, mektuplar ve kartpostallar hiç durmuyor, Avrupa’dan ve memleketin çeşitli yerlerinden bir dünya mektup. Çaycuma’dan biri var, İstanbul’da mıydı, biri her gün kart gönderiyor. “Geçen yıl 12 Mayıs 1998 günü İHD Genel Merkezinde iki kişinin silahlı saldırısına uğramıştım. Saldırıda, vücudumda oniki kurşun deliği açılmıştı. Sağ omuzuma isabet eden kurşunlar sonucu uzun bir süredir tedavi görüyorum. Kolum iyi, yalnızca elimi kullanamıyorum. Tedavi iyi geliyor. Umarım ileride elimi kullanabileceğim.” (s. 18) Bilemiyoruz kullanıp kullanamadığını, üç aydan sonra da tedavi devam ediyor, o da devletin AİHM’ye verdiği sözle. Tedavi için hapishaneden çıkmasına izin verilmiyor Birdal’ın, yapılan görüşmeler sonucu devlet haftanın belli günlerinde fizyologların hapishaneye gitmelerine müsaade ediyor. O zamanlar adli tıp adli tıpmış, cezanın ertelenmesine dair olumlu rapor vermiş de savcılıktan onay çıkmamış. Gazetelerden biri iç hukuk yollarını tüketmeden AİHM’ye başvurduğu için eleştirmiş Birdal’ı da haberi noter aracılığıyla tekzip ettirmiş avukat, ne ki öncekiler gibi bu da gazetede yer almayacak. Günler birbirine girdi görüldüğü üzere, Orhan Doğan ziyarete gelmiş, Puslu Kıtalar Atlası‘nı getirmiş yanında, Birdal okurken büyük keyif duymuş. “Görüşmeden çıkarken, kapı altındaki (Cezaevi dış kapısından sonra binaya ilk giriş yeri) avludan geçtim. Gökyüzüne isyan edercesine yükselmiş bir kavak ağacı gördüm. Daha önce okumuş ve duymuştum. 6 Mayıs 1972’de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 1980’de Erdal Eren ve değişik zamanlarda başka kişiler şafak sökerken bu kavak ağacının altında idam edilmişler. Ağacın önünden başımı eğerek saygıyla geçtim.” (s. 21) Birdal 1968’de Yusuf Aslan’la beraber gözaltına alınmış bir eylem sonrası, ABD’li bir bakan gelmiş de protesto etmek için toplanmışlar, gerisi malum. Cezmi Ersöz’ü de pek sevmiş Birdal, siyasi dostluk. Günlük program: 8.30 kalk, 9’a kadar yürü, 9.30 duş ve tıraş, 10.00’da kahvaltı, gazete okumaca, bir saat İngilizce, öğle yemeği, fizyoterapi, kitap okuma, şiir yazma, avukat ziyaretleri, mektupların ve dergilerin okunması, akşam yürüyüşü, TV, akşam yemeği, günlük notların yazılması, kitap okumaca, muhabbet, film varsa iyi, 1’de yatış. Meclisten yaka paça çıkarılıp tutuklanan DEP milletvekilleriyle görüşüyor Birdal, Kürt siyasi hareketinin nereden nereye geldiğini görmek için meclis vakasına bakmalı. Leyla Zana bir halıfleks göndermiş, cezaevinin gerçekten eve dönüştüğünü gösteren olaylardan biri, daha ne kadar yatacaklarsa. İnadına yaşayacaklar ama, inadına direnecekler, Birdal için hapsedilmenin panzehri. Osman Baydemir’in ziyareti, bir dünya papatyayla. İnsan hakları örgütlerinin dayanışma mesajları, PEN’den, akşam televizyonda Yaşar Okuyan’ın emeklilik yaşı üzerine konuşmaları. 1980’de Mamak’ta birlikte yatmışlar, Okuyan MHP davasından, Birdal KÖY-KOOP’tan, koğuşları bitişik. On dokuz yıl sonra Birdal hapiste, Okuyan ülkenin çalışma ve zortzort bakanı, halkı sıkıntıyı ve yokluğu paylaşmaya çağırıyor. Birdal sesleniyor: “Ey, halkım! Ne paylaşımcısın, sen.” Mater’in kitabı toplatılmış bir ara, askerler neyin nasıl yapıldığını nasıl anlatırlar sonuçta, devlet sırrıdır. Karar çıkmış nihayet, Öcalan idam cezasına çarptırılmış. Tepkiler büyüyecek, sonuçta idam edilmeyecek Öcalan, yirmi yedi yıl sonra yeni statüye kavuşacak. Birdal’ın bir düşü var, bugünkü açıklamalarla paralel. “İdam kararı infaz edilmiyor. Genel af ilan ediliyor. İnsanlığa karşı suç işlememiş bütün siyasiler ve adliler cezaevinden çıkartılıyor. Ulusalüstü insan hakları ve hukuk belgelerine dayalı bir anayasa hazırlanıyor. Kürtlerin anayasal yurttaşlık hakları kabul ediliyor. Kürtler bu hak ile, kendi kimlikleriyle kendi dil ve kültürlerini kullanabiliyor, geliştirebiliyorlar. Farklı kimlik ve kültür toplulukları meşaleler yakmışlar, Kızılay meydanına eğleniyorlar. Kardeşlik türküleri söyleniyor. Bugüne değin zorunlu göç etmiş olanlar yükleriyle yollara düzülmüşler, köylerine, topraklarına dönüyorlar. Köylerin, evlerin, ormanların inşaası için bir seferberlik başlatılıyor. Bölgede demokratik düzenlemeler yapılıyor, paramiliter yapılar dağıtılıyor. Savunma ve silah harcamaları durduruluyor. Dış güvenlik için zorunlu harcamalar dışındaki ödemeler, eğitim, sağlık, kültür ile toplumsal gelişmeye ve kalkınmaya yatırılıyor. Çalışanların grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakları veriliyor. Emeklilik yaşı, emekliliğe ayrılacakların da kabul edeceği yaşa çekiliyor. Türkiye aleyhine alınmış açık ve gizli anlaşmalar iptal ediliyor. Helsinki zirvesinde Türkiye, AB’ye aday ülkeler arasına alınıyor. Türkiye diplomatları toplantılarda artık saygı ile karşılanıyor.” (s. 44) Daha gidiyor böyle, düştür. Diğer yanda necip insanımız var, Birdal’ın adliyeye giderken maruz kaldığı muamele çok tanıdık. Valla çocuk şubeye gittiğim bir sefer mevzuyla çok ilgili bir polis bütün şefkatini göstererek öğrencimin korkusunu dağıtmış, sevgi dolu bir ortam oluşturmuştu: “Niye çaldın lan, kız için mi çaldın, kıza bi’ şey mi alcaktın lan?” Birdal’ı araca alıyorlar, ter kokusu, huzursuzluk, tedirginlik. Eşlikçi için dünyanın en normal şeyidir, zaten umurunda değildir götürülen, sorar: “Dayı kaç kurşun yemiştin?” Şu sorunun verdiği dehşet, ne yazık ki. Sallamıyor Birdal, adam tekrar sorunca cevap veriyor, “İyi can varmış,” diyor adam. Bir başkası vurulmanın konuşmadan önce mi sonra mı olduğunu soruyor, aslında önemli bir şeyin parçası olmak için soruyor, cevapla yapacağı hiçbir şey yok. Çaycuma’dan “kart dostu” Ayfer Saki, bugün politik eylemlerde sıklıkla yer alıyor. Attilâ İlhan nasıl konuşuyor öyle, merkez sağdan bir siyasetçi sanki, kanalı çeviriyor Birdal. Türk-İş Genel Sekreteri Şemsi Denizer vurulup öldürülmüş, İlhan hâlâ konuşuyor herhalde. Kürtçeyi meclis albümünden çıkarmaya çalışan Yıldırım Akbulut, hayatını kaybeden yoldaş Can Yücel, 17 Ağustos’ta deprem, af haberleri, acayip bir dönemde içeri girmiş Birdal, sabrederek çıkmayı başarmış ama cezası kesinleşince tekrar hapse girmek için hazırlanmaya başlamış, finalde öyle söylüyor. Tanıklıktır, tarihtir, okunmalı. Hemen yardıma koşan komşular insanlık gösteriyorlar, Yunan veya Ermeni kanının depremden kurtulanlara verilmeyeceğini söyleyen bakanı unutmuşum, hatırladım.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!