“Herhalde, babam da hastanede onu ziyaret ettiğimde aynı şeyleri düşünmüştü. Bana bakarak aklından şunları geçirmişti. ‘Gelecek bu çocuğun, benden geçti artık; şimdi, yarını saatli bir bomba gibi bu çocuk içinde taşıyacak artık.’ Bunları düşündüğünden kesinlikle eminim. İşte, baba! Bak, buradayım, bomba patladı ve ben payıma düşeni yaşadım. Benim için nasıl bir gelecek hayal ettiğini bilmiyorum ama ben şu hastanede, felçli yatıyorum; gene de mutluyum çünkü sevdiklerimle beraberim.” (s. 179) Sevdikleri: Verjin, Rupik, Satenik, Hagop, yaşayanlar ve yaşamayanlar. Anlatıcı, A diyelim, düşünsel işlevini genç yaşlarda belli bir düzene koyduğunu anlatır, aslında soyut düşünme becerisini geliştirmiş, determinizmin kodlarını içselleştirmiştir. Satenik ziyarete geliyor, konuşuyorlar, kızının yüzünden “bir gölge” geçiyor bazen, A düşünüyor, sebebi ne olabilir? Rupik, torunu, ara sıra ziyarete geliyor, çocuk, neşesi hiç kaybolmadığına göre Satenik’le Hagop arasında bir sorun var belli ki. Doğru mu, hemen senaryoyu oluşturuyor A, kızıyla birlikte çıkıyor hastaneden, sevdiğinin yaşamının bir parçası oluyor yatarken de. Eve dönerken o ağaç, altından geçiyor Satenik, yolda esnafla muhabbet, hastanedeyken ne demişti, Hagop’un yıllardır dargın olduğu kardeşinin evine, yemeğe gidecekler. Uzunca bir süre alması gereken iş bu barışma, kısa bir cümleyle aktarıldığına göre çok daha fazlasını gizliyor Satenik, neden gizliyor? “Hep sıradan bir kişi oldum ve insanların yarattığı binbir güçlüğün, karışıklığın altında basit, çok basit bir yaşam olgusunun yattığına inandım. Tüm çabalarım da bu yalın kavramla ilgili düşünsel birikimler oluşturmaya yönelikti.” (s. 18) İhtimalleri düşünüyor, kurguluyor, uyduruyor A, kardeşliğin durduk yere hatırlanması zor, başka bir durum ama ne? Gizlemek de yalan, gerçekle doldurulunca gerçeğin biçimini aldığından iyi bir yalan: meğer dükkânı satmaya karar vermiş Hagop, bir gün yolda karşılaşmışlar da kuyumcu olmasını teklif etmiş kardeşi, hepsi bu ve doğru. Ama nerede kuyumculuk, Rupik’in ağzından kaçırmasıyla ortaya çıkıyor, yıkılsa da gerçeği öğrendiği için memnun A, tabii o sarsıntıyı atlatması zor. Başta dükkânı satıp satmamayı danışmadığı için damadına darılıyor A, kızına karşı yüzünü asıyor, ne demek A onca uğraşıp her an ailesinin yanında olurken onların hiç haber vermemesi bu durumdan, Satenik unuttuğunu söyleyip özür diliyor fakat unutulacak şey değil, unutulduysa A’nın önemsiz olduğunu gösteriyor bu. Onca sevgi nereye gitti, niye sevdi A, pişman oluyor ailesine duyduğu bitimsiz sevgiden ötürü, kalbinin parçalanmasından acı çekerken. Sırf yaşayanlarla değil, eşi Verjin’le de beraber hayal kurarken, tavana yansıttığı geçmiş. Beth Harmon yapıyordu bunu, gerçi o gelecekteki hamleleri öngörmeye çalışıyordu, burada geçmişten sahneler. Eşinin ölümünden sonra kimseyle birlikte olmamış A, aşka saygı. Üç kadın, üçüncüsü Verjin, ilki evde çalışan ve evin prensine erkekliğin nasıl bir şey olduğunu öğreten hizmetli, diğeri on sekiz yaşında dudaklarından öptüğü kız, merak ediyor A nerede olduklarını. Hüzünlü huzur, kaybolanların yası tutulmuş, aylardır hastanede yatıyor adam, düşünebileceği herkesi düşündükten ve anıların getirdiği acılarla boğuştuktan sonra sevgiyle hatırlamak kalmış artık. Babası mesela, sarıldığını hatırlamıyor ama birbirlerini çok sevdiklerini biliyor A, küçük jestler, bir iki sevgi sözcüğü belki, duygudan emin. Bir de o yıkım günü var tabii, birlikte dayanmışlar dükkânlar yağmalanırken, dostları göç ederken, A babasının ölümünün dışında Anadolu’yla, o küçük köy evinin ışığıyla bağı koptuğu için de çok üzgün. Karanlık bir pencere artık babasının çocukluğu, hikâyeleri öğrenseydi keşke. Hastanedekileri düşündüğü zaman benzer bir kopuş var, sebebi farklı bu kez: o Rum uzun süre yattıktan sonra taburcu olmuş, yarım yaşamını bırakıp gitmiştir, A sadece mutlu olduğunu umar, gerisini kurgulayamaz. Margos’un durumu daha değişik, anlatılan zamanın bir bölümünde yan yatakta Margos, A ısınamamış ama yine de konuşuyor adamla, ara sıra iğnelese de. Kusar, hastadır, etrafı kirlettiği için hemşirelerce azarlanır Margos, A da laf sokmaktan geri durmaz ama yanlışının farkındadır, suçluluk duyar. Adamın patavatsızlığını -felç kaldığını bilmesine rağmen en kısa sürede iyileşmesini dilemek nedir, A’ya göre basit düşünmenin sonucu, tek boyutlu, kötülükten değil- yüzlemez de içinde paramparça eder, birleştirdiğinde canını sıkmaz artık Margos’un söyledikleri. Nihayetinde taburcu olur, sevdiklerine kavuşur, A için sevinçtir. O küçük çocuk kısa süreliğine yatırıldığı zaman, Alis’in varlığıyla başka sevinç bu kez, hem yeni sorgulama biçimleri. Gecedir, eve gidip oğlunu yalnız bırakmayacaktır Alis, geceliğini giymek üzere sütyeniyle kaldığında gözlerini sımsıkı kapayan A düşünür, acaba yaşlı bir adama yaşadığını hissettirmek istiyor olabilir mi kadın? Yoksa masumca bir davranış mı, bilmek mümkün değil. Güler yüzlüdür Alis, Satenik’le de arkadaş olduklarından A’nın ilgisini iyice çeker, kadınların bir araya geldiklerinde “ben”lerini rahatlıkla ortaya çıkardıklarını anlar, kadınlarla yeni ilişkilenme biçimlerini irdeler. Gündelik yaşamdan felsefe kırıntıları, hoş. Fakat aradaki yaş farkına değinen bir şey söylediğinde A, Alis hemen cevabı yapıştırır, kendisini kızının yerine koyabileceğini söyler, yıkar geçer A’yı! Yeri miydi yani, adamın hayal ettiği kadın silindi gitti artık, düşüncelerinin önemli bir bölümünün yerine başka şeyleri koyması lazım. Uğraştır, neyse ki zamanı var.
Nasıl, insanlar bir araya geliyorlar, insanlar bir daha görüşmemek üzere ayrılıyorlar, hastanede veya sokakta, her yerde ve her zaman. Margos’u bir daha görmeyecektir A, bilir, yaşamı boyunca bir daha görmeyeceği insanlarla iletişim kurmuştur çoğun, düşününce sosyal yaşamın geçici ve kalıcı olgularını gruplarken hiçbir şeyin öngörülemeyeceğini sezdirir. İndeterminizm bu kez, insanın algıladığı zamansallığı evrene yayması diyebiliriz, o an yaşanılanın geçmişe ve geleceğe dair hiçbir veriye sahip olmaması, rastgelelik biraz. Eh, o muz kabuğunu iki yönden de inceleyecek tabii, dengeyi kurmaya çalışacak. Kimin attığı belirsiz, çocuğun teki olabilir, belki bir adam manavdan aldı da yedi hızlı hızlı, çöp tenekesine atıp tutturamadı, kabuk düşüverdi kaldırıma. Oysa evrenin doğuşundan belliydi, evrenin doğuşundan o âna kadarki olayları inceleyince kaçınılmaz. Dükkânından çıkmasını geciktiren olay, aynı, yetişmesi gereken yere koştururken dikkatinin dağılması, olası ki olmuş, sonuçta kabuğa basıp vıjt diye kaymış adam, artık nasıl bir düşmeyse komaya girmiş, yatmış hastanede kaç gün. Kendine gelişinin uzunca anlatımı, muhteşem. Başta umut veriyor doktorlar, iyileşme ihtimali var herhalde, herkes umutlu. Derken dingin bir mutluluğa dönüyor ailesinin hissettiği, A anlıyor, yatalak artık. Satenik hep birlikte olacaklarını, babasını bir an olsun bırakmayacağını söyleyince kaygılanıyor A, o eve gidip kızının yaşamını zorlaştırmayacak asla, hastanede kalmak istediğini söylüyor. Bir iki ısrardan sonra gerisini getirmiyor Satenik, babasının fikrini zamanla değiştireceğini düşünüyor da Kanada’ya taşınma planları, bambaşka bir şey. En az bir yıl varsa da A için ne büyük üzüntü, bütün gücünü yitirdiğini düşünüyor, ailesi kendisinden uzaklara gidecek de neyin hayalini kurabilecek, hayal kurabildiği ölçüde yaşayan bir adam için ölüm. Romanın da sonu aslında, yine bir şekilde teselli bulan A önünde uzanan zamanı daha iyi değerlendirecek artık, daha fazla şey hatırlamak için daha yoğun yaşayacak. Gerçi Kanada’ya götürülüp götürülmeyeceği belli değil, yine de doğup büyüdüğü yerleri bırakması zor.
İyi roman, denk gelen kaçırmasın.












Cevap yaz