Kum‘unu da bitirdikten sonra Howey’ye dokunmayacağım daha, köpük bilimkurgudan bıktım. Wattpad ayarı: az bilim kat ama az, karakterler zaten über uzman oldukları için verili dünyayı irdelemesinler, her şeyin her şey olduğuna zort diye uyumlansınlar, mesaj göndermenin saçma sapan pahalılığı gibi zorluklara alternatif üretilmemiş olsun kaç yüz yıldır, anlatıcının mesafesi izahtan vareste, cliffhanger dayıyor da dayıyor, bütün ucuzluklar var anlatıda. Vallahi içim şişti okurken, taktığım kanca çıkıp çıkıp durdu, acı çektim. Şükür, bitti, en başta tahmin edilebilecek şey oldu üstelik, Juliette’le tayfası dışarı çıktılar, şöyle bir dolandılar, az yürüyüp baktılar ki dünya camdan göründüğü gibi değilmiş, sis pus bok püsür bulutunu geçtikten sonra ağaçlar yeşil, gökyüzü maviymiş. Diğer silodan Donald birader anlatmaya çalıştı ama tehdit de etti bunları, yakalanıp tekme tokat dövüldükten sonra kardeşi Charlotte telsizin başına geçti de bir kere düğmeye basmıştı Thurman, diğer silodakileri mahvetmişti, Juliette’i barış getirdiğine inandıramadı Charlotte. Sözde. Kader ortağı olduklarını düşünmeye başladı bir anda Juliette, konuşmanın bir yerinde zart diye ikna mı oldu ne oldu, “çıkışta” karşı tepeden gelen Charlotte’u hemen aralarına aldı, zottirik bir final diyaloğuyla mutlu yarınlara el salladılar, yallah bitti gitti? Acayip işler. Salak Darcy’den de bahsetmeli, bu arkadaşımız 1. Silo’da önemli bir işte çalışıyor, tabii ki o dünyaya dair şüpheleri şak diye gelişiyor Charlotte’la karşılaştıktan sonra. Önce gözaltına alacak sanıyoruz, sonuçta Charlotte -abisi Donald uyandırmıştı bunu, dron uçurdular da dünyanın boku o kadar da yemediğini anladıktan sonra Donald tam bir avanak gibi yakalattı kendini, gizlenen Charlotte’un gözü önünde sağlam bir sopa yedi, sonra dondurulmak üzere götürüldü de Charlotte eyvahlar içinde dolandı durdu- Eren’ı öldürdü boğuşmada, 1. Silo’nun sevilen elemanlarından Eren işinde gücünde, silonun güvenliğini sağlamaya çalışan sempatik(?) adamlardan biriydi, kan gövdeyi götürdükten sonra kimsenin Charlotte’a merhamet göstermeyeceği belliyken Darcy düşündü o an, bir şeyler yerine oturmuyordu, Charlotte’un söyledikleri doğru olabilir miydi? Bu seride karakterler her şeye inanmaya çok meyilli, sanki toplu bir histeri halinde inanıyorlar, herkes mantığının sesini dinlemekte çok mahir, “Ulan doğru olabilir mi acaba?” diye düşünmekten iş yapmaya vakitleri yok. Sonuçta Donald kirişi kırıyor, Thurman’dan kurtulduktan sonra kendini feda edip gümletiyor mekânı, Darcy bütün sistemi cortlattıktan sonra mort, Charlotte mutlu yarınlara ve yeni dostlarına doğru koşmaya başlıyor. Meh. Her şeyin başındaki Thurman görememiş olacak, kızı Anna neler neler yapmış öyle meğer, nanobotları hücre yenileyici, beden überleştirici biçimde salmış, Donald’ın uyandırılması için sistemi ele geçirip bir şeyleri değiştirmiş filan, Helen’a duyduğu aşk yüzünden Anna’yla birlikte olup kendinden nefret etmeye başlayan duygusal zekâ kıtı Donald tarafından öldürülmese -serinin en dandik bölümü bu arada, bir yerde Anna yüzünden siloya girdiğini düşünüyor Donald, görüyoruz ki nükleer bombalar patlarken Charlotte da Anna’yla birlikte çekiştiriyor Donald’ı, kardeşine hiç tepki göstermeyen Donald gidip Anna’yı uyandırıyor ve tetiği çekiyor, saçma sapan bir şey- muhteşem katakullilerini sürdürmeye devam edecekmiş de olmamış. Bilgisayarlar siloların hayatta kalma oranlarını hesaplıyorlar, meğer teker teker “kapatılacakmış” silolar da tek bir silo kalacakmış geride, nihil nihil kokuyor ortalık fakat pek zeki, pek kurnaz Anna bu sisteme dokunamıyor, dokunsun diye Donald’ı uyandırıyor kimseye çaktırmadan? Meh. Juliette o kadar salağın arasında aklı en başında karakter, bari diğer siloya ulaşmak için derinlerdeki kazıcı makineyi çalıştırıyor da kurtarıyor insanları, gerçi onların başına gelmeyen de kalmıyor. İçeride yine bir galeyan, bir ayaklanma, bir şey, çocuklardan biri düşüp ölüyor, diğeri zorla evlendiriliyor, araya minik minik hikâyeler karışıyor böyle de hayatlarını kurtarmaya çalışan insanların tepkileri tutarsız, garip garip şeyler giriyor araya, kancayı takıldığı yerden kurtarıyor. Juliette yine kurtarmaya çalışıyor hepsini, başlarına iş gelmeden önce silodan kurtulma yollarını düşünüyor fakat halk isyana teşne, halk baştakini indirecek er geç, elini çabuk tutması lazım Juliette. Neyle uğraşıyor, din adamları halkı örgütleyip isyan çıkarmaya teşvik ediyorlar, Tanrı yerin dibine doğru kazmayı yasak mı etmiş, mekruh muymuş öyle şeyler, bilmem ne. King illa yapar bunu, araya bir tane manipülatör koyar, felaketten kurtulmaya çalışan pek parlak insanların işini zorlaştırır, Howey de ne bulduysa atıyor araya. Geride kimse bırakılmayacak tabii, Juliette onca zorluk çıkaran rahibi pışpışlayıp cemaatinin başına tekrar geçmesini istiyor mesela, arada böyle dandiklikler yapıyor da neyse ki ne facialara yol açtığını görmüş rahip, psikolojik olarak çöktüğü için cehennemin dibine gidip saklanıyor yarım aklıyla. Ne var başka, Charlotte’un ortalıkta dolandığı bölümlerden birinde o dünyaya dair bilgi kırıntısı: “Askerî yaşamın rutinleri de burada yaptıklarına benziyordu. Bir bakıma hepsi de onu böyle bir şeye hazırlamış, kadını delirmekten korumuşlardı. Bir yere kapatılmak onun, [sic] için yeni bir şey değildi. Dışarı çıkmanın güvenli olmadığı, terk edilmiş bir çölün ortasında yaşamak da öyle… İkinci İran Savaşı sırasında Irak’ta konuşlandırıldığından üssü terk etmemek, ranzasından kalkmamak ya da tuvalet bölmesinden çıkmamak tarzı dürtülere alışkındı. Bunlar fiziksel olduğu kadar mental egzersizler de gerektiriyordu.” (s. 67) Charlotte abisinin geride kalışına elbet karşı çıkıyor da Donald’ın bir tür hastalığa yakalandığını, yakın zamanda öleceğini biliyor, dolayısıyla yine bir klişe. Koca seriyi klişe yığınının uç uca, kötü bir şekilde eklenmesi olarak değerlendirebiliriz. Polisiye de var bu arada, bakıyorlar ki derin dondurucularda kan var, dondurucuda yatan insanın kanı mı, başkasının, o zaman bir şeyler dönmüş olacak, acaba başka bir dondurucuda mevzu var mı, elbet var, demek ki bir şeyler değiştirilmiş, acaba kim değiştirmiş, neler olmuş, üfürükten bir heyecan dalgası. Juliette’le Lukas’ın diyalogları, ya rab, koru sabrımızı, bu ikisi arasındaki tartışmalar birinin oradan çıkış yollarını aramasından, diğerinin silo halkını coşmamasını sağlamak istemesinden kaynaklanıyor da o kadar yüzeysel, basit bir yerden kuruyorlar ki argümanlarını, elimde pürmüz olsa vuf diye sıkacağım alevi, bitecek bu ıstırap. Davranışlarının motivasyonu hakkında konuşuyorlar, Lukas hiçbir zaman aynı yerde kalmadıklarını, yaptıkları her şeyin iz bıraktığını söylüyor, kocaman bir kararlar halkasıymış. Vay canına ya. “‘Ve her hatamız. Ama yaptığımız her iyi şey de öyle. Ardımızda bıraktığımız her bir ufak dokunuş ölümsüz. Hiç kimse onları görüp hatırlamasa bile bunun bir önemi yok. O iz her daim yaşananlardan, yaptıklarımızdan, kararlarımızdan müteşekkil olacak. Geçmiş sonsuza kadar yaşar. Bunu değiştirmenin bir yolu yok.’” (s. 148) Argonla ilgili bir bölüm var, o kadar bezdim ki, öyle büyük bir sırrı açığa çıkardığına dair okuru yönlendirme falan, yazı da bitmek bilmiyor yine. Şöyle özetleyip bitireyim: çok kötü bir klik çok kötü bir çözüm üretip dünyayı çok kötü bir duruma sokuyorlar ama bitmiyor, o durumu daha da kötüleşecek biçimde tasarlıyorlar, sonra o klikten bir iki kişi yedikleri boku anlayıp bir şeyleri düzeltmeye çalışıyorlar, o sıra silolarda yaşayanlarla tokuşuyorlar, birlikte plan yapıyorlar veya çatışıyorlar, sonra silo sisteminden kurtulan tayfa dağ bayır koşmaya başlıyor umuda doğru. Evet. Diziyi de izlemeyi bırakacağım, işim bitti bu salak evrenle.












Cevap yaz