Hugh Howey – Vardiya

Neden sadece bir kişiyi gönderip kameraya silecek takmadıklarını düşününce ittire kaktıra gidiyorum, bitmiyor, derken bitti. Semboliktir, cezayı yiyen veya isteyen çıkıp zımbırtıyı siler veya silmez, tamam da ölüm korkusuyla içeride tutmaya çalışıyorsun insanları, şöyle pırıl pırıl bir ölüm göster, dışarıda dünya boku yemiş, herkes görsün. Yok. Serinin ikinci kitabında yok gerçi ilk kitaptaki fedalar, siloları kuran aşırı bürokratik abilerin dünyayı nasıl o hale getirdiklerinin hikâyesi var bir yanda, diğer yanda ilk kitabın ansızın pörtleyen karakterlerinin geçmişlerini görüyoruz, Lukas’la telsiz bağlantısı kuran dayı (Donald/Troy) olsun, Juliette komşu siloya gittiğinde peşine düşüp korkudan ödünü patlattığı adam (Jimmy/Solo). Donald dondurulup tekrar çözdürülerek yüzlerce yılın olaylarının birleşmesini sağlıyor, vardiyadan kasıt bu, sistem krize girdiği zaman abileri uyandırıp sorunlara çare bulmalarını sağlıyorlar. Meclis üyeliği silonun alelade insanlarından biri olmamasını sağlamış, Donald yönetim işlerini iyi yürüttüğünden -mimar olarak da iyi iş becermiş, bütün silo sisteminin inşasında payı büyük- yüzer yıl arayla üç kez uyandırılıyor, özellikle ilk kitapta üzerinde durulan isyanlar, ayaklanmalar, toplumsal çalkantılar, ne varsa duruma el atıyor. Sonuncu uyanış biraz dandik, her şeyin başındaki Senatör Paul Thurman yerine -Juliette arazi olunca çanlar kimin için çalıyor, hemen 1 numaralı adamı uyandırmalı- Donald uyanıyor? Donald’ın üniversiteden eski sevgilisi, tam bir musallat, Thurman’ın kızı Anna ayarlamış bu alavereyi sözde, kimsede eşkal bilgisi yok filan, yanlış kişinin uyandığını kimse anlamıyor? Güvenlik prosedürleri mi tavsadı artık ne oldu, gerçi var mı öyle bir prosedür, hani her şey yazılımlarla, kanunlarla falan belirlenmişken bu kadar fahiş bir hata, bilemiyorum. İnsandan yana umut yok bu konuda, siloda yaşayanların hafızaları kilit altında tutuluyor, zart diye sıfırlanabiliyor bazen, kimse kimseyi tanımayabilir, e über bilgisayarlara yükleyin veriyi de. Neyse, 1. Silo’da yönetim kademesi yer alıyor, 2052’deki big bada boom sırasında mantar bulutlarını gören herkes yallah silolara giriyor, gazı bir basıyorlar, eski dünya yok artık. Bu kadar kolay. Senato açılışı mıydı neydi, Thurman coşku dolu konuşması sırasında kreşendoyu bir salıyor, her yer cehenneme dönüyor, kurtulmanın tek yolu aşağı inmek. Unutmaya dirençli olanlar var, keşfedildikleri zaman itinayla muamele görüyorlar, diğerleri sessiz sedasız yaşayıp bildiklerini miras bırakıyorlar. Meşhur isyandan sağ kurtulan Mission’ın bölümü bu mevzuyla ilgili, silolar o kadar dağınık ki neyin nereden pörtleyeceği, kimin neyi bulacağı belli değil, Mission elde ettiği bilgilerle işkillenmeye başlamışken isyan patlıyor, millet birbirini eziyor, havaya uçuruyor, gazı bastıkları zaman kafalar cincik gibi. Üç yıl sonraya atlıyoruz, Mission aile kurmuş, çocuğuna “Allison” adını vermiş. Bazı şeyleri hatırlamaya başlayınca not alıyor, üç dört kuşak sonrasına mesaj. Şerif Holston’ın eşi Allison dördüncü kuşaktan torunu galiba Mission’ın, yeterince şüphelenince gerçeği görmek için kendini dışarı atmıştı malum. Patlamaya dönelim, olay nanoteknolojinin yıkıcılığına bağlanıyor, yeryüzünde kalmaya devam eden herkes pat küt ölecekse neden yerin altında deney hayvanı gibi yaşamasınlar, yaşasınlar. İran’a girilmiş, kitabın başında takım elbiseli janti abiler olarak beliren Donald’la Thurman’ın muhabbetlerinden anlıyoruz, ABD dünyanın jandarmalığına soyunmaya devam ederken gözle görülmeyen makineler canına okumuş olacak, insanları kurtarmak için başka yol bulamamış Thurman’la ekibi, niyetlerinin iyi olduğunu varsayıyoruz tabii. Zort diye bölüyorum şimdi, diziyi izliyorum yazmaya ara verince, zımbırtıyı durdurup tamir etmeye çalıştıkları bölümde Juliette aletin tepesinde çalışıyor, zamana karşı yarışıyorlar, basınç yüzünden her şey havaya uçabilir. Barometre kızarıyor, herkes panikle çalışmaya devam ederken işi en iyi bilen, tepede işini yapması gereken Juliette bir koşu aşağı iniyor, itfaiye hortumunu kaptığı gibi makinenin içine giriyor, kızgın kapağa su sıkmaya başlayınca basınç düşüyor? Ne kadar acayip bir çözüm bu ya, ne yaratıcılık, lan oğlum baştan koysanıza birini oraya da su sıkıversin haşlanana veya iş bitene kadar?

Deli kuruldum, uflaya puflaya okuyorum zaten, yazının bitmesine de var daha, bakayım ne yazabilirim. “Troy” ve “Helena”, Donald kim olduğunu bilmiyor tabii uyanınca, bir kezinde adı Troy da çözüyor aradaki bağlantıyı, anı parçalarından çıkarıveriyor geçmişi, Helen’i hatırlıyor. Âşık olduğu kadın ne oldu, 2052’de Donald’ı apar topar 1. Silo’ya soktuklarında başka siloya alırlar onu, Donald’ın en yakın arkadaşıyla evlenir, çocukları olur, doğal sebeplerden ölür. Anna’nın yediği halttır bu, onun yüzünden eşinden ayrı düşmüştür Donald, son vardiyasında bu sebeple Anna’nın küvözüne gelir, kadını uyandırır, basar zehri. Hızını alamaz, gider Thurman’ı da uyandırır, dünyanın boku yemesiyle ilgili kısa bir sorgulama, sinir stres, kurşunu sıkıverir. Önceki vardiyalarında uyandırmasına izin verilmeyen kız kardeşini uyandırır sonra, Charlotte ordu mensubu bir dron pilotu, 2300’lerde yeteneğini kaybetmemiş. Depodaki İHA’lardan birini uçurur, kameradan bakarlar, dünya mavidir. Donald mutluluktan ağlar, her şey yok olup gitmiş değil de nanobotlar gerçekten yayılmış yeryüzüne, araç bir süre sonra irtifa kaybedip yere çakılır ama göstereceğini göstermiştir zaten. Dizide de elektrikler gidince yanılsamayı yaratan sistem cortluyor da bir anlığına mavi gökyüzü, yeşil çayırlar görünüyor, o hesap. Göreni unutturuyorlar, Mission’ın bölümleri sistemin dinamiğini olanca açıklığıyla gösterdiği için önemli: Karga var, Mission’la arkadaşlarının, daha da pek çoğunun öğretmeni, bir nevi kalıntı deposu, eski dünyaya ait kalıntıları korumak büyük suç olduğu için gizli saklı işler de çok fakat isyan patlamış, hafıza ortadan kaldırılacak, Mission zeki olduğundan kimin tehlikede olacağını kestirip arkadaşlarını öğretmenlerinin mekânına toplamak için mesaj gönderiyor, kendi de yola çıkıyor hemen. Yapacak çok da bir şey yok, silolarda güvenlik önlemleri katı. Mesajlaşmanın aşırı pahalı olması da gudik mesele, taşıyıcılar götürüp getiriyorlar mesajları, kuytu köşelerde radyo yapanlar var filan. Yahu üç asır geçmiş aradan, SMS’i tekrar icat etmeye gerek yok da o sürede kimse alternatif üretmemiş mi, acayip acayip işler. Hafıza uçurulduktan sonra Mission: “Suyunu alıp bardağı bir müddet inceledi. Yoksa tanıdığı bir Cam var mıydı? Bu ismi nereden duymuştu ki? Geçmişiyle ilgili hatırlayamadığı bazı şeyler vardı. Boynundaki ve karnındaki yara izleri gibi nereden geldiğini hatırlayamadığı şeyler… Bundan herkes nasibini alıyordu, geçmiş günlerinin bir kısmını kimse anımsayamıyordu ama bu dertten en çok muzdarip olan Mission’dı. Örneğin doğum günü… Doğum tarihini hatırlayamamak onu delirtiyordu. Bunda zor olan ne vardı ki?” (s. 320) Burnumun ucu otuz derece kaykık mesela, düşünüyorum, bulamıyorum neden öyle olduğunu, herkeste bir arıza var, ucube gibi geziyor millet?

Jimmy Parker kaldı, ileride “Solo”ya dönüşecek, daha çocuk. Ayaklanma çıktığında annesi okuldan kaçırıyor çocuğu, güvenli bir yere götürmek için zamanının olduğunu düşünüyor ama haber çok hızlı yayılınca bütün silo kıyamet yerine dönüyor. Baba, anne, bulunduğu yerin kapısının şifresini verse kurtaracak onları Jimmy, vermiyor, ailesini öldürüyorlar. Silo nüfusunun çoğu ölüyor da kalanlar yıllar sonra bile tehdit, arada sırada canını kurtarmak zorunda kalıyor Solo, Juliette’le karşılaşana kadar otuz yıl boyunca yalnız takılacak. İlginç hikâye.

Üçüncü kitabı da bitireyim, daha okumayacağım Howey. Öff, bir kitabı daha var gerçi. Neyse, dizi daha bir katlanılır.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!