Yeşil Ev‘in dünyasını dümdüz görünce kafam almadı bir. Nasıl yani, otuz yılın içinde oradan oraya savrulmayacak mıyız, şak diye değişmeyecek mi sahne, yok, düz. Son bölümde iki diyaloğu iç içe geçiriyor anlatıcı, aşinalık, o kadar da uzaklaşmamışız. Belki. Kaçakçılık bahsi, Yeşil Ev’in kendisi, yalnızca bir kez anılacak, çok dar bir zaman aralığında geçiyor hikâye, Lituma’nın tayfadan azıcık kopup kolluk kuvveti olarak çalışmaya başladığı dönem. Çevirmen değişince tayfanın adı da değişmiş tabii, “Dikkafalılar” olmuş “Tıpasızlar”, esas romanın oynarlığını düşününce mantıklı. Şimdi, keçiboynuzu ağacına asılmış genç bir adam, bıçakla doğranmış, üstünde sigara söndürmüşler ama işkencenin boyutuna bakınca en az acı veren yöntem bu olsa gerek, dilim dilim doğramışlar, taşaklarını baldırlarına kadar indirmişler, kesip veya çekip. Genç, ince, esmer biri, Lituma gördüğü zaman, “Orospu çocukları,” demekten alamıyor kendini, insana yapılmayacak şey. Cesedi bulan çoban oğlan kimin yaptığını bilmiyor da Lituma elini çabuk tutsa iyi olur, keçileri çalınacak yoksa. Taksiciyle birlikte indiriyor cesedi Lituma, karakolun atıyla veya bisikletiyle gidilemeyecek kadar uzak bir yerde mevzu varsa taksi tutuyorlar, anlatıcı araya atıveriyor böyle hal bildirir ayrıntıları, mesela Uluslararası Petrol Şirketi varmış kasabada, güvenliğini sağlamak için tam teçhizatlı kaç asker mevcuttur acaba, adli vakaları çözmek içinse at. Jeton sonradan düşüyor, taksi şoförü tanıdığını söylüyor oğlanı, bolerolar söyleyen, iyi gitar çalan, yakışıklı, eğlenceli bir tip. Tayfa toplaşıyor, barda cinayet hakkında mülahazalar, hangi şerefsizin işidir, Teğmen Silva o şişko karıyı düdükledi mi nihayet, orostopolluk yapamayacak kadar yumuşak bir yüreğe sahip olan Lituma o işin adamı olmadığı halde daha ne kadar sürdürecek polisliği, hikâyenin boyutlarını belirleyen bir muhabbet dönüyor mekânda, esas romandaki muhabbetlerin tonu elbet tanıdık, delifişeklerin sesi ne değişecek, bir de şu Josefino’nun sağlam sopa yediğini hatırladım, Lituma henüz hapse girmediği için şerefsizlik yapmamış Josefino, araları iyi. “Parça parça doğranmış Palomino Molero’nun kanlı görüntüsünü kafasından silemeyen Lituma Tıpasızlar’ın özgür ve tasasız yaşamını sürmek varken aynasız olduğuna pişman olup olmayacağını merak ediyordu. Hayır, olmayacaktı. Bombok bir işti, ama her gün yemek yiyordu, yaşamı belirsizliklerden kurtulmuştu.” (s. 13) Çocuğun katili kim, soruşturulacak, Teğmen’in gri karakteri açığa çıkacak: annesi yaşında Adriana’yı öyle veya böyle yatağa atacak atabilirse, takıntı olmuş, kadın eşini aldatmayacak, Tanrı izliyor yukarıdan, herkesin gözünün önünde işlenecek günah değil. Ne kadar terslenirse terslensin vazgeçmiyor Teğmen, “beyaz”, yakışıklı, gelecek vadediyor, davayı çözme konusunda da elinden geleni ardına koymuyor. “Düşündüğümden de daha çok uzadı bu iş, am bir gün nasıl olsa olacak. Neden biliyor musun? Çünkü ant içtim: O şişko karıyı düzmeden, Palomino Molero’nun katilini bulmadan ölmeyeceğim, diye. Hayattaki iki amacım bu, Lituma. Terfi etmekten bile önemli bunlar -ama ben senin yerinde olsaydım bunu çok ciddiye almazdım.’” (s. 67) Yerli kadını fethetmeye mi çalışıyor, kıça kaçan kumaşı gördüğünde aklını yitirmesi, tombullukla şişmanlık arasındaki farkı kadının bedeni üzerinden eril eril anlatması, leş biri de bulunduğu ortamdan ötürü güneş gibi parlıyor. Lituma da aynı meşrepten, suçlunun kim olduğunu çözemezse huzur bulamayacak yani, gidip Molero’nun annesiyle konuşuyor. Oğlanın gitarı kimdeyse katil de odur anneye göre, askere giderken başta almak istememiş Molero da annesinin ısrarlarına dayanamamış. Lojmanların olduğu bölgede serenat yaptığını duyuyor Lituma, ipucu, aslında askerlikten muaf olması başka ipucu, belli ki muafiyeti bozup gitmesi önemli bir sebepten, ya âşık olduğu kızın yakınına gitmek istiyor ya da yaşadığı yerden uzaklaşıp canını kurtarmak, ortaya çıkacak. Sesi çok güzelmiş Molero’nun, Peder ayinde ilahileri hep ona söyletirmiş, yine o alengirli dünyadan bir karakter, yine bir kez geçiyor adı, daha anılmayacak.
Albay Mindreau’ya çıkmalarıyla ikinci aşama başlıyor soruşturmada, belli ki askeriyeyle ilgili bir sorun var, Molero’nun arkadaşlarını sorgulamak istiyor Teğmen’le Lituma. Albay müsaade ederse. “Ama Albay Mindreau öylesine tepeden bakıyordu ki. Onlara yardım etmeye neden yanaşmıyordu? Çünkü Hava Kuvvetlerindeki heriflerin hepsi kendilerinin safkan soylu olduğunu düşünüyordu. Onlara göre Sivil Muhafazanın jandarmaları adam yerine alınmayacak yarım kan insanlardı.” (s. 27) Albay tersliyor, aracılar sürekli haber getiriyorlar, eğer katilleri bir an önce bulamazlarsa linç edilecekler, rüşvet aldıkları düşünülecek, baskı artıyor. Kışla’ya geliyor ikili, “film yıldızı gibi yaşayan” subayların evlerine bakıyorlar, havuz bile var, akıl alır gibi değil. Bazı askerlerin olup biteni bildiğini düşünüyor Teğmen, bu sebeple Albay’ın karşısında dik duracak ama paparayı da yiyecek, gerekli her raporu yazmış Albay, üstlerine durumu bildirmiş, onların soruşturma açmadığı yerde Teğmen’in eşelenmesi can sıkıcı. Yine de adım adım ilerliyor soruşturma, kapıdan şöyle bir görünüp Albay’ı azarlayan kızından bir şeyler çıkacak. Bir karakter daha girsin oyuna, Liau’nun kasaba sınırında işlettiği genelevde sahneye çıkıp müşterileri rahatsız eden, üzerlerine işeyen, sıçmaya da kalkan pilotu göz hapsine alıyor ikili, adam yine cortlamaya başlayınca karga tulumba sahile götürüyorlar. Albay’ın kızının sevgilisiymiş, Molero’dan bahsedilince önce donup kalması, sonra öfke saçması ilginç. Kızdan bahsediyor daha çok, sözde gelecek yıl evleneceklermiş, pilot terfi eder etmez de hem Albay hem de kızı dehlemişler adamı. “‘Babası onu bırakmaz, çünkü o herif insan değil. Onun ruhu yok, bunu anlamıyor musunuz?’” (s. 60) Kız “sahibinin sesi”ni dinliyor, ne istediğini bilmiyor, etki altında olmasıyla babasının ruhsuzluğu birleşince, eh, bir şeyleri ima ediyor aslında, bizimkiler zeki oldukları için yakalıyorlar mesajı. Karakola gelen imzasız mektuplardan bir ipucu daha, Molero’nun Amotape’deki Lupe’nin evinden kaçırdığını yazmış biri. Kızla birlikte papaz bulmak için gelmişler oraya, bulabilseler hemen evleneceklermiş, bir gün beklemeye karar vermeleri büyük hataymış aslında. Tehlikeli tipler yaka paça götürmüşler adamı, gerisi malum. Alicia, Albay’ın kızı ortaya çıkıyor da anlatıyor asıl hikâyeyi, düğüm yarı yarıya çözülüyor. Kıza göre Albay bütün aşamaları takip etmiş uzaktan, çemberin daraldığının farkında, Teğmen’le Lituma’yı ortadan kaldırmaya gücü var ama bu yolu kullanmıyor, tuhaf. Alicia babasını kurşuna dizip dizmeyeceklerini merak ediyor, her şey açığa çıkarsa yaşayacak yerleri yok artık, nefret ettiği babasının başına en kötüsünün gelmesini diliyor. Silah bile çekmiş ama tetiği çekememiş herhalde. Hikâyenin diğer yarısını bir süre sonra piyasaya çıkan Albay anlatıyor, sakince. Eşi öldükten sonra kızını en iyi biçimde koruması gerek, ensest ilişki tamamen sürpriz ama o kadar şiddetli ki kızın etrafında dolanan herkes ölüme mahkum artık. Delusion etkisi ayrı boyut, kızının iyileşmesi için evini satmış, birlikte New York’a bile gitmişler ama kız iyileşememiş bir türlü, hikâye içinde hikâye yazıp durmuş, gerçekliği çarpıta çarpıta bir hal olmuş. Ensest sırf bir yalandan mı ibaretti, Albay artık bezmiş, ikilinin karşısına çıkmadan önce kızının ensesine bir kurşun, bizimkiler uzaklaşırlarken bir kurşun daha, kendisine. Şişman kadınla ne olduğu başka, ikilinin cinayeti çözdükleri için cezalandırılmaları başka, yan hikâyeler sağlam besliyor ana çizgiyi. İyi romandır yani, o dünyayı sevenler için, Lituma’nın gençliğine bakış.












Cevap yaz