Suat Derviş – Hiçbiri

Ayşegül Utku Günaydın’ın yazısını sona koymak lazım, başa değil, filmin sonunda Titanic‘in battığını başta öğrenmek zorunda değiliz. Bu yazı bir inceleme olduğu için başa alıyorum, Günaydın narsisizm savını karakterlerin davranışlarından, narsisizm üzerine çalışmış bilim insanlarının metinlerinden örneklerle açıklıyor, güzel, modernleşmenin karakter üzerindeki etkisine değiniyor, bu da güzel, ele aldığı Hiçbiri ve Çılgın Gibi‘nin yanına asıl Kendine Tapan Kadın‘ı koymak lazım aslında. Kendine nasıl, neden taptığını anlatıyor kadın, ailesinden görmediği sevgiyi, sınıf atlamak için iyi bir evlilik yapması gerektiğini, her şeyi dile getiriyor, akışkan ilişkilerin ve “çağla birlikte gelişen tüketime yönelik anlayış” asıl bu romanda var, Günaydın’ın bahsettiği iki romanda Kendine Tapan Kadın‘daki kadar açık seçik göremiyoruz nüveyi. Derviş’in karakterlerine altlığıdır: anne veya baba, genellikle anne terk edip gider, çocuk travmatik bir deneyim yaşar, aşk uğruna çocuğunu bırakıp giden annesinin berbat bir insan olduğunu düşünür, insanların her an çekip gidebileceğinden duyduğu korkuyla sağlıklı sosyal bağlar kuramaz, kaygılı bağ bile kuramaz, kurmaz çünkü her türlü bağ acı verecektir önünde sonunda, bu psikolojik durum en iyi yaşam koşullarını aramasına yol açar. Âşık olursa felaket, ilintilidir artık, el yordamıyla sürdürür hayatını da muhabbet bir yerinden patlayınca eski haline dönecektir karakter, bu kez daha beter, tamamen kapanacaktır içine. Hikâyedeki ekonomik bağlamın zayıf olduğu metinlere, bu metne bakalım, Cavide halasının evinde yaşamaya başlar annesiyle babasından koptuktan sonra, kuzeninden daha düşük standartlarda yaşadığını söyleyemeyiz zira ikisi de kıyafetlerine özenirler, Neriman ne giyse Cavide kadar uyduramadığı, güzelleşemediği için kıskançlık duyar, bunun yanında kayrıldığına dair emare yoktur. Yemeleri içmeleri, gezip tozmaları, davranış örüntülerinde -karakterlerin belli misyonlarına uygun belli devinimler- görünür bir fark söz konusu değil, ikisi de tutuluyorlar erkeklere, Cavide’nin İhsan’ın duygularıyla oynamasında tüketim odaklı ilişkiyi nereden çıkarmalı? Sârâ’da iddianın tam karşılığı vardır oysa, daha iyi bir “kısmet”le karşılaşır karşılaşmaz nişanlısını terk eder, mücevheriydi davetiydi derken zenginlerin dünyasına bodoslamadan dalar, üstelik evliliğinden memnun olmaz da alt sınıftan biriyle kaçamak yapmaya başlar. Cavide’nin durumu bambaşkadır, hiçbir maddi kaygısı yoktur mesela, sevmemesini ve sevilmemesini bir tür epifanik yaşamla, coşkuyla, çevresindekilere delirdiğini düşündürecek kadar zıpzıplığıyla aşmaya çalışır. “Özgürlük” meselesini rasyonellik üzerinden ele alıyor Günaydın, dönemin kadın yazarları o zamana dek akılcılıkla doldurulmaya çalışılan kadın karakterleri modernleşmenin etkisiyle toplumun yığdığı cinsiyetçi görevlerden azat ediyorlar, ama, nasıl, bu özgürlüğün getirisi “yalnızlık ve zamanının ilerisinde olma nedeniyle anlaşılamama olgusunun yön değiştirmesi”. Ne yöne? “Arzularının yörüngesine kendisini daha rahat bırakan kadınlar”ın bu bırakışlarını incelemek, bu duruma yol açan nedenleri eşelemek lazım, tepeden inmez çünkü, Derviş’in metinlerinde baştan verilidir. Deli deli hareketler yaptığı düşünülen Cavide’nin serbestiyetine dair ufak bir rahatsızlıktan fazlası yoktur, aslında her normal kadın gibi evlenmesini, aile kurmasını beklerler ama baskı mekanizması çalışmaz, evlenmiyorsa evlenmiyordur, yakınmaktan başka hiçbir şey yapmaz halasıyla eniştesi. Kurum olarak aile modernleşmiştir de asıl iki etkenden bahsetmeli: Cavide’nin annesi Şefika’nın makbul evliliğinin cortlamasıyla Cavide’nin patolojisi. Sırf narsisizme indirgenemez sanıyorum hatta narsisizmden yola çıkarak bir değerlendirme yapılırsa karakter eksik kalır. Aşırı kuvvetli bir kaygı bozukluğunu mutlaka dile getirmek lazım, karakterin zayıflığından birkaç yerde bahsedilmesi fiziksel sağlığın da pek yerinde olmadığını düşündürüyor, hele Neriman’la konuşmalarında ellerinin solgunluğunun Neriman’ın ellerinin kırmızılığından daha çirkin olmadığını söylemesi, bilemiyorum, kendini beğenme hali elbet var ama psikotik bir etkiden bahsedilebilir mi, doktoru Süleyman Paşa’yla kurduğu ilişkideki dürüstlüğü, kendini bütün hisleriyle açmaya çalışması kesin bir yargıya varmayı zorlaştırıyor, nasılsa öyle kabul edilmesi gerektiğini belirtmesi de narsisizmden ziyade sevginin başat olduğu ilişkilenmeye karşı duyduğu çekinceyi gösterir sanıyorum. Kendini sadece kendisinin sevdiğini düşünmesi bir yana, başkasının kendisini sevmemesi için elinden geleni yapıyor, en azından istediği biçimde sevilmeyecekse ki bunun gerektirdiği asgari ölçüt rahat bırakılmak, o zaman sevilmeye ihtiyacı yok, kendi kendine yetiyor zaten. Saldırılmadığı müddetçe yıkıcı davranışlarda bulunmadığını söyleyebiliriz, onun iticiliği bir tür savunma mekanizması olarak ortaya çıkıyor, üç kuruşluk bilgimle narsisizmin çok daha ötesine uzanan, daha kapsamlı bir arızaya varmalı belki. Diğer etkene gelelim, bağlantılıdır bununla, Şefika gençken bir adama âşık olur, kavuşamaz, sonra Ali nam bir felsefe düşkünüyle evlenir. Ali hemen karakter biçer Cavide’ye, nasıl davranması gerektiğini uzun uzun, günlerce, gecelerce anlatır, kadınların şefkatli, vazifelerine düşkün, eşini fişekleyen birine dönüşebileceğinden bahseder. Eskinin temsili, Cavide’nin halasıyla kızı gibi. Gerçi Neriman’ın tam bir örnek sunduğundan da ne kadar bahsedilebilir, ayrı bir tartışma konusu zira âşık olduğu adamla evlenmek istiyor sadece, ailesinin istediği gibi bir yaşam sürse elbet geleneklere bağlılığı Cahide’nin yaklaşımıyla kontrast oluşturabilir ama karakterlerin bu tür dertleri, sorgulamaları yoktur. Aşkı dilediklerince yaşamak isterler, başarırlar da, ikili ilişkilerdeki çatışmalar yüzünden olmaz ne olmazsa. İhsan eve ilk geldiğinde kısa bir süre gördüğü Cavide’nin arkasından sallayınca intikam almak ister Cavide, İhsan’ın yanında, yani yine kendisi gibi davranır aslında, normalden daha aşırı davranmaz ama o dönem bu tür davranışlar diğerine ilgi duyulduğunu gösterdiği için tutulur İhsan, aklı başından gider, içini döktüğünde de ardına tekmeyi yer. Neriman’ın da aklı gitmiştir zira İhsan’ı Cavide’ye kaptırmaktan korkar ama korktuğu başına gelmez. İhsan’ın ortadan kaybolması fena yalnız. Sonra Cavide için gerçek bir meydan okuma: İhsan’ın babası Selim çıkar piyasaya. Çoğu karakter gibi o da paşazade falandır, kendi de paşaydı galiba, herkes bir paşanın bir şeyi zaten. Büyükada’da yazları geçirmece, Şişli’de kışları, sonra geziler meziler derken bürokrat üst sınıfın modernliği doğuyor Avrupa’nın da etkisiyle. Neyse, Şefika âşık olduğu ilk adama yıllar sonra rastlayınca yallah Beyrut’a kaçıyorlar, Cavide geride kalıyor, terk edilmenin yarattığı psikolojik tahribatla deli dolu bir kıza dönüşüyor. Ey, onca söylev, mazbut kadınlık dersleri ziyan oldu, Ali tası tarağı toplayıp Avrupa’ya gitti, Cavide’nin etrafında acısını hafifletecek kimse yok. Demek evlilik, öylesi bir yakınlık engel değil mutsuzluğa, neden evlensin Cavide? Özgürlüğün toplumsal kaynakları geri planda kaldı şimdi, tamamen karakterin travmalarıyla biçimlenen türden bir özgürlük var elimizde. Hele Sârâ’nın özgürlüğü hepten tartışılır, zengin olmak, ailesini o pislikten kurtarmak, dökülen bir evdense konaklarda yaşamak için birinden ayrılıp birine yanaşması uzun süredir devam eden tartışmalara getiriyor konuyu, sömürü sisteminin yeniden üretimi mi Sârâ’nın seçimleri yoksa bedeni üzerinde söz sahibi olmasının sonucu mu? Bar bar bağırıyor bu örnekte ekonomik gerekçeler, bilemiyorum, zaten şu kadar yazdığım şeyi de çorbaya çevirdim uykusuzluktan. Özetlemek gerekirse hiçbiridir Cavide için, sevilecek ve sevecek insan yoktur, Selim buzlarını eritir Cavide’nin, aşkı tattırır da oğlu İhsan’ın da Cavide’ye âşık olduğunu öğrenince geri çeker kendini, İhsan’a alan açar. İyi halt eder çünkü Cavide’nin istediği bellidir, baktı ki olmayacak, babasının yanına gitmek üzere yola çıkar, yeni bir hayata doğru topuklar.

İyi bir yazı olmadı, roman iyi ama. İyi derken, Derviş romanı işte. Diğerlerinden daha yoğun ama, tefrikanın özellikleri daha az.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!