Douglas Stuart – Shuggie Bain

1992, Güney Yakası. Shuggie’nin işi gücü: tencerelerdeki yağlı soslar, şişe geçirilecek tavuklar, pinti patronun üç kuruşa işlettiği emek. On altısında kuaförlük akademisine gideceğine dair kendine söz vermiş Shuggie, tipleri görünce gitmemiş, debeleniyor dükkânda. Üç kız çalışıyor işyerinde, oğlandaki tuhaflığı fark etmişler, “merhamet edebilecekleri bir şey”. Arkadaşlıklarını merhametli insanlarla kurabiliyor Shuggie, son bölümde göreceğiz. Arada da, Pithead mezbelesinde. Kaybolurlar, gündelik yaşamda yerleri geniş değildir, hayatta kalmaya çalışırlar. Pakistanlılar olmasa pansiyon bulamayacak Shuggie, biblolarını cumbalı pencereden başka nereye dizecek, hayaletlerin anıları hepsi. İskoç Futbol Ligi sonuçları keza, stresli anlarda söylediği tekerleme. Nereden geldiklerini öğreneceğiz ilerleyen bölümlerde, Shuggie’nin çocukluğundan kalan savunma duvarları. Bay Darling’e karşı savunacağı bir şey yok, adam birkaç pound veriyor her seferinde, Shuggie çükünü veya kıçını hizmete açıyor. Gizlice, yoksa hizmet sunmayı abisi Leek’in evine gittiğinde, cebinde beş parası yokken teklif ediyor bir, taksici sadece nakitle çalıştığını söyleyerek romandaki ekonomiye uymayan tek tip. Cinsel dürtüler her yerden çıkıyor, bunun yanında şiddetin ucu bucağı yok, sohbet sırasında en mülayim insan bile Katolik piçi dövmekten, Protestan pipisi kesmekten bahsedebiliyor. İskoçya kaynıyor, bir dünya İrlandalı var zaten, Shuggie’nin annesi Agnes gibi. Derin bir yarık bu, Leek’le Catherine’in babası bir gece çocuklarını da alıp evi terk eden Agnes’ı bir daha görmese de çocuklarıyla zaman geçirir, iyi bir adamdır, elinden gelen her şeyi yapar onlar için fakat ne zaman çocukların “Bain” soyadını aldıklarını duyar, o Protestan davarın nüfusuna geçtiklerini öğrenir, mekândan çıkıp gittiği gibi hayatlarından da çıkıp gider. Çatışmaya Catherine kıstırıldığında da şahit oluruz, çocuklardan biri Rangers veya Celtic arasında seçim yapmasını söyler, yanlış cevap verirse “Glasgow gülümsemesi”yle ödüllendirilecektir. Şansa doğru cevap verir, yırtar. Gerilimin farklı yüzleriyle hikâye boyunca karşılaşırız ama olay örgüsü elle tutulur biçimde yönlenmez bu kanalla, nedir, toplumun değer kodudur, tıpkı erkeklik gibi. Stuart’ın ince işi, toplum manzarası.

1981, Sighthill. Karakterler için ayrı bölümler, finalde “ana evi”nden kopuş. Agnes’ın babası Wullie’yle annesi Lizzie anlayışlı insanlar, zor günler geçirmişler gençliklerinde. Wullie savaştan döndüğünde evin köşesine gizlenmiş bebeği ne yaptı, meçhul, Lizzie’nin sadakatsizliğini anlayabiliyor çünkü dönüp dönmeyeceği belli değilken eşinin bakkalla birlikte olması zorunluluktan, ama, bebek? Yan hikâye bu, pek çoğundan biri. Agnes tek çocukları, bütün imkânlarını seferber edip mutlu mesut büyütmeye çalışmış çocuğunu Wullie, başarılı olmuş, kazandığı parayı içkiye yatırmayıp eve getiren damadından da memnun fakat daha fazlasını istiyor Agnes, Shug’ın sertliğini, heyecanı, başka bir hayatı. Otuzlarının sonuna gelmiş Agnes’ı “kemerden geçiriyor” ilk defa, kızının açgözlülüğünü cezalandırıyor. Çok geç, Agnes yokuş aşağı tekerleniyor, düdüğünü önüne gelen kadınlara öttüren Shug’a karşı duyduğu öfke yüzünden Shuggie’yle birlikte yanmak için evin perdelerini tutuşturuyor. Facia, Shug eve gelip yangını söndürüyor kimse yanmadan. Şiddet hikâyeleri klasik, taksici Shug’ın beyaz atlı prens olmadığı, Agnes’ın onca morluğa rağmen ilişkiyi sürdürmesi. Çok da kurcalanmıyor diyebiliriz, ailesinin sunduğu güvenli alandan çıkmak istiyor Agnes, Catherine’le Leek bir şekilde evden kurtulabilirlerken Shuggie ne olursa olsun annesine bakmaya devam ediyor, insanın silkemediği bağları. Leek isyan ediyor sonlara doğru Agnes’ın onu evden kovduğu sıra, herkesi kurtaramayacağını söylüyor. Taşınmaya gelelim, Agnes evden uzaklaşırlarsa ailesini bir arada tutabileceğini düşünüyor, Shug’ın kokoro arkadaşlarından birinin itelediği, madenci kasabası Pithead’deki evi yeni bir başlangıç olarak görüyor. Eşinin başka bir planı var, aileyi orada bırakıp Joanie’yle yaşayacak. Agnes, madem öyle, onları neden oraya getirdiğini sorunca merak ettiğini söyleyecek Shug, acaba kabul edecek miydi gelmeyi Agnes. Sonrasında ara piyasaya çıkacak Shug, kadını bir başına bırakırsa yeterince kıramaz, dibine kadar çökertmek gerek, hem başka bir adam sahip çıkmamalı.

1982, Pithead. En uzun bölüm. Kadınlar Agnes’ı tehlike olarak görürler, şıkır şıkır giyinen, saçına sprey sıkan bu kadının eşlerini kolaylıkla ayartabileceğini düşünürler ki alkol bağımlılığı ve parasızlık yüzünden bazılarıyla birlikte olur Agnes, ipin ucunu kaçırdığında tecavüze uğrar, evdeki eşyaları rehin bırakmak için eşelenir, yoksulluk yardımlarını doğrudan içkiye gömer. Istıraplı, bitmek bilmeyen bir düşüş. Catherine kendini kurtarmak için davarın tekiyle evlenip Güney Afrika’ya gitmeden önce Shug’la Shuggie’yi bir araya getirir son kez, babanın oğluna ilgi göstermesi için elinden geleni yapar. Hüzünlü sahne: son bölümde Leek’e çıkışır Shuggie, annesi Leek’i evden kovmuş olabilir ama iletişimi tamamen koparması gerekmezdi, Leek neden görüşmedi Shuggie’yle? Catherine’i hatırlatır Leek, o da arayıp sormamıştır Güney Afrika’ya gittikten sonra, Agnes’ın sırayla hepsini darmaduman edeceğini sezmiştir çünkü. Sanat okuluna kabul edilmesine rağmen gidememiştir Leek, MESEM benzeri bir programda çalışıp üç kuruş parasını ailesiyle paylaşmak zorunda kalmıştır, nihayet annesi öfke krizi geçirip evden kovduğu zaman gözü yaşlı terk edebilmiştir evi. Tekrar kente taşındıkları zaman Shuggie bir küsur yıldan sonra anlar ki Leek uzaktan takip etmiştir yapıp ettiklerini. Bölüme dönelim, alt bölümlerin bazılarında kısa bir zaman dilimini daha ayrıntılı biçimde inceler Stuart, örneğin alkolik komşulardan birinin ayarladığı genç adam, Leek’ten pek büyük değil, evde parti yaparlarken Agnes adamın üzerine kusar, mahveder ortamı. Civardaki metruk yapıdan bakır tel çalarken Leek, Shuggie’yi nöbetçi olarak bırakır yapının girişinde, nöbetçi koştur koştur gelip mekânı bastığı zaman, eyvah. Eugene vakası var bir de, AA’nın toplantılarına katılan Agnes yırtar bir ara, işe girer, iyi bir anne olur. Kaygan zemin, bir daha içip içmeyeceği belli değildir tabii de Eugene biraz daha aydınlığa çıkarır kadını, doğru düzgün bir ilişki yürütebileceğini gösterir. Yemekte şarap içmeyi teklif edene kadar. Normal insanlar normal biçimde içebilirler, Agnes da normaldir artık, içebilir. Leek az bile döver adamı Agnes eve sarhoş geldiğinde, kadın bir daha toparlayamayacaktır. “Kötü otu büyümeden koparmamıştır” üstelik, herkes aynı şeyi söyler ama Shuggie’nin “kadınsılığı” pek sorun değildir açıkçası, sadece diğer erkek çocuklar gibi “normal” olması gerektiğini dile getirir bir iki kez. Dans sahnesini anmalı, Agnes görece iyi olduğu, danslara gittiği dönemde yeni dansları öğrenmek ister, Shuggie hemen Janet Jackson’ın dans figürlerini gösterir, o sıra karşı evdeki zorba çocukların izlediğini fark eder. Taklidini yapan çocuklara bakar, annesine bakar, gözlerinden yaşlar gelecekken Agnes uyarır oğlunu, eğer dalga geçmelerini istemiyorsa dans etmeyi sürdürmesini söyler. Kendinden emin olmasını, bir anlamda kimliğini kabullenmesini. Dansa devam eder Shuggie, büyük bir zafer aslında, annesinin yardımıyla kazandığı tek zafer.

1989, Doğu Ucu. Pithead’de yaşanan çoğu şey geride kaldı artık, intihar teşebbüsleri, kavgalar, türlü türlü rezillik. İki yeni insan olarak taşınıyorlar kente, anonimlik çok daha kolay. Derken daha başta cortluyor Agnes, eve sarhoş geliyor. Hikâyenin sonu yakın aslında, bedeni yavaşlayan Agnes o tempoyu kaldıracak gibi değil, Leek’in dediği gibi ölmeden durmayacak. Son dansından da bahsetmeli, bileklerini kestikten sonra yatırıldığı hastaneden çıkınca Shug’ın Joanie ve çocuklarıyla yaşadığı eve gelir, yanlarında geçici olarak kalan Shuggie’yi almaya geldiğini çöp tenekesini fırlatıp camı kırarak anlatır. Muazzam bir sahne, Agnes sopa yiye yiye sopa atmayı öğrenmiştir artık, bütün aileyi hacamat eder de alır gider Shuggie’yi. Çok yaşamayacaktır, yaşaması mümkün değildir ama son anlarına kadar Shuggie’yi yanında tutmayı, yani onu da kovar evden ama sevgisini gösterebilmiştir bazı.

Ken Loach filmi izler gibi. İyi roman. İşçi sınıfı, yokluk, cinsiyet belası.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!