Nahid Sırrı Örik – Turnede Bir Artist Öldürüldü

Daha yeni okumuşken Birkan’ın yazısını, kültürün halk eğlencesine dönüşümündeki alım verim hesabına örnekler geliyor aklıma. Başar Başarır’ın Sibop‘unda tiyatro binasının temsil ettiği sanatsal değerin gayrimenkul eder karşısında kuşa dönmesi olsun, sanatçıların organizatörlere para kazandıramadıkları için köşeye atılmaları olsun, vahşi metalaşmanın toplumsal değerlerde yarattığı tahribat apaçık. Sait Faik’in “Kumpanya” nam on numara uzun öyküsü var, onda sanatçıların gözünden izleriz süreci, bu kez sanatsal üretimin, “yüksek kültür”ün alıcılarının nitemine göre biçimlenen aksiyonun sunulması ve finanse edilmesi söz konusudur: İstanbul’da Shakespeare oynayan, neydi o karakterin adı, diyelim “Hamlet Hüsnü”nün Anadolu’daki turnede daha “basit” rollerde oynaması makbuldür, çünkü halk izleyecektir oyunu, tiyatro kültürüne sahip seyirciden çok hoş vakit geçirmek isteyen memurlar, kasabalılar gelecektir gösteriye. Akış buna göre düzenlenir, başta kıvamını seyirciye göre bulan gevezelikleriyle meşhur dilbazlar, ardından fiziksel performansa dayalı gösteriler, yine şarkılı türkülü, en son assolist. Gerçi tiyatro kumpanyası bu forma evrilmemiştir henüz, belki evrilmeyecektir, iki form arasında geçişkenlik yüksektir ama Sait Faik’in kumpanyası sırf oyun koyacaktır sahneye. Parasızlık yüzünden yüksek sanatı bırakıp Anadolu turnelerinde aşırı seyreltilmiş oyunlarda yer alan sanatçıların bunaltısı bir yana, finansör bulmak zordur başta, hele para hesabı yapamayanlar iyice zora düşüp topu atarlar bazen. İki ortaklı bir kumpanya bu, ortaklar oyuncuların kendileri, biri borcunu almak üzere türedi zenginlerden, eski arkadaşlarından birini ziyaret edince dayak yemediği kalıyor, sınıf atlayamadığı için itibarı yok. Kervanı yolda düzerken kumpanyaya aldıkları kadınlardan birine gönüllerini kaptıran ortaklar arasında çatışma, kadının yerel zenginlerden biriyle birlikte olup kumpanyayı bırakması Cumalı’nın Aşk da Gezer‘indeki oyuncuların niyetleriyle açıklanabilir: kısa süreli ilişkilerden ne koparabilirse koparacaktır sanatçı, ayrıca yeni iş bağlantıları kurabilirse dört dörtlük turne. Sanat ikinci, üçüncü plandadır artık, başka kazanç kapıları zorlanır, şöyle iyi bir kapılanmayla meslek bile bırakılır da refah içinde yaşanır. Bütün bunların, sanatçının, kültür “alıcısının”, ilişkilenme biçimlerinin yer bulduğu bir roman Turnede Bir Artist Öldürüldü, başta polisiye izlenimi veriyor ama Nezihe Yanıkses üzerinden dönemin sanat ortamını inceleyen bir anlatı. Bademci Hayrettin Bey, lakabı üstünde, bir zamanlar gazinolarda badem satmaktan gelip kendi mekânına sahip olmuş. Gazinosu için çalışacak birini ararken Yanıkses’e rastlıyor, iş konuşmak üzere oturmalarını teklif edince “Başüstüne patron!” diyor Yanıkses, oturup muhallebi yiyecekler, kaşığı ağzına ilk götüren olmamak için uğraşıyor Yanıkses. “Patron” her teklifi kabul edecek kadar çaresiz durumda olduğunu gösteriyor Yanıkses’in, açlığını da kaşıkla yansıtıyor Örik, hikâye ilerlerken karakterlerin davranışlarının arkasındaki sebepleri iteliyor araya. Vestiyer Hasan’ın başı dertteymiş, Marika paralı bir dost bulmuş da bırakmış işi, salonda fıstık badem falan filan satacak bir kadın lazımmış, Yanıkses için yıkım. Örik’in geriye dönüşleriyle genişlettiği dünya: pek meşhur yıldız Münevver Yüksekyayla müesseseden ayrılmışken yeni yıldız Sevda Akarsu’nun yerine tercih edilmeyeceğini de biliyormuş Yanıkses, ama diğer iki kadından daha iyi söylediği kesinken fındık fıstıkçı olmaya gönül mü indirecekmiş! İş tanımı, yılışık müşterileri savuşturma teknikleri, satış stratejileri derken anlatıya dönüş paragrafı, bağlamaca: “İhtiyatlı, tedbirli ve ağırbaşlı olup nihayet üç dostla daima yetinirdi. İşte Tepebaşı’ndaki Safa Gazinosu’nun ve Harbiye’deki yazlık Cennet Bahçesi’nin patronu, birkaç apartman sahibi ve iddia edildiğine göre sekiz on milyonluk Bademci Hayrettin Bey, Nezihe Yanıkses’e bu Marika’nın makamını teklif etmişti.” (s. 23) İşin kötüsü tiyatro kumpanyaları peydah olunca yazları, ses sanatçılarının iş alanları daralıyor, arkası olmayanlar çok zor duruma düşüyorlar ki Yanıkses de onlardan biri. Dostları olmuş elbet, “Yanıkses” ismini onlardan birinin yardımıyla tescil ettirmiş, o kadar. Anadolu turneleri dahil hiçbir iş bulamayan Yanıkses, çaresiz, çalışmaya başlıyor Bademci’nin yanında da giyiminden kuşamından hoşlandığı bir müşterinin solistlerden birine iletmek üzere mektup vermeyi teklif etmesi son nokta artık, Yanıkses şarkıcı bozuntularından birinden bahşiş mi alacak yani mektup getirdiği için, istifa edip kendine hizmetçilik bakmaya başlıyor. Tophane’deki İşçi Bulma İdaresi’ne gitmeden önce o kadar şık giyiniyor ki hizmetçi bulmak için geldiğini düşünüyorlar, oyun hoşuna gittiğinden zengin kadın rolünü keyifle oynuyor Yanıkses, orada bulunan kadınları aşağılıyor, tekrar geleceğini söyleyip daha beter durumda ayrılıyor oradan. Şans, Tarlabaşı’nın iç sokaklarından birinde kaldığı pansiyonun sahibi Katina müjdeli haberi veriyor, Süleyman Ergün Bey arıyormuş, İnkılâp Gazinosu’nda olacağını söylemiş, çok mühim ve acele bir şeymiş söyleyeceği, Yanıkses için kurtuluş. Pek güven veren biri değilmiş gerçi beyefendi, mahkemelik olduğu çokmuş, batıp batıp çıktığından kanlı bıçaklı olduğuyla iki gün sonra Beyoğlu’nda kol kola gezdiği olurmuş, paraca sıkıntıya düşse dahi eşinin bir dediğini iki etmeyip kızlarının eğitimlerine önem vermesi Yanıkses için yeterli, beyefendiyle çalışabilir. Bandırma’ya gidecekler, oradan trenle Balıkesir’e, derken duruma göre Bursa ya da Edremit, Ayvalık, nasıl olursa. Kumpanyaların rotasını öğrendik, sanatçı egosunu gördük, işverenin kaypaklığına dair bir iki şey, Yanıkses için yüzey kaygan.

Bandırma’da ortam şen, Ayvalık’tan dahi gelenler var, bir müddet orada kalacaklar, fakat, o da nesi, Muşlu Mehmet arıyor İstanbul’dan, assolist Selma Ceylan’ın aklını çeliyor, beyefendi kendini yerden yere atıyor yıldızı kaydığı için. Baş başa verdiklerinde Ceylan’ın da onayladığı çözüm tamam, sonuçta beyefendiyle bağlarını tamamen koparmamalı, bir gün tekrar iş yapabilirler. Yanıkses’i çıkaracaklar assolist olarak, Ceylan kıyafetlerinden üçünü iki katına okutacak çünkü kıyafet bulamazlar orada Yanıkses’e, işin ekonomisine dair neler neler. Performans kısmına gelelim, Müzeyyen Senar’la Zeki Müren’in hitap ettiği kitleler başka, Bandırma ahalisi ağır şarkılar istemiyor, paranın hakkı olan eğlenceyi istediği için TSM okumaya gerek yok. Nasıl yok, Yanıkses sanatçı, elbet okuyacak. Da, beyefendi olsun, seyirciler olsun, yani birazcık onların istediği hafif, basit şarkıları da okumak lazım, talep o yönde olunca ne yapacaklar? Safiye Ayla bile içkili mekânlardan çekilmeden önce basit şarkılar söylemeye başlamamış mıydı, Bandırma’nın otomobil tamircisi için söylemek lazım, doktoru savcısı da yüksek kültürden bir iki şarkıyla idare ediversin. Çok tutuluyor Yanıkses, beğeniliyor, kendine mühendis dost buluyor oradan ama taliplerini seçemiyor tabii, tamirci çocuğun, “Yugoslav göçmeni” olduğu defalarca vurgulanan Ahmet Koç nam gencin ilgisi başta hoşuna gitse de kaba tavırları, horalanmaları canını sıkmaya başlıyor. Zabıtaya, zaptiyeye söylese belki başka türlü olabilirdi, olmadı, saplayıverdi bıçağını tamirci. İstediği şarkı söylenmeyince, alkolün de etkisiyle, sonradan emniyet müdürü kumpanyanın defolup gitmesini kibarca iletecek, vatandaşın ahlakını bozan işlere yer yok orada. Yanıkses hastanede yatarken odayı paylaştığı kadın tiksiniyor Yanıkses’ten ve ziyaretçilerden, ne biçim insanlar, edepsizler. Ne yazık ki üç gün yaşayabilecek Yanıkses, sanki ertesi gün ayağa kalkıp şarkı söyleyebilecekmiş gibi umutlu ama gücü yok, zaten doktorlar günlerinin sayılı olduğunu söylemişler beyefendiye. İki şey: beyefendi elinden geleni yapıyor Yanıkses için, o kadar da “patron” değilmiş. “Cenazesini İstanbul’a götürmek zahmetini elbette ki kimse üzerine almazdı. Fakat bari Bandırma’nın nerede olduğunu bilmediği mezarlığında gömmeyerek bir eski Türk kasabasının, bütün evleri ahşap ve kafesli Türk kasabasının asil ve hüzünlü hüviyetini muhafaza eden bu Edincik’e getirseler, asırlık yeşil, âdeta siyaha benzeyen ağaçlarının altına, taşı esirgeseler dahi gömselerdi.” (s. 84) Pörtleyen Türklük, Türk kültürü şorlaması, tuhaf çünkü hikâyenin başka hiçbir yerinde yok.

Dönem anlatısı, ilgilisi kaçırmasın.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!