Baş, yani kafa. Evet. Bavuldan bavula geziyor, bavullar karışıyor, karıştırılıyor. Karıştırılmanın iki anlamı. Üçmüş, düşününce. Ajanlar, Rus soylusu, konservatuvar öğrencileri, herkes işin içinde. Kafa buluyor biri, ilk anlam, kimin kafasıdır, neydir, necidir kafa, belli değil. Kadın kafası, acaba seri katilin işi mi, siyasi bir cinayet mi, kafa ne arıyor bavulda, bavul kimin bavulu, üç benzer bavuldan hangisinde kafa? Bul kafayı al parayı. Çirkinleştim, yarın utanırım bu yazdığımdan, şimdi çok uykum var. Derviş’in polisiyesi, tabii zevclerle, saadetle, aşklarla dolu. Mesela biri benim bavuluma kafa koysa o birine âşık olurken iki kez düşünürdüm, o kişi bavuluma kafa koymamış olsa bile, çünkü onca katakulliye nasıl karıştı, ne halt ediyor o kişi, bir düşünürdüm ama Fatma’nın kalbi güp güp atıyor. Fafa’nın mı yoksa, hangisi olduğuna bakamayacağım şimdi, iki Fatma var hikâyede. İstanbul’dan geliyorlar, trenle atladıkları gibi Berlin’e. Tramvaya önden binildiğinde içeri girilemeyeceği söyleniyor, ayrı bir bölmede yolculuk ediliyormuş. Geçen yıl gönderdiğim SMS geldi aklıma, fotoğraf da göndermiştim ama ulaşıp ulaşmadığını bilmiyorum, ulaştı herhalde. Metroyu çektim çünkü metroyu çekmemi istemişti. Metro tramvay değildir, o zamanlar yerin üstündeydi çoğu şey, yine de anlattım gördüklerimi. Bir SMS’e ne kadarı sığarsa. “Eskiden oturaklar tahtadandı, iki durak gitmeden ağrıtırdı. Alexanderplatz’da gezin!” Böyle yazmıştı, sonra bir iki binadan bahsetmişti, onları da gördüm. Tosuner için sevgi duruşu. Garip. Boşluğun bu biçimini bilmezdim. Neyse, neyini anlatmalı bu romanın, Berlin’ini bir kez kesin anlatmalı. Enflasyon canavarı ülkeyi çatır çatır yediği için insanlar perişan, iki kuruşa sandalyeler, beş kuruşa yataklar, bir kuruşa dikilecek alanlar kiralanıyor, hani uyumak isteyenler için kokuşuk hizmetler, çatısı olan bir yer yeterli yoksullara alan itelemek için. İvan göçüp gelmiş, Devrim’den kaçmış, o da kafanın peşine düşecek çünkü 20 bin mark var işin ucunda, kim katili yakalarsa para ödülü onun. Büyük para o zamanlar, hayat kurtarabilir, hele İvan gibiler için başka yol yok. Takip, tesadüf derken tanıştığı biriyle paylaşacak parayı. Sarayda büyümüş, Romanoflar ne biçimmiş o zamanlar, şaşaa, zenginlik aman Allah, Devrim’den sonra Almanya’ya gelince sefillik. Gizemin etrafına türlü çeşitli insan yerleştiriyor Derviş, gerçi bunu dedim, Fatmalara bakalım. Biri aşırı hesaplı kitaplıdır, döviz kurunu kafasında taşır adeta, hemen çarpma bölme, kaç lira kaç mark eder, karakterin bu bilgisiyle bizim ne yapmamız lazım, neyse, bir Fatma’nın cebinde akrep vardır, diğeri son derece Fatma’dır, flörtözdür, rahattır, arkadaşı bu yüzden kızar sık sık. Teddy’ye -Almanlar ona “Tevfik” diyemedikleri için adını “Teddy”ye çevirmiş, ayrıca sağlam boksör, vurdu mu indiriyor ama romanda vurup indirilecek kimse olmadığı için bu boks bahsi de güme gidiyor, hani şöyle “spas” diye çakaymış aparkatı da katili indireymiş yere veya ajanlarla karşılaşsaymış da saldırıya geçtiğinde silahlar patlasaymış, ne bileyim, yüz tefrikalık metinde doldurmaca elbet olacak ama karakterler dolmaya dönmeseymiş o kadar- tutulması sıradandır Fatma’nın, ne ki o kafayı Teddy mi koymuştur çantasına yoksa Teddy’nin şipşak değiştirdiği çantalarda kafa zaten yok mudur, başta belli değil. Üç bilinmeyen var: kafa başından beri bavulda mıydı, Fatmalardan birinin kürkündeki kanlı el izini kim bıraktı ve bu tofuyu çıtır çıtır pişirebilmek için üstüne hangi zıkkımı sürmek lazım. İlk bilinmeyene bakalım, havadislere, gazetelere göre cinayet trende işlenmiştir, bu doğrudur çünkü trende başsız bir kadın cesedi oturur vaziyette bulunmuştur. Kafa kesilmiş, muhtemelen kadın öldürüldükten sonra kesilmiş ve sarılmıştır, kesiğe bakıldığında kanın fışkırdığına dair bir emare yoktur. Nereye kondu peki, kesen bavullardan birine mi tıkıştırdı, kolaylıkla taşımayı veya başka bir bavulla yerini değiştirmeyi mi düşünmüştü? Sürpriz! Hikâyenin sonuna kadar çözemeyeceğiz bu gizemi. Sürpriz buydu. İkinci bilinmeyen, insan eline koluna kimin dokunduğunu aklında tutamıyor bazen. Fatmalar trenden iner inmez bir Hintliyi tutmuş, bavullarını taşıtmışlardır da hemen el çabukluğu, Teddy’nin arkadaşının yediği bir halt, sakıncalı bavul kızların bavullarının arasına karışır. Fatma görür, Fafa veya, Hintliyi uyarmaya çalışırlar ama nafile. Otele gelirler, odalarına girdiklerinde bavulu açar biri, işte kafa. Ayılıp bayılmaca, aman o bavulu kim verdi derken Teddy arkadaşının yediği haltı görüp trende bakıştığı kızı uyarmak için harekete geçer. Evet, bavul fenadır ama kafa daha fenadır, Fatma hemen, haklı olarak işkillenir Teddy’den ama o ne gözdür, o ne bakıştır yarab, o şeytan tüylü genç adama âşık mı olmaktadır yoksa? Yetişir efendim, yetişir! Ne münasebet! Dalga denizde olur, nasıl bir karakterdir Fatma, izdivaç hayallerinin yıkılmasından ötürü müteessirdir, de, kafa var yani ortada, Teddy’ye âşık olmanın zamanı mı? Kimse merak etmesin, bütün gizem çözüldüğünde elbet evlenecekler, Fafa da evlenecek, romanda evlenmeyen kimse kalmayacak sondaki notlarda yazdığına göre. Okul var okunacak, dört yıl, eh, babalara yazsınlar da izin alsınlar bari nişanlanmak için. Olur a, baba başka biriyle söz kestirir kızına, Berlin’de aşk yaşanamaz o zaman. Şehir dökülüyor bu arada, herkes aç, herkes karnını doyurmanın derdine düşmüş. Manzaralar için okunacak bir metin yani, Derviş o yıllarda müzik eğitimi almaya Berlin’e gittiği için iki savaş arasında ülkenin dönüşümüne tanık olmuş, sefaletin boyutlarını metinlerinde anlatmıştır, Hitler’in yükselişine dair bölümlerde halkın neden hizalandığını görmek mümkün. Bir yanda komünistlerin mekânı, diğer yanda Hitler destekçilerinin, her gün kavga gürültü. Yılıyorlar artık, açlıktan, hastalıktan, kazandıklarını düşündükleri bir savaşı masada kaybetmiş olmalarına öfkelenmekten. O karmaşanın içinde seri katil çıkıyor piyasaya bir de, kadınları katledip başları kesiyor. Acaba kim? Elbet romandaki bir karakter. Şunun bulunamadığı bir polisiye var mı acaba, 300 sayfa ipucu kovalayıp işi kimin yaptığı hakkında en küçük bir fikri olmayan bir dedektifin macerasını okumak isterdim. Neyse, kızların yetenek sınavları için başlı başına bir bölüm ayrıldığı için herhalde cinayetle ilgili bir şeyler açığa çıkacak diyoruz, jürinin ne kadar spektaküler seslerle karşılaştığını fark etmesinden başka bir şey göremiyoruz. Fatmalardan biri diğerinden daha yetenekli, önce az yeteneklisi çıkıyor, kendine hayran bırakıyor insanları, diğeri ünleyince bir şaşırıyor insanlar, bir şaşırıyorlar, tam bir çılgınlık. Ne müstesna sesler onlar, ne sanat! Kesin muvaffak olacaklar, operalara çıkacaklar, ne bileyim, yıldızlaşacaklar ama kızların aklında kafa var, bavullarından kafa çıkmış, sinir strese rağmen yine iyi söylüyorlar da geçiyorlar sınavları. Peki fahişeler, pezevenkler? Onları da analım, hikâyeye bir yerinden dahil olup ortalığı iyice karıştırıyorlar, sonra arazi oluyorlar, böyle üç beş karakter var. Kimdiniz, ne için geldiniz ve gittiniz, öyle doldurdunuz metni. Bir gayret: katil Fatmalardan birini kaçırır, mezarlığa kapatır, katili takip eden eleman kızın başına gelecekleri bilir ama koşup yardım etmektense gidip ekibi toplar, mekâna intikal eder ve onca işi yaparken, herhalde donan zamanın eseridir, katilin bıçağı havaya kaldırıp öyle beklediğini görür. Bir saldırı, bir pat küt, adam iki seksen. Tabii hemen evlenmek lazımdır akabinde, bir seri katili hacamat ettikten sonra evlenmek kadar güzel bir şey var mıdır bu dünyada, fazilettir yahu.











Cevap yaz