Arap yazarın yazdığı üç bölümden oluşan uzunca bir hikâye. Bölüm sonlarında Arap yazarın, Bilge Arap’ın koyduğu başlıklardan, yazarın metinle alakasından bahseden kısa pasajlar var, biraz araştırdım, o dönem Oryantalizm fişeklemesi iş yaptığı için Stevenson araya kaktırmış bu Arap olayını, Binbir Gece Masalları‘nı çağrıştıran bir numara. Hızlıca yazması da gerekiyormuş galiba, diğer bütün üyelerin bir şekilde affedilmesine rağmen Başkan’ı salmasını açıklamamış, ilginç. Kasıtlı bir takla belki, karakteri gizemli kılmak için. Tutarsızlıkları düşününce en önemlilerinden biri değil bu, yemek zor ama açıklaması var. Büyük bir oyun dönüyor Florizel’la Başkan arasında, hangisinin zekâsı daha yüksek, onu anlamaya çalışacaklar, filler tepişirken çimenlere ne olursa olsun artık. Neyse, aristokrat tayfanın can sıkıntısından ne halt yiyeceğini bilememesinin hikâyesi denebilir buna, ayrıca verdikleri sözleri her koşulda tuttuklarını, tam bir onur ve şeref insanı olduklarını görüyoruz, yer yer müşfik, çoğun parıltılı, süper insanlar bunlar, öyle ki halktan biriyle konuştukları zaman muhatapları o acayip parıltı sayesinde kendilerinin de yükseldiklerini hissediyorlar, lütfetti de konuştu onlarla Bohemya Prensi Florizel, bundan büyük saadet var mı? Yeterince övülmüş aristokratlar yani, olaya gelelim: Florizel yaşamı boyunca nazik tavırları ve cömertliği sayesinde her sınıftan insanın sevgisini kazanmış, yalnızca küçük bir kısmı bilinen başarıları(?) bile tüm dikkatleri üzerinde toplamasına yetmiştir. Demek ki Başkan’ın dikkatini celbedecek kadarına yetmemiş, halihazırda Kulüp’ün üyesi olan ve can sıkıntısından halka turta dağıtan, servetini çarçur eden kodaman da tanımıyor kendisini, belki de gerçekten, tam anlamıyla bir kılık değiştirme uzmanı haline gelmiş bunlar, tebdili kıyafet uygulaması oldukça başarılı, yoksa diğerleri organizasyonu tehlikeye atmazlardı herhalde, en azından Florizel’in verdiği söze -İntihar Kulübü? O ne?- güvenmezlerdi. Ne demeli, niyeti bozup Stevenson’ın birtakım çıkarlar için güzellemede ölçüyü kaçırdığını söyleyebiliriz, yazıyı gazeteye yetiştirmek için çalakalem yazdığını da, mantık hatalarından gına geliyor çünkü. Adamımız Londra tiyatrolarında izleyecek eğlenceli oyun bulamıyor, bütün rakiplerini yenmeyi başardığı spor da mevsime bağlı, can sıkıntısından infilak etmemek için sırdaşı ve süvari birliği komutanı Albay Geraldine’le takılıyor sık sık. Kılık değiştiriyorlar, halkın arasına karışıyorlar, turtacı soyluyla karşılaşmaları bu sayede. “Kremalı Turtalı Genç Adamın Hikâyesi” ilk bölüm, Florizel’le Geraldine’in Kulüp’e kabul edilmelerini, ölüm oyununu oynamalarını izleyeceğiz. Turtacının yaptıklarına şahit olduklarında birtakım soyluca konuşmalar geçiyor aralarında, yeni arkadaşları ikiliyi İntihar Kulübü’ne götürüyor. Hayattan gerçekten bıktılarsa, ölümün bir an önce gelmesini istiyorlarsa gidecekleri daha iyi bir yer yok. Başkan’ın sorgusunu başarıyla geçiyorlar, ölmek için gayet iyi gerekçeleri var, biri iskambilde hile yaptığı için görevinden uzaklaştırılmış, diğeri de katıksız tembelliğe kapılmış. Üyelerle tanıştıklarında biri sırf Darwin’e inandığı için orada olduğunu söylüyor, maymundan geldiği fikrine katlanamıyormuş. İlginçtir, propaganda o zamanlarda bile yaygınmış demek, maymundan geldiklerine inanmış insanlar. Bay Malthus iki yıldır onur üyesi olduğunu söylüyor ama oyun başlayınca ölüm kartını da o çekiveriyor, talihsizlik. Matrak da, Malthusçuluk gereği. Turtacımız katil kartını çekiyor, şans. Yemin metnini imzaladıkları için cayamazlar, yeminlerin ve sözlerin bağlayıcılığına dair dönemin değer yargılarına dair uzunca bir paragraf var, polise de gidemeyecekler, onurlarından daha önemli bir şey yok, Florizel kart çekiminden önce Geraldine’i men etmiş mevzuya engel olmaktan. Bu arada Malthus’un konseptle ilgili hoş bir yorumu var, alayım: “‘Kumar masasının, düelloların ve Roma dönemi amfitiyatrosunun heyecanının nasıl birbirine karıştığını deneyimleyeceksiniz. Paganlar bu konuda çok iyiymiş; ben onların titiz zihinlerine hayranım ama bu uçlara, bu cevhere, bu mutlak acıya ulaşmak Hıristiyan bir ülkeye nasip oldu. Daha önce denemiş biri için bu eğlencelerin nasıl anlamsız olduğunu anlayacaksınız.’” (s. 29) Önceki ölümlerin hikâyeleri yok bu arada, Kulüp’teki muhabbetler biraz daha uzun tutulsaymış birini bari dinleyebilirdik, sadece Malthus’un ölümünü görüyoruz ki oldukça sıradan, yüksek bir yerden düşüyor adam. Florizel çok sinirleniyor, o iğrenç adamı dize getireceğini söylüyor çünkü zavallı turtacının yapmak zorunda kaldığı şey dünyanın en korkunç şeyiymiş? “‘Başkan’ın bu alçakça kariyerine devam etmesine izin mi vereceğim? Böylesi büyüleyici bir maceraya atıldıktan sonra sonuna kadar gitmemek olur mu?’” (s. 33) Kendi rızalarıyla oyun oynuyor bu insanlar, en azından ikinci bölüme kadar önemli bir kısmının özgür iradeleriyle orada olduklarını biliyoruz, Florizel kendi kudretini gösteremediği için mi düşman kesiliyor nedir, imzaladığı yemin metnini de çiğneyerek Başkan’ı hacamat edecek artık. Geraldine verdiği sözü çiğneyerek adamlarını yerleştirmiş binanın çevresine, Florizel ölüm kartını çektiği için kapıdan sersem gibi çıkar çıkmaz operasyona başlıyor, içerideki herkesi paketliyor da Başkan’ı düello yapmaya iteliyor? Şu aristokratların gururu, geleneklere saygısı, falanları filanları da beni benden alıyor. Geraldine’in kardeşiyle birlikte Avrupa’ya gidecek Başkan, kardeş gezmek istiyormuş oraları, iyi silah kullanan bir eşlikçi lazımmış? Florizel resmî giysilerini giyiyor, paketlenenlere, “Aptal ve pis insanlar!” diye hitap ediyor, hepsine iş ve para bahşettiğini söylüyor.
İkinci bölümde Kulüp’ün insanları nasıl tuzağa düşürdüğünü görüyoruz, ABD’den gelen genç bir adamın odasına Geraldine’in kardeşinin cesedini yerleştiriyor ekip, adam umutsuzluğa düşüp intihar etmek için malum organizasyona başvuracak, plan böyle. Dr. Noel nam kurtarıcı çıkıyor piyasaya, Başkan’ın kurduğu tuzağı bildiğinden, Florizel’ı da bildiğinden hemen ayarlıyor süreci, ABD’linin yanındaki Saratoga sandığına ölüyü yerleştirip memlekete, İngiltere’ye götürüyor. Yine ilginç bir şey sıkıştırmış araya Stevenson: “‘Bir süre önce, yurttaşlarınızın dünyanın her köşesine götürdüğü o devasa yapılardan birinin sizin odanızda da olduğunu fark ettim. Saratoga sandığından bahsediyorum. Şimdiye kadar o sandıkların ne işe yaradığını anlamamıştım ama artık bir fikrim oluşmaya başladı. Köle ticaretini kolaylaştırmak için mi, yoksa av bıçağının sonuçlarının önüne geçmek için mi, karar veremedim. Ama emin olduğum bir şey varsa, o da sandığın insan cesedi saklamaya yaradığıdır.’” (s. 59) İki şeyi görüyoruz, ABD’lilere karşı alttan alta bir öfkenin varlığını ve Dr. Noel’in aslında Florizel’ın adamı olduğunu.
“Fayton Macerası”yla büyük kapışmaya geliyoruz artık, Stevenson’ın mahareti bu bölümde özellikle ortaya çıkıyor, karakterler açıklayana kadar neler döndüğünü anlamak zor. Teğmen Brackenburry Rich’in Hindistan’daki kahramanlıkları dillere destan, adam orada Hintlilerin canına okumuş bir güzel, tam bir kahraman olarak ülkesine dönebilir ama teşrifatı sevmediği için Cezayir’de görev alıyor biraz, nihayet üç beş dostun yarım yamalak tebrik edeceği kadar zaman geçince dönüyor. Kentte takılırken bir arabaya atlıyor, sürücüden kafasına göre bir yere çekmesini istiyor? Işıl ışıl bir eve geliyorlar, içeride soylu soylu insanlar var yine, bu arada sürücünün sesi ve konuşması öyle vasat bir işe uygun olmayacak kadar yumuşak. Rich içeride bir müddet takılıyor, bakıyor ki davetliler birer ikişer ayrılıyorlar mekândan, üstelik onca süs, mum falan, hepsi kaldırılıyor. Teğmen anlıyor bir işler döndüğünü, ev sahibi Morris’in neyin peşinde olduğunu anlamak için gizleniyor, sonra öğreniyor da. Beklenen karşılaşma gerçekleşiyor diyeyim, bağlayayım mevzuyu, büyük bir katakulli var ortada Başkan için.
Gizemli, tuzaklı, kötü bağlanmış bir hikâye, Stevenson’ın diğer metinlerini düşününce şaşırtıcı derecede sönük. İyi bir fikir kötü işlenince, böyle.











Cevap yaz