Fenomenler kitleleriyle birlikte toplanırlar. Meydanlar dolar. İki yıl boyunca tek bacağını kullanan, bebeklerin kıçı olması gerektiğini her yerde söyleyen, kendi gif’ini tekrar tekrar oynattığı tableti suratına zamkla yapıştıran, tableti gif’e çevirip suratına zamkla yapıştıran, lityum dolu haplardan yaptığı dildoyu ağzından çıkarmayan, gerçeklik tarafından sikilmediği müddetçe huzur bulamayacağını papağanına ezberleten insanlar liderlerinin etrafını çevirip slogan atarlar, tabii papağana öğretilen ikinci, üçüncü, beşinci cümle bu sloganlardır. Politikacılar, marksistler, liberaller, manavlar, beyaz yakalılar, mavi yakalılar, kurtlar, sürahiler, herkes şaşırır çünkü öyle bir güruhun var olduğunu bilmezler, bunlar onların arasından çıkmamıştır, sadece bir çağrıyla mağaralarından gelen yankılardır, birbirlerinin yankıları, birbirlerinin paylaşımlarını kendi paylaşımları kılan avatarlar mı, folk müziğe rağbet nasıl artıyor bilmiyorum, açıklaması yok ama ataları olduğunu öyle hatırlıyor insanlar, bir zamanlar birilerinin tellere vurup yaptığı, sesini kattığı bir müzik türü vardı, saf ses ve saf tel, kötü şeyler de yapan ataların güzel şeyleri, çok geridedir. Anonimlik ne derece mümkün, başkalarının yaratıları ne ölçüde benimsenebilir hatta benimlenebilir, güruhun konuşmadığı meseledir. “Fakat daha sonra, o akşam portalı bırakıp Virginia Woolf okurken durumu fark etti, ailenin son sayfada tekneyle yolculuk ettiği deniz feneriydi o yapı. Son sayfada mıydı bu? Yoksa roman, birbirinin hatlarına sahip birörnek, küçük tatlı hayvanların kırmızı sırtlarını kıran ve dışarıda tek bir dalga hâlinde hareket eden insanlara, Deniz Feneri’ne giden aileye gülen kendisi ve kocasıyla mı bitiyordu?” (s. 46) Hâlâ kitap okuyabiliyor insanlar, portalı kapatıp sayfaları açabiliyorlar, çevirebiliyorlar, sayfalarla ne yapabiliyorlarsa. Kâğıt Ev‘in sayfalarını kıçına tıkmış, “toksik” arkadaşlarını zincirleyip gelmiş, “emek” için fotokopi makinesinin tonerini çıkarıp getirmiş, yazdığı kodları yüklediği robotuyla birlikte taklalar atmaya alışmış insanlar fenomenlerin ağızlarından çıkacak hiçbir şeyi umursamazlar, sadece orada olmak, varlığı olumlamak içinler, bu yüzden faşistler, komünistler bu güruhla ne yapacaklarını bilemezler. “Geleceğin tarihçileri neden böyle davrandığımızı, ciddiyim bak, sadece şununla açıklayabilecekler: Mikroplu çavdar dükkânlarıyla yayılan kitlesel bir ergotizm salgını.” (s. 49) Uykudan intikam alanlar bunlar, gündüz yitik kontrol, gece uykusuzluğa bin bedel özgürlük, “bağlamın çöküşü”, “arıların başına gelenler”, içi boşalmış dünyada devinime indirgenmiş yaşam. “Zamanının çoğunu webloglarının arka planlarına vasat kelebek animasyonları eklemek için internette kod yazmayı öğrenerek geçiren kendi neslinin aksine hemen sonraki kuşak vakitlerinin çoğunu gerçekten öyle düşündüklerine inanacak kadar aptal insanlara gülmek için internette inanılmaz yobazlıkta şakalar yaparak geçiriyordu. Tabii bir süre sonra gerçekten de öyle düşünüyorlardı ve her nasılsa en nihayetinde hepsi Nazilere dönüşüyordu. Hep böyle miydi bu durum?” (s. 49) Çok uzak da değildir, kadın 90’lı yıllarda, kardeşi 2000’lerde geçirmişlerdir ergenliklerini, yine de bir yerlerde koparlar dünyadan. Gözlerinin göz çukurlarında değil, kafasının iki metre ötesinde olduğunu düşünen, Hitler’in pastacı olduğu bir dünyada yaşadığını kurgulayan, boş vakitlerinde kendine lavman yapan insanlardır ortada, bunlar marjda dururlar ama hiç öyle az değildirler, toplanmak için fiştekleme yöntemlerini kullanırlar. Portal bir açıdan budur, amorf bir yığın, bütün enformasyonun iç içe geçtiği düzlem, fenomenlerin kitleleriyle birlikte toplandıkları sanal boyut ve gerçek boyut, kodlardan oluşmuş bir meydan ve havayla taşlardan oluşmuş bir meydan. Taşların kodu, taşların renginin kodu, insan davranışlarının kodu. Diktatörün portal yüzünden başa geldiğini düşünüyor insanlar, Obamacare sayesinde esas kızın Fil Bebek doğuran kardeşi yine iyi tedavi görmüştür ama Obama geçmişte kalmıştır, Diktatör dünyanın üzerine şöyle iyi bir üflemektedir, kürtaj karşıtları Fil Bebek’i yaşatmak için kanunlar çıkartacak güce sahip olmuşlardır, belli bir haftadan sonra belli bir bebeğin “alınması” ne demektir, kirpi yavrularını Romalıların kaplumbağa taktiğiyle sıraya dizip yanlarında getirenler, köpeklerine beyefendi gözlüğü ve kravat takanlar, kardeşinin doğurduğu Fil Bebek’le birlikte poz verenler meydandadır, meydan onların iktidara yürüyüşlerine şahit olur, esas kız 60 küsur beğeni aldığı paylaşımı sildiği zaman güruhtan biraz ayrışır ama portalın dili kendi dili olmuştur çoktan, içeriden veya dışarıdan bakınca, gerçi portal gerçeğe öylesi sirayet ettikten sonra hangi dilin kimin dili olduğunu ayrıştırmak mümkün değil açıkçası, yaşamındaki trajedi birkaç sözcüğe indirgeyebileceği, portalda paylaşabileceği bir olgu değildir, 50 ciltlik bir ansiklopediyi sözcük sözcük portala taşıyanlar, Usame Bin Ladin’in bilgisayarında “Charlie Bit Me” videosunun bulunduğunu teyit edenler dünyanın üzerine kurulduğu fikirleri çoktan susturmuşlardır ama acıyla nasıl baş edebileceklerini bilirler mi, portalın dilince ifade etmeye çalışırlar. Gözyaşları görünür metinde, bir şeylerle tokuştuktan sonra gözyaşı olmaktan çıkıp veriye dönüşür. İkinci bölümdedir bu, ilk bölüm tamamen pasaj fırtınası, portalın insanları, portalın dünyası, bildiğimiz dünya. Kısıtlı hayatların görmeyeceği bir şey. Kısmen gördüm ben, okula siber suçlar hakkında bilgi vermek için gelen avukat arkadaşıma siber suçlardan sıyrılma yöntemlerini, o güne dek ne suçlar işlediğini anlatan öğrencim okulda hiç sevmediği bir başka öğrencinin fotoğrafını şık bir klozetin dibine monte ettiği resimleri tuvalet kapılarına asmıştı, disiplin kurulunda sanatından bahsetti bol bol. Şimdi ne yapar bilmem, portalın müstesna insanlarından olurdu.
“Ona ait bir şey portalda ilgi görüp yayıldığında sabahını ve öğleden sonrasını yakıp geçiyordu, sürekli alev içinde olduğunu kabul etmek zorunda kaldığımız yeni California gibi yakıp geçiyordu. Alevler içinde volta atıyordu kadın, ne bir şey yiyor ne de içiyordu, çoğu insanın duyamayacağı tiz bir ses yayıyordu etrafına. Bir süre sonra ıslak kırmızıdan ibaret duvarı yıkıp girebiliyordu içeri kocası onu kurtarmak için, fakat kadın kendini ondan kurtarıyor, adamın taşaklarını tekmeleyip, ‘Bütün hayatım orada benim!’ diye çığlık atıyordu, bu esnada üzerinde durduğu gün kopuyor ve denize dökülüyordu.” (s. 54) En fazla bu olmalı örüntü, hikâye anlatıcılığı atomize olmadıkça çağ uzak. Bizde anlam arayışı abartılıdır, bütünlük abartılmıştır, anlatmanın anlamaya içkinliği çoktan rafa kalkmıştır da boşa dönmektedir yazı çizi işleri, eşelenmektedir. Hâlâ köyün, mahallenin delisini, bilmem nerenin kederli ve sıkıcı insanlarını anlatan metinler yazılmaktadır. İnfilak görülmeli. Yok. Neyse, Bebek doğmadan önce aldırmak iyi olurdu, portala hiç girmeyecek Neo-Con peder polis mi çağırıyor nedir, bu ihtimal devre dışı. Doğum, kocaman bir kafa, ejder mavisi gözleri kapatacak bir kapak yok, görür görmez bir göz zaten, bazı organları yokmuş gibi duran bir bebekten bebek sesi çıkınca bazı organlar yokmuş gibi olabilir mi, portalda bunun tartışması dönebilirdi. Kimsenin bundan bahsettiği yok işte, kimse bunu bilmeyecek, bir itkiyle yazılanların, alımlananların dışında hiçbir şey yok. Bu yüzden toplanmak kolay, sadece gitme, yapma isteği yetiyor güruha. Toplanacaklar, demokratik aygıt maygıt, göt fotoğrafları yapıştıracaklar duvarlara, cesaretleri olmadığı için portala yapıştıracaklar ama kim bilir, spontane toplaşmalar bir tür cesaret patlamasına yol açabilir. Biçimsiz güruh, Fil Bebek, anlatılacak bir acı varsa da yok, fragmanlardan ibaret her şey. O öğrenci babasının şifresini ele geçirip kendini başka okula naklettirmişti, babaya o okuldan telefon gelince -çocuk orada da bir şey yapmış, ne yaptıysa koymuştur sosyal medyaya, bakmalı- ortaya çıkıyor mevzu, çocuk geri geliyor, gülerek anlatıyor ne yaptığını, sonra okulu bırakıyor, kahve çeşitlerine sarıyor, kafayı yememek için köye gidip bir müddet göl kenarındaki ağaçları kokluyor. Dünya onundur.











Cevap yaz