Ken Kesey – Guguk Kuşu

Randle McMurphy’yle anlatıcı “Reis” Bromden müstahdemleri hacamat ettikten sonra akıl hastanesinin revirine alınırlar, Reis’in durumu biraz daha iyidir de Mack sağlam sopa yemiştir, bir müddet kurtulurlar kendi bölümlerinden. Japon hemşire insancıldır, Büyük Hemşire yüzünden ne yazık ki orada fazla kalamayacaklarını söyler, yoksa ellerinden geldiğince orada tutmaya çalışırlar insanları. Hemşire ordudan gelince öyle olurmuş işte, normalde otuz beş yaşından sonra kimseyi hemşire olarak çalıştırmamak lazımmış, Japon hemşire de gidişattan memnun değil ama Büyük Hemşire’nin sağlam bağlantıları var, askerî disiplini cabası, hastaların şikayet etmelerinin önüne geçiyor. İpince tellerin bağlandığı düğümün tepesine oturmuş, biri azıcık kontrolden çıkacak olsa teli çekiveriyor, hizaya getiriyor yardımcılarının sayesinde. Aziz Üstel’le Özay Süsoy çevirmişler, elimde Altın Kitaplar’dan çıkan baskısı var, sahneyi biraz yumuşatmış olabilirler ya da Ken Kesey o sıra şoktan yeni çıkmış karakterinin zihin bulanıklığını kullanarak düşler âleminde her şeyin daha belirsiz olmasından faydalanır ve Reis’in anlatımını cortlatır, her neyse, aşırı yorum bunlar, George’un temizlik takıntısını kullanan hademeler adamı taciz ederler, anlaşıldığı kadarıyla tecavüze varan bir şey, Mack mevzuyu görüp hemen müdahale eder, en iri hademe yumruğu çakar, Mack toparlanıp adamı şamarlarken diğer hademelerin saldıracağını gören Reis ilk kez müdahale eder olan bitene, adamlardan birini kündeye alır, sonra Mack’le Reis’i kündeye alırlar. Büyük Hemşire’nin -Big Brother, Big Nurse- istediği şeydir aslında, adamları hemen elektroşok tedavisine alınırlar. 1960’ların başı, insan hakları için sesler yükselmeye başlamıştır o sıra, Kesey tam zamanında lobotomi, EKT gibi insanlık dışı uygulamaları eleştirir de akıl sağlığıyla ilgili düzenlemelerin yapılmasına katkı sağlar. Mack önden gider, eğer kendisi yırtarsa ki yırtacaktır, kalın kafasının verilecek şoklardan etkilenmeyeceğini söyler, Reis de arkasından girip çok daha az hasarla atlatacaktır mevzuyu. Bunların ikisi de iri adamlar, Mack orduda görev yapmış, madalyalı bir askerdir, dövmeleri ve kasları canavar gibidir ama asıl heybetli olan Reis’tir, 2 metreye yakın boyu ve iriliği insanın ödünü patlatır. Mack’in yüklenip de sökemediği camlı koca nesneyi o biraz yüklenerek yerinden kaldıracak, açılan boşluktan arazi olacaktır bir gece vakti, her şeyden sonra. Mack gerçekten de atlatır elektroşoku, Reis’te bambaşka bir etki görürüz, sisler içinde kalmış hafızası geri gelir gibi olur. Babasının Kızılderili olmasından ötürü “Reis” diyorlar adama, rezervasyon bölgesinden nasıl atıldıklarını hatırlıyor, büyükannesinin çocukken söylediği şarkıyı, şu guguk kuşuyla ilgili olan, evlerini ele geçirmek için gelen takım elbiseli adamları, babasının şefkatini ve uyarılarını, geçmişe dair çoğu şeyi hatırlıyor. 2 bin papel vermişler de kandırmışlar Kızılderilileri, gerçi yapacakları başka bir şey de yokmuş, devlet nasıl olsa çökecekmiş oralara. Parayla en iyi ne yapabilirler, kabilenin şefi olan babasına geldiklerini hatırlıyor Reis, babasının arsalara çökmeye çalışan adamlarla nasıl dalga geçtiğini, mezardan akrabalarının naaşını nasıl kaçırdıklarını. Babasıyla amcası, bakmaya da üşendim şimdi, annelerinin mezarını kazıp bedeni çıkarıyorlar, ağaca asıyorlar. Ritüel. Yakalandıkları zaman hapiste barbut oynuyorlar, barbar olduklarına yönelik suçlamalara gülüp geçiyorlar, başlarına gelenleri ve gelecekleri bildikleri için temkinliler, rahatlar da. Buradan Kızılderililerin çektiği eziyete vardık, bir de kapitalizmin yol açtığı sömürüye değinen Harding var. Homoseksüellikten içeride, o zamanlar akıl hastalığı olarak görülüyor eşcinsellik, yoksa Harding son derece aklı başında, eşiyle de mutlu bir adam, son derece eğitimli. Neyse, Büyük Hemşire akıl oyunları oynarken “hastaları” Mack’e karşı doldurmaya çalışıyor, kumar bağımlısı adamın gelir gelmez paralarını nasıl cukladığını söylüyor laf arasında, attığı bombanın etkisini beklemeye başlıyor. Hastalar kendi aralarında konuşup Mack’in gerçekten de paralarına ve sigaralarına el koyduğunda anlaşıyorlar ama Harding’in fikri başka, evet, “yoldaşlar” her açıdan yaklaşmıyorlar olaylara, kapitalizmin işleyişinde görüleceği üzere halktan para toplanıyor ama yine halk için kullanılıyor. İki örnek var, ilkinde kumar oynarlarken kazandığı her şeyi kasten kaybederek geri veriyor Mack ki ertesi gece eğlence devam edebilsin. Hepsi her şeyin farkında, oynamaya devam ediyorlar, o askerî disiplinin yardımıyla kafalarına kazınan yaşam biçiminin etkisi. Diğer mevzu da Mack’in eğlenmek için düzenlediği etkinlikler, mesela Doktor’u da kandırıp hep beraber balığa gidiyorlar, en azından bir günlüğüne insan gibi hissediyorlar kendilerini. Herkes mutlu, Mack’in seks bağımlılığının tehdit etmediği genç fahişeler de eşlik ediyorlar gezide, Doktor’un zaten kadınlar karşısında aklı gittiği için arabasını ele geçirmek kolay, Büyük Hemşire için çok büyük bir yenilgi aynı zamanda. İyi zaman geçirmelerini sağlıyor bu adam, Mack gibisi bir daha gelmez, dışlamalarına gerek var mı? Kolluyorlar adamı, Mack eğlenmeye devam ediyor. Hızlı olay akışının yavaşladığı noktalardan birinde yaşama dair düşüncesini görüyoruz, gülemediği müddetçe dayanamıyor, sürekli eğlenmek ve eğlendirmek zorunda hayattan keyif almak için, nerede ve ne koşulda yaşadığı hiç önemli değil. Durursa düşecek, bu yüzden durmuyor. Kaotik olduğu söylenemez, belli bir istikamet tutturabiliyor, tabii akıl hastanesinin şartlarını düşününce uç noktalardadır ama neyin akıl hastalığı olarak görüleceği şüpheliyse, eh, tam bir suç makinesi olarak gösterilen adamın aslında öfkesini kontrol edememekten ve cinsel şiddetten mustarip olduğunu anlıyoruz. Akıl hastalıkları uzmanı değilim tabii, burada bırakıyorum, sadece o akıl hastanesinin oradakilerin çoğunu daha da hasta etmekten başka bir işe yaramadığını söylemek yeterli.

İlk geldiğinde fırtına gibi dalar ortama Mack, başka bir yerden sürülmüştür, oradakilerin de kendisi gibi suçlu olmadığını fark ettiğinde yaşadığı şaşkınlık acayip. Onlu yaşlarının başındaki bir kızla cinsel ilişkiye girmek başta olmak üzere pek çok suç işlemiş, kendini savunurken kızın da en az kendisi kadar istekli olduğunu söylüyor ve suçu kendi çocukluğunda seviştiği kıza atıyor, o olmasa seks yapmayı düşünmeye başlamayacakmış küçük yaşta. İşler rayından çıktığında ordudan da atılıyor, pek bir şeye itaat etmesi gerekmiyor artık, özgür ruh. Ve patolojik. Zeki de, Reis’in sağır ve dilsiz taklidi yaptığını ilk o anlıyor, oysa Reis yirmi yıla yakındır orada. Hayat, insanlar daha kolay dilsiz ve sağırken, Zatoichi’nin körlüğü de aynı sebepten ya. Her şey hakkında bahse var Mack, kaybettiği zaman borcunu ödüyor, bir adalet anlayışı da var kısacası, kimseye zorbalık yapmıyor, kimsenin parasını zorla almıyor. Ayırt edebilir miyiz bilmem, kendi eğlenecek diye bütün koğuştakileri eğlendirmek zorunda olduğu için belki, onları ikna etmek zorunda olduğu için iyi davranıyor olabilir, Kesey karakterin temelini pek açık etmiyor ama adil olduğunu defalarca gösteriyor. Yaşamayı deli gibi seven bir adamın iki lobunun bağları kesildiğinde Reis’in yapacağı daha iyi bir şey yok: bitkiye dönmüş adamı getirdikleri zaman o günün gecesine kadar hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar ama bakıyorlar ki Mack etrafına karşı ilgisiz, hayat enerjisini çalmışlar, gecenin bir köründe yastığı alıp arkadaşının başına çökmek iyi fikir Reis için. En azından Büyük Hemşire’nin göğsünün gerçekten de kocaman olduğunu görüyor bari, son aşamada Mack kafayı kırıp kadının üstünü başını parçaladığı zaman.

İkisi de iyileşiyor bir anlamda, biri kaybettiği dünyaya geri dönüyor, diğeri daha fazla eğlenebileceği bir yere.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!