Ersi Sotiropoulos – Eva

Eva’nın bir günü, bütün ömrü. Geriye dönüşler: hikâye çizgisinde çatlaklardan fışkıran anılar, bir olayın, bir nesnenin, bir öpücüğün çağrıştırdıkları. Kulüpten çıktığında gördüğü böcekler var Eva’nın, meydandaki masalardan birinin üzerindeki pipete tırmanıyorlar, kulüpte denk geldiği altın böceğin güzelliğini eşi Nikos’la paylaşmak istemiyor çünkü odanın ortasındaki filin neliğine daha var, tokat olayını bir yerde öğreniyoruz ama ayrıntıları belirsiz, Eva’yla Nikos’a ait sevgisizliğin nasıl ortaya çıktığını biliyoruz çünkü insanlar birbirlerini sevmeden de evlenirler, sabırlı olanlar o işin bir yere kadar gidebileceğini her gün düşünürler de ses çıkarmazlar. Eva altın böceği Blobo’nun ağzında gördüğü zaman öpmesini istiyor içinden, kulübün tuvaletindeler, az önce heykel taklidi yaptılar başkalarının önünde veya az sonra heykel taklidi yapacaklar. Öpüşmelerinden ışıklar çıkıyor, devamı gelse? Telefon numaralarını aldılar birbirlerinden, gecenin ilerleyen saatlerinde Blobo arayacak. Diye ummuyor Eva, numarayı verdiğini bile hatırlamıyor, yürüyüp aşması gereken koca gecede denk geldiği insanların peşinden giderek –yörüngeden çıkmak hatta ekseni kaydırmak biraz, yaşamı raydan çıkarmak, aklındaki esas sorunu ötelemek az, esas soruna gelene dek her şeyi karıştırmak– şahit olduklarına, dinlediği hikâyelere dikkat kesilecek. Başka yaşamlar, başka düzeylerde edimler, hiç deneyimlemeyecek hatta basit bir hırsızlık hikâyesini dinlerken kendi başına geleni hatırlayıp travmasını tetikleyecek. Eş zamanlı anlatı, hırsızın anlattığıyla kendi zihninde biçimlenen yaşantı iç içe, paragrafları bir parantezler ayırıyor: Fark etmiş Eva cüzdanının gittiğini, adamı takip etmiş, önüne çıkmış bir yerde, adam sorun olmadığını söyleyip cüzdanını geri vermiş. “Sorun değil.” Çözememiş Eva, okuldan arkadaşı Eleni’nin başını şişirmiş defalarca anlatarak, Nikos’un öfkesi ayrı, yine de çözemediği için son bir kez anlatıyor Eleni’ye sabaha karşı. Bu ne demek, adamın söylediklerinin anlamı ne, yaşamda böylesi bir ağırlık normal mi?

Gece gezintisinden sonra kahve, hikâye, insanın bazı şeyleri nasıl yapabildiğini anlamayan Eva’nın bazı şeyleri nasıl anlayabileceğini bulma çabası. Uzak da değil aslında, kurmacayla yakından ilgili, yazdığı öyküler dergilerde yayımlanmış, yayınevinde çevirilerin düzeltilerini yapıyor, Noel partisi için gittiği kulüpte pek çok yayıncıyla, eleştirmenle, yazarla içli dışlı, gerçi bu alımlamasını hemen hiç etkilemez de insan söz konusuysa şaşırmamak gerektiğini, işte, edinilmiş deneyimle duyulmuş deneyim arasındaki uçurumu bir türlü göremiyor Eva, yaşayana dek bilmiyor, öğrenince anlamıyor, bu yüzden bıktırana kadar anlatmış hikâyeyi çevresindekilere. Eleni herkesin başına gelebilecek bir şey olduğunu söyleyince son defa, evde itfaiyeciyle tekrar sevişecek de arkadaşını dinlemek zorunda o an, Eva sinirlenip bomboş biri olduğunu söylüyor Eleni’ye, bomboş, bencilliğinden başka hiçbir şey yok, dinlemiyor bile, Eva’nın istediği biçimde dinleyip anlamıyor. Dostluğun sonu, üzücü, cevap olarak Nikos’un aradığını söylüyor Eleni, Eva’yı görmüş mü? Partiden ayrıldığı zaman gecenin o kadar uzun süreceğini, Nikos’la ilişkisini tamamen bitireceğini bilmiyordu, artık biliyor, Eleni’nin ağzından çıkan “Nikos” belirliyor yılgınlığı. Son sahneye gelmeden önce böcek faslı bitsin, sadece bir yönergeydi, çok var. Edebiyat dünyasından hikâyeler büyük olanları bu yönergelerin, Eva’nın hayal kırıklığını fişekleyen türden: partide eleştirmen “onun gibileri tanıdığını” söylüyor, yanındaki kadınları güldürürken istediği tepkileri vermemesi Eva’nın, zavallı gösteriyor adamı, o kalkık burnunu indirip bir güzel çıksa üstüne, o snob havalar dağılacak. Mide bulantısı. Yaşlı yazar, öncesinde romanlardan fırlamışçasına giyinen adam, aç olduğunu söyleyen, partinin orta yerinde düşüp bayılan, herkesin alık alık baktığı. Yaşlılık, yoksulluk, babasını hatırlatıyor Eva’ya. Filin hortumunu görüyoruz, gerisi parça parça gelecek. Edebiyat tayfayla takıldıkları sıra eski tüfek solculardan biri de onlarla, devletin muhalifleri attığı meşhur bir hapishanede kalmış, devrim hayalini bir zamanlar yaşatmış olmakla övünüyor ve gençleri yeriyor bir güzel. Ne dediğini bilir gibi görünüyor, zihnen güçlü, Nikos’la da ayrılmış o sıralar Eva, bir nevi teselli için sevişebilirler. Adamın zavallı çükü, tuhaf debelenmeleri, soluk soluğa kalması, biraz toparlanıp tekrar deneyince bacaklar arasında gidip gelen başarısızlığı. Nikos’la tekrar karşılaştıklarında bir daha böyle şeyler yaşamamak için sevgisizliğe tamam diyor Eva, bir daha yaşlı adamlar, böbürlenen davarlar, dallama erkekler yok. Nikos’la o heyecanı duyuyor hem, kısa sürse de. Yeterli. Çocuk yapmamışlar, yapabilirler, istiyor Eva ama hortumun gerisi gelmedi henüz, babası yavaş yavaş çıkıyor ortaya. Annesi öldükten sonra medyum çağırmış babası, gözyaşlarına boğulmuş, Eva neden ağladığını anlamıyor adamın. Annesi geldi mi? Atina’nın sokaklarında neler hatırlıyor, nerelere gidiyor Eva, bir fahişenin beklediği Ramon’un kim olduğunu anlamak için mi, Ramon’u bulmak için gittikleri pansiyonda tanıştığı diğerleriyle birlikte oturup hikâyeler dinlemek için mi, belki babasının yerini başkalarının hikâyelerinden parçalarla birleştirip sabitlemek için, yoksa kendi yaşamından yola çıktığı her kezinde olduğu gibi kaybolmaktan başka bir yere varmayacak. Kaybolmak yerdir.

Alt sınıflarda, yerin altında hatta, neler: hırsız Edi’nin anlattıklarında üst sınıfın işçilerle oyuncak gibi oynadığını görüyoruz, The Game’in yoksullarla oynananı sanki, ayrıca bir asansör sahnesi vardır ki absürtlüğü arşa varır. Lüks otelde bumçikibum için odaya çıkmaya çalışan Edi birkaç zengin, birkaç orta sınıf ve birkaç insan olmayan insanla asansörde mahsur kalır, korku bir anda bütün kilitleri açar, insanlar tuhaf tepkiler vermeye başlarlar ama Edi sakinliğini kaybetmez, kaybedecek bir şeyi yoktur. Hırsızlık hikâyesi okurun elinden öpsün, Eva’ya döneceğim. Blobo gelecek vadeden genç bir yazar, iki kitabıyla ses getirmiş, Eva’nın yakınlaşmak isteyeceği kadar tuhaf biri. Kaç yaş var aralarında, belirtilmiyor ama yaş farkı belirtildiğine göre dünyadan çıkış yolunun yasak bölgeden geçtiğini kabullenmiş Eva, öpüşmelerinden birkaç saat sonra, tayfayı bulup hikâyelerini dinlediği sıra telefonu çalıyor, Blobo geleceğini söylüyor o karın altında, zor olacak ama neden olmasın. Olmuyor, taksi bulana kadar yürüdüğünü, en sonunda üşüyüp eve gittiğini söylüyor, Eva için başka bir hayal kırıklığı. Kar mı yağıyor, gençliğinden manzaralar gelmiyor aklına, oralarda kar yağdığını hiç görmemiş, başka bir üzüntü. Babasını son kez gördüğünde, tokat olayıyla babasının hikâyesi bağlandığında, fili tamamen gördüğümüzde, hikâye tam anlamıyla ortaya çıktığında final karlar altında kalacak, hikâyenin tamamlanması gibi uzun sürmüş bir günü tamamlamak için de en iyi yol. Marangoz babasının ilgisizliği yaşamına yayılmış Eva’nın, adam hasta olup yatağa düştüğünde de bir şey değişmiyor, babasının bakımevine kaldırıldığı zamanı bekleyecek Eva. Eleni’yle dostluğunu bitirdikten sonra babasını görmeye gidiyor, en uzun konuşmalarını yapıyorlar, karı ne kadar beklediğini hatırlatıyor baba. Eva çocukken gökyüzüne bakarmış umutla, yeterince umduğunda olacak iş, ihtimal. Hastaneye yatırmasa bilmeyecekti bu hikâyeyi, babasıyla o kadar yakınlaşamayacaktı. Ne pahasına, Nikos’tan yediği tokadın etkisini gece boyunca taşımış Eva, bin papeli nereye harcadığını söylememiş de bütçelerini delik deşik ettiğini düşünen Nikos vurmuş bir tane, zar zor geçiniyorlarmış zaten, bin papeli nereye harcadığını söylemez mi insan? Durumu öğreniyor Nikos, babasının da diğer emekliler nasıl ölüyorsa öyle ölmesini istiyor Eva’dan, o kadar para harcamaya değmezmiş. Dokuz bin daha verilecek üstelik, bin sadece peşinat. Partiye gidiyorlar tokattan sonra, gerisi kişisel tarih. Yürüyor Eva, fil yanında, parayı nereden bulacağını bilmiyor, Nikos’la ne yapacağını bilmiyor ya da biliyor, sanatını zaten hiç düşünmüyor, karşılaştığı insanlarla aydınlanıyor da yoluna koyuyor yaşamını. Diğerleriyle. Biraz şefkatle. Hikâyeyi dinlemeleri bile yeter. Yağan karın biriktiği apartman boşluklarına sonra, Nikos biraz daha bekleyebilir.

Fonda “Riders on the Storm”, anlatı boyunca, Eva’nın özeti.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!