The Roses‘tan geliyorum, ABD’de “legal uzaylılar” olarak evliliklerini kurtarmaya çalışan iki İngiliz’in serüvenleri. Biri çocuk bakıp yarı zamanlı aşçılığı sessiz sakin sürdürürken diğeri süperstar bir mimar olarak hayatının projesini gerçekleştirir, fırtınada yerle bir olan binasının yasını tutup eşinin hızla yükselişini izler aynı zamanda, kariyerinin külleri üzerinde eşinmeye başlar. Sözcükler, sözcükler, çok konuşurlar ama anlaştıkları görülmez, sözüm ona sevgilerini canlı tutmaya çalışırlar, zaten her şey çok hızlı başlamıştır da başladığı gibi bitmesin isterlerken çocuklarını da manyak ederler, öyle ki ayrılmaya karar verdiklerini duydukları zaman çocuklar derin bir oh çekerler. “Ölüm ayırıncaya kadar” ayrılmamaya karar verirler en son, ABD’li arkadaşlarının yaptığı gibi duyarsızlıkla her şeyi onaylamanın garip bir bileşimini oluşturmaya karar verirler. Araya bir iki hikmetin sıkıştığı filmlerdendir, arkadaşının eşi şöyle bir bakmaya gelmiştir boşanma aşamasında, yine adama yeşillenir ama adam yine uzak durur, kadının eşinden ayrılıp ayrılmayacağını öğrenmek ister ansızın. Kadın elbette ayrılmayacağını, istediği gibi yaşarken kemoterapiye kimle gitmek istediğini bildiğini söyler. Açık evlilik. Bodoslamadan ilişki, iletişim, Lillian Hellman Şarlatanlar Dönemi‘nde mi bahsediyordu bu ABD bodoslamasından, öyle kinaye, örtülü konuşmalar falan bir yere kadar, ucunda açıklık yoksa sevilmez bile, dolayısıyla İngiliz havasıyla pek uyuşmaz. Filmde örneklerini görüyoruz, Lodge’un romanında da görüyoruz, bu yüzden anlattım filmi uzun uzun. Hava değişimi lazım iki tarafa da, ABD’deki profesörün evden uzaklaşması lazım biraz, İngiltere’deki için de yeni fırsatlar, değişim programıyla birbirlerinin pozisyonlarına gelirler. Gerisi uyuşma, uyuşamama hikâyesi, katmanlı, çok parçalı. 1960’ların sonu, toplum çalkalanıyor, bir yanda Vietnam Savaşı’nın bitmesini isteyenlerin protestoları, aynı yanda kadın hakları, kürtaj, ırkçılık tartışmaları. Diğer yan yok, bütün dünya bu tek yanda, bütün bu olayların yaşamlarına yansımalarında fark varsa da Amerikalının İngilizleştiği, İngilizin Amerikalılaştığı bir anlatıda karakter değişimlerinin izini adım adım sürmek hoş. Lodge iyi yapıyor bu işi, ayrıca attırdığı taklalar da görmeye değer, metni eğip bükmesi. Meselelere bitsin de bir: İngiltere’de üniversiteye bir kez giren ömür boyu kalır, öğrencileriyle ilişkiye girerse ayvayı yer, ABD’deyse yayın, yayın, yayın, öğrencilerle ilişkiye girmek sorun değildir, yayın yapmamak sorundur. Philip Swallow’un, İngiliz akademisyenin uzmanlığı yoktur açıkçası, diyelim göstergebilimden Jane Austen’ın metinlerindeki psikomitolojik faktörlere kadar pek çok alanda makalesi vardır ama tek bir dalda yoğunlaşmayınca, eh, ABD’de işi zordur. Bambaşka dinamikler var iki tarafta da, karakterlerin kolaylıkla benimseyemeyeceği prosedürler, akademik yönergeler, tabii hikâye tam bir kimlik değiştirme hikâyesi olduğu için başaracaklar ama özel yaşamlarındaki çalkantılar olmasa zaten en baştan maceraya atılmayacakları gibi yaşamlarını tekrar kurmaya kalkmayacaklardı. Morris Zapp hele, Euphoria Eyalet Üniversitesi’ndeki ballı kaymaklı işini bırakıp Rummidge Üniversitesi gibi cort bir okula gitmeyi aklından bile geçirmezdi. Oluyor böyle şeyler hayatta. Akademiye, edebiyata yaklaşımlarından da bellidir bambaşka insanlar oldukları: Zapp tam bir teori canavarıdır, kışkırtıcıdır, 19. yüzyılın mazbut karakterlerini seks canavarı olarak gösterebilir, metni pek çok kültürel çalışmayla işgal eder. Yeni Eleştiri’nin zerresi yoktur onda, ironik, Swallow’da yine bir parça mevcut. Yükselmesinin başka yolu da yok görünüyor, ABD usulü bodoslama tekniği barizdir, Zapp metinlere adeta saldırır, parçalar, yapıyı söker, takar, minörden bakar, majörden bakar, böylece dolduracağı boşluğu kendi yaratıp akademik hiyerarşide tepelere oynamaya başlar. Mambo cambo işler biraz, birkaç yıl önce hakkında çıkmış bir eleştiriye takması bundandır, o kadar dertlenir ki o eleştiriyi yazan isimsiz densizin Swallow olduğunu bile düşünecektir bir zaman, o kadar sünepe birinin öyle sert saldırılara kalkıp kalkamayacağını düşünmez de içten içe eşiti olarak görmeye başlamıştır Swallow’u çoktan, bütün aşağılamalarına rağmen. Yan hikâye bu, eleştirenin Swallow olmadığını öğrendiği zaman bile adamın hayatını darmaduman edecek fırsatları “rakibinin” lehine sonuçlandırır, tam bir yıkıma yol açmaz. Yarı yıkıma yol açar. Swallow da benzer biçimde davranır, toprak kaymasıyla tepetaklak olma tehlikesi taşıyan bir yapıda çok ucuza otururken -maddi imkânlar da ayrışmanın bir sebebi, onlarca sebebin içinde en önemlilerinden biri hatta- alt kattaki hippi kılıklı kızlardan birinin Zapp’in kızı olduğunu bilmez tabii, tek bir kez sevişirler ve dedikodular İngiltere’ye ulaşınca Zapp öfkelenir, Hilary kırılır ama İngiliz zarifliği, Swallow hemen durumu açıklar eşine, özür diler, Hilary de tek bir vakadan ötürü evliliğini bitirmek istemediğini, bir arada kalabilmek için çabalayabileceklerini söyler. Burada işler yolunda görünüyor, Zapp’le Désirée tarafında hiç de yolunda görünmüyor, filmdeki çifte çok benziyorlar hatta. Boşanacaklar, dile getirmişler, yürümüyor artık, yine de birbirlerine yolladıkları mektuplarda yaşamlarındaki gelişmeleri paylaşmaya devam ediyorlar. Bir tür sevgi dili. Zapp âşık hatta, Désirée eşinin istediğiyle sevişebileceğini söyleyince kırılıyor adam, öyle bir şeyi istemediğini söylüyor ama Hilary’yle yakınlaşmaya başlıyorlar. Gerçi bu anlatının ikinci aşaması.
Çiftlerin entropisi, negentropisi nedir? Désirée’yle akademik bir partide tanışır Swallow, başta kadının sözünü sakınmamasından, açıklığından inanılmaz rahatsız olur ama kendi de açılmaktadır, farkında değildir sadece. Derslerini sabote etmesine rağmen okulla ilgili yerel bir yayında Swallow’un tam bir öğrenci dostu, iyi bir akademisyen olduğunu belirten protest öğrencisini -bu arada teori cininin zırt pırt ortaya çıkıp metni paramparça etmesine de bir eleştiri bu, teknik giderek uzaklaştırıyor insanı sanattan, estetikten, edebiyattan, dolayısıyla Swallow’un metne “sevgiyle” yaklaşımı, meseleye daha insancıl bir yerden bakması mı demeli, öğrencilere dışarıda kopan kıyametle hikâye arasında benzerlikler kurmak için dolaysız bir yol gösteriyor da olabilir, Swallow’un sevilmesinin nedeni, bu ara cümleleri de bir yerde bitirmek gerekiyor- mektuplarından birinde anlatırken “Wily (sic)” yazacak kadar züppe bir adamdır Swallow, metinden başka bir şey düşünmez gibi görünürken çılgın komşularının da yardımıyla protesto gösterilerinde rol almaya başlar. Komik hikâyeler var burada, Lodge’un mizah anlayışı dört dörtlük. Neyse, yükselen isyan dalgasına paraşütle inen Swallow hapse dahi girer, Désirée kefalet ödeyip çıkarır adamı, Amerikan yırtıcılığına, yamyamlığına kapılmamış gerçek birini kendi eliyle yaratmış olur biraz da. Diğer tarafta durum benzer, başlangıçta tam bir dallama gibi davranan, çıkarlarının ötesini göremeyen Zapp uçakta karşılaştığı, kürtaj olmak için İngiltere’ye gelip fikrini değiştirince zor duruma düşen genç kadını kollamaya başlar, Hilary’nin aralarında bıraktığı mesafe Zapp’in insanlığıyla kapanır, bir de üniversitedeki olayları yatıştırma başarısıyla tabii. Aslında farklı zamansallıklar yaşanıyor, yani iki taraf da kendileri olmak kaydıyla yaşamlarını sarsmadan sürdürebilecek niteliklere sahip, hızlı değişimlerini göz önünde bulundurarak potansiyelleri birbirlerine dönüşmelerini de sağlayabilir, Batı’nın temel kodları zihinlerinde mevcut da iki ülkenin sosyoekonomik, sosyokültürel, falan filan, konumları ve daha da önemlisi benzer akışkanlık hızlarına sahip olması bu geçişkenliği sağlıyor. Yoksa Swallow yerinde dursa Zapp’in dönüşeceği insanla hemen hemen aynı özelliklere sahipti zaten, aynı şey Zapp için de geçerli. Romanın mizahı bu süreçteki çatışmadan kaynaklanıyor, dört dörtlük ironi, dramıysa uyum sağlama sürecinde yitenlerden. Pek bir şey de yitmiyor gerçi, iki çiftin sondaki dörtlü diyaloglarından anlayabiliyoruz. Geniş aileyi bir de böyle tanımlayabilir miyiz?
Lodge oyuncul bir yazar, baştaki uçak bölümü olsun, mektuplu, gazete haberleriyle dolu bölümler olsun, on numara. İyi roman yani. Tavsiye ederim. Lodge’un akademiyi kurcaladığı romanlarından biri.











Cevap yaz