Wolfgang Schwentker – Samuraylar

Huayt!

Sengakuji Tapınağı her yıl düzenlenen törenlere ev sahipliği yapar, Tokugawa Ieyasu’nun teşvikiyle inşa edilen bu yapının hemen arkasındaki tepede efendileri Asano Naganori’nin intikamını alan, onurlarını yeniden kazanan 47 Samuray’ın kalıntıları var. Mevzu: Asano halkın önünde hakarete uğrayınca tören ustası Kira Yoshinaka’ya kılıç çeker, Edo’da (şimdiki Tokyo) ağır bir suçtur bu. Soruşturma başlamadan intihar eder Asano, mallarına ve emrindekilerin gelirlerine el konur, samuraylar başıboş kalırlar. Asano’nun en yakın sırdaşı ve en büyük vasalı Oishi Kuranosuke (Yoshio) önderliğinde misilleme yaparlar, Yoshinaka’nın başını kesip efendilerinin mezarına bırakırlar. Eylemleri övülür ama suç işlemişlerdir nihayetinde, iki ay sonra hepsi birden seppuku yaparlar. Bu olayın duyulmasını engellemek için devlet sansür üzerine sansür uygular ama kabuki, ahşap oymalar, kukla tiyatrosu sansür dinlemez, zamanında bütün Japon çocukların bu vakayı bildiğini söylüyor Schwentker. Sembolik bir şey. “47 adamın bu davranışı cesareti, sağduyu ve sadakati, aynı zamanda modern Japon toplumunda hâlâ yeri olan değerler uğruna, bir şey veya kişi için fedakârlık etme isteğini de gösterir.” (s. 10) Modern sanayi toplumunda dahi yankısını bulan bir eylem bu, sınıfsal bir var oluş hikâyesi. Meiji Restorasyonu’nun sonucunda kılıç taşımaları yasaklanan samuraylar son kez isyana kalkıştığında barutlu silahlar karşısında pek şansları olmadı ama onurlarını korudular. Kamikaze de bunun bir uzantısı, samuraylara özgü eylemin biçim değiştirmiş hali. Schwentker’e göre günümüzde Japonlar samuray geleneklerine en hafif tabirle çağdışı olarak bakıyorlar, uzak zamanlardan kalan kültürel değerler modern dünyada pek yer bulamasa da kodlara işlediği için görünür durumda. Politikaya atılan pek çok insanın samuray ailelerinden gelmesi de bir başka gösterge. Her şeyin pirinç fiyatlarına bağlı olması ilginç, gelirler yüksekken samuraylar kendilerine verilen pirinçle refah içinde yaşıyorlar, yaklaşık 300 yıl kadar. 1800’lerin ortalarına kadar başka ülkelerden kimse gelemiyor Japonya’ya, en fazla Portekizli ve Çinli tüccarlar yanaşabiliyorlar, kapalı bir toplum kendi kaynaklarıyla ne kadar iyi yaşayabilirse Japonlar o kadar iyi yaşıyorlar ki işler bir süre iyi gidiyor ama özellikle ABD’nin baskıcı politikaları Japonları ticari imtiyazlar vermeye zorunlu kılınca fiyatlar tepetaklak, samuray sınıfı 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren zengin tüccarlara borçlarını ödeyememeye başlıyor ve çöküşün adım adım geliyor. Evlerini satıyorlar, şehirlere göçüp işçi olarak çalışmaya başlıyorlar, namus simgesi kılıçlarını satmak zorunda kalıyorlar, yaşadıkları zorluklar onurlarını paramparça ediyor. Memleketlerinden atılan dwarf kardeşlerin durumuna benziyor bu.

“Samuray” başlangıçta sadece “asker” anlamına gelmiyordu, “hizmetli” anlamında kullanılan bir sözcüktü, eyaletlerin vurdulu kırdılı işlerinde öne çıktıkları zaman askeri önemleri arttı ve bildiğimiz biçim ortaya çıktı. Efendilerine hizmet eden samuraylar ordunun profesyonelleşmesiyle Moğol akınlarını savuşturmayı da bildiler, defalarca saldırıya geçen Moğol ordusu bir seferde adaya 40.000 asker çıkardı, yine de her savaşı kaybetti ve temelli geri çekildi, samuraylar ülkelerini korumayı başardılar. Feodal sistemdeki şövalyelerle benzerlikleri var, John W. Hall’a göre “tuhaf bir paralellik”, feodalizmin ortaya çıkmasındaki üç temel etken hem Avrupa’da hem de Japonya’da görülüyor. Japonya’nın tarihi biraz karışık olduğu için feodalizmden ne zaman bahsedilmeye başlanabileceği tartışmalı, bu yüzden kesin bir bilgi yok. Başka bir kıyas intihar meselesinde ortaya çıkıyor, Hristiyan inancına göre şövalyenin onurunu tekrar kazanmak için intihar etmesi yasakken Zen Budizmi yaşamın geçiciliği öğretisiyle ölümü önemsizleştiriyor, dolayısıyla Hristiyanlık yayılmaya başladığı zaman din değiştirmiş samurayların intihara karşı çıkmaya başladıkları görülüyor. Her yönden çözülüyor sınıf, ortaya çıkışındaki dağınıklıkla. Genpei Savaşı sarayla şogunluk arasındaki ilişkileri biçimlendirerek samurayların statülerini tekrar belirlemeden önce Heian Dönemi yaşanıyordu, Japonların en huzurlu dönemi belki. Samuraylar ok ve yayla silahlanmış, kendi hesaplarına çalışan toprak ağalarıydı bu dönem, askeri hükümet kurulup daha eril, savaşla dolu Kamakura Dönemi başlayınca örgütlü güç önem kazandı, ağalar beyler adam toplamaya başladılar. Bir görüşe göre Kore’den gelen atlı askerlerin Yamato Dönemi’nde adaya yayılmasından düzenli orduya serüven aşağı yukarı böyle, Schwentker teferruatıyla anlatıyor her şeyi. Şogunluk, Restorasyon, modern yaşama geçiş, pek çok şey ilerleyen bölümlerde var. Tarihi süreç incelenmiş daha çok, samuray kültürüne dair pek az bilgi var. Olanı anlatayım az.

Bir efsane olan Miyamoto Musashi gibi savaşçılar için kılıç, samurayın hayatındaki en önemli mülktü; her kim kılıcını kaybederse, onurunu yitirmiş sayılırdı.” (s. 50) Kılıç iki haftada yapılıyor, bıçak ve bağ olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. Keskin olan kısmı hafifçe eğri, Tokugawa zamanına kadar yeni kılıçlar önce idam mahkumları üzerinde deneniyor. Usta demirciler toplum nezdinde çok önemliler, büyük saygı görüyorlar. Orta sınıftan değiller, saray asillerinden ve samuray ailelerinden geliyorlar. Bir samurayın taşıdığı üç silah var: uzun kılıç, kısa kılıç ve hançer. Kadınlar evden çıkarken yanlarına bu hançerlerden alıyorlar, daha büyük silahları taşımaları yasak. 1543’te Portekizli misyonerler tarafından getirilen tüfekler her şeyi değiştiriyor bir anda, Oba Nobunaga düşmanlarına mermi sıkan ilk lider olabilir. Gerçi onca avantajına rağmen barutlu silahlar Nobunaga’dan sonra yasaklanıyor, en azından halka arz yok, 300 yıl boyunca iktidardakiler tarafından kullanılıyor. Düzen bozulunca çoğu samuray basit piyade olup kılıcı ortadan kaldırıyor, Japonya’nın yüzlerce yıl süren kapalı döneminden sonra kısa sürede açılması travma yaratmış olsa gerek. Kamakura dönemine kadar toplumun anaerkil olduğuna dair kanıtlar var, 1248 tarihli bir kayıtta ebeveynin ölümüyle malların kızlara kaldığı söyleniyor. Kadınlar malum dönemde marjinalleşiyor, bunda yaşam şartlarının etkisi var. Moğol istilası, duvar örmek için harcanan kaynaklar, pirincin yeterli miktarda üretilememesi gibi etkenler refah ortamını yok eder etmez kadınların statüleri değişiyor. Bunun yanında idari memurluk yapanları var. Poligami ve seri monigami sıklıkla görülüyor, sevgi ve görev arasındaki dengeyi kurmaları gerekiyor ki filmlerde gördüğümüz çatışmaların çoğu sebebi bu. Kadınlarda evlilik yaşı 14-17 arasında değişirken erkekler 20 yaşını geçtikten sonra evlenebiliyorlar. Samurayların boşanması zor, efendiden izin almak zorundalar. Şiddet uygulayan eşlerden kurtulacak bir yerleri var kadınların, “boşanma tapınakları” denen yerlere sığınabiliyorlar. Samurayın statüsünü evi, bağı bahçesi ve pirinç kazancı belirliyor, evin giriş kapısı ve bölümü statü göstergesi. Savaş gelenekleri dönemden döneme değişiklik göstermiş, Heian samurayları son adama kadar dövüşmüyorlar, kaçıyorlar veya teslim oluyorlar. 12. yüzyıldan itibaren değişiyor bu, her bir savaş onuru korumak olarak görülüyor, savaşın kaybedileceğini anlayanlar intihar ediyorlar. Yine filmlerden gördüğümüz kadarıyla II. Dünya Savaşı sırasında esir düşeceğini anlayan askerler el bombalarıyla kendilerini havaya uçuruyorlar, yanlarında bir iki düşmanı götürseler kâr. Seppuku malum, önce saç tıraşı, sonra beyaz iç çamaşırları ve kimono, iki tas sake ve lezzetli yiyecekler, son olarak bir tepsinin içinde getirilen kılıç, beyaz kağıda sarılı. Kişi karnını deşip bıçağı olabildiğince yukarı çıkarıyor. Çıkarıyor? Çekiyor. Edo zamanı bu gelenek biraz değişiyor, kişinin arkasında bir arkadaşı, yakını bekliyor ve kafayı keserek son noktayı koyuyor. İlginç bir hikâye, Mişima karnını deştikten sonra ölümü bekliyor, arkasında eşi -sevgilisi de olabilir, hatırlayamadım- kılıcını indiriyor ve adamın boynunu yaralıyor. İkinci hamlede kafayı yine kesemeyince Mişima’nın arkadaşlarından biri öne çıkıyor, işi bitiriyor. Zor iş.

Samuraylar özelinde Japon toplumunun hikâyesi aslında, meraklısı kaçırmasın.