Roger Shattuck – Prometheus’tan Pornografiye Yasak Bilgi

Shattuck iki ana bölüme ayırdığı araştırmasının ilk bölümünü edebi metinlerdeki yasaklama biçimlerine ayırmış, sonraki bölümlerde fizikten sosyolojiye pek çok disiplini ele alarak bilgiye ulaşımın kısıtlanmasını ve yasakların ardındaki nedenleri kurcalamış. Makaleler farklı zamanların ürünü gibi duruyor, bir araya getirilmişler, bağlamın yitmemesi için de göndermelerle doldurulmuşlar, düzenlenmişler. “Önsöz”, kitap boyunca aklımızda sürekli dönecek soruyla başlıyor, bilmememizin bizim için daha iyi olacağı şeylerin var olup olmadığını düşünüyoruz, bilgiye erişim kısıtının hangi kurumlarca dayatılabileceğini, daha da önemlisi bu kısıtın gerçekten de işe yarayıp yaramayacağını sorguluyoruz. Shattuck “entelektüel, sanatsal ve ahlaki” alanlara göndermelerde bulunurken öznel düşüncelerini de paylaşıyor, nadiren rastlanan bir durum. Bu tür metinlerde ele alınan konu açımlanır, durum değerlendirmesiyle de nokta konur ama Shattuck kendi ahlaki çıkarımlarına da yer veriyor. Meselenin etik boyutuna sağlam bir katkı, yeri geldikçe aktaracağım. Günümüzde cehalet kadar önemli bir problem olan bilgi paylaşımının sınırları konusunda biraz muhafazakâr gözüküyor Shattuck, nükleer ve biyolojik silahlar konusunda endişeleri var, bilginin kullanım alanlarından bazılarının insanlığın varlığını tehdit ettiğini düşünse de Michio Kaku’nun savına göre bilginin kontrol altına alınması büyük güvenlik sorunlarına yol açacağından dünyanın geleceğini tehlikeye atabilir, gizlilikle yürütülen çalışmalar sonucu ortaya çıkacak facialardansa şeffaflığın doğuracağı güvene inanıyor ama bu da günümüzün dünyasında ütopik bir fikir gibi duruyor, karbon salınımı konusunda ABD ve Çin gibi ülkeler uluslararası anlaşmalardan kaçınıyor, can sıkıcı bir durum. Kiss The Ground nam belgesele bir göz atarsanız politikacılara edeceğiniz lafları hazırlayabilirsiniz. Neyse, diğer yandan gerçeklikle ilgili güncel problemler de bir nevi üstü kapalı yasakları düşündürüyor, Shattuck’ın gerçeği bilmek istemeyen Viktoryen kadını ve gerçeğin en tehlikeli yanlarını kurcalamaktan kendini alamayan Dr. Jekyll günümüzün insanına ve yasak bilgiye dair iki imge sunuyor, görmezden geldiklerimiz veya gördüklerimizi umursamamamız üzerine, tabii bize gösterilenlerin temelinde. Kutsal kitaplarda gerçeği bilmenin inananları özgür kılacağına dair bölümler var ama Yaratıcı kendi adını gizler, bu durum en temel ikilemi ortaya çıkarıyor belki de. Bilmenin sorumluluğu insanlara bırakılmıyor en başta, işaret mi bu? “Hem bilimsel araştırma, hem de sanat ve eğlence dünyaları, aklın simgesel ürünlerinin tam bir özgürlükle ifade edilmesinin günlük hayat alanının olumsuz bir şekilde etkilemek zorunda olmadığına, aksine onu güzelleştirebileceğine dair üstü kapalı bir varsayıma dayanır.” (s. 20) Umudun nereye kadar süreceğini görmek korkutucu, Küba Krizi yaşanırken gelen emre rağmen eli nükleer füzeyi fırlatacak düğmeye varmayan subayın gösterdiği sağduyunun tükenmesi dehşete düşürmüyor mu insanı?

Prometheus’la başlıyor edebi bölüm, Vernant’ın hoş benzetmesiyle Prometheus’u Yunan panteonunun 68 Kuşağı olarak sayabiliriz. Başkaldırısı bizim kurtuluşumuz olmuştur, gerçi karşılık olarak Pandora’nın getirdiği acı canımıza okumuştur ama değmez mi? Günümüzde bu karşılığın Prometheus hikâyesine dahil edilmeyişini isyanın sadece olumlu kısmını yansıtma amacına bağlıyor Shattuck, Pandora’nın “güzel kötülük” imajının alegorik bir biçimde Batılı resim sanatına yerleştiğini ekliyor. Prometheus rolünü üstlenen hiçbir ilahi figür yok, yaratılışın hikâyesinde yasak meyveden itibaren rol dağılımı ortaya çıkıyor ve gerekli uyarılar yapılıyor ama Babil’in karmaşasında herhangi bir uyarı da yok, doğrudan cezalandırma insanın elinden alınan bilginin son raddesi. Sonrasında Lut ve Eurydice üzerinden tuza dönüşme hikâyesi, hikâyenin mitolojideki karşılığı ele alınıyor, yetinmeyi bilmenin erdeminden bahsediliyor. Oidipus tanrıların oynadıkları oyunların yanında kendi düşüşünden de kısmen sorumlu, iki yönlü yıkımın izlerini Faust’ta ve Frankenstein’da da arıyor Shattuck, öncesinde Dante’ye uğrayarak gereğinden fazlasını görüp görmemenin sonuçlarını irdeliyor. Rönesans yakınlaşırken bilginin, cehaletin, inancın ve şüphenin yanına deneyimi de ekliyor Dante, “kâşifin cüreti” Rönesans sanatçıları için önemli bir etkene dönüşüyor böylece. Galileo bahsinde insanın yeniyi arayışı gerekçeleniyor: “Araştırmaları Hristiyan toplumu tarafından benimsenmemiştir. Yasak kalmışlardır. İtalya’da bilim bir açmaz halini almıştır. Bir değişime ihtiyacı vardır.” (s. 52) Kuşkuculuğun, agnostisizmin ve mağrur bilgiyle saf bilgi arasındaki farkın düşünürlerce incelenmesiyle insan doğasının merkezindeki bilgisizlikle bilgi açlığı arasındaki ilişki açığa çıkıyor, mağrur ve saf bilgi Francis Bacon’ın tanımlarıyla insanın durması gerektiği yeri imlerken Einstein’ın ve Planck’ın birkaç adım ötelerine, bilinmeyene dair hipotezlere karşı kuşkuyla ve belli belirsiz bir öfkeyle yaklaşımlarını hatırlıyorum, yasağın bu korkuyu besleyerek meşru kılındığı düşünülebilir.

Merak ve isyan duygularını “Yahudi mitinden muhteşem bir Hristiyan destanına” dönüştüren şiirin tahlili Milton’ın dönemindeki durumu özetliyor. Yukarıdan verilen bilgi dahilinde yapılacaklar yapılmalı, ötesini sormaktan kaçınmalı, deneyimin dışında başka bir şeye güvenmemeli, “Bath’lı Kadın etkisi” diyor buna Shattuck. Elimizdekinden hoşnut değilsek ötekine gıpta ederiz, bunda bilgiye ulaşmaktan çok yasağın çekiciliği önemli. Kayıp Cennet‘i yasak bilgiye ulaşmak için günahın deneyimlenmesinin anlatısı olarak görebiliriz, insanın kaçınamayacağı yolculuktur bu, anlatıda Rafael’in Âdem’e verdiği emir özetler bunu: “Mütevazı bir şekilde bilge olun”. Faust ve Frankenstein bu hikâyeyle doğrudan ilgili, özellikle Faust’un ele alındığı farklı metinler geniş çapta bir araştırma alanı ortaya çıkardığından derinlemesine incelenmiş. Ardından Emily Dickinson geliyor, yazarın mektuplarındaki anlamlar görünenin üzerinden görünmeyenin yüceliğinin sezdirilmesine ulaşır, gizli bilginin çekiciliğinin farklı bir boyutudur bu. Melville’in ve Camus’nün metinlerindeki adalet ve empati de meselenin farklı bir boyutuna odaklanıyor, Billy Budd‘ın adaletin niteliklerini sorgulamasından ziyade Yabancı‘daki cinayet ve yargılanma bölümlerinin incelemeleri daha dikkat çekici. Shattuck’a göre Meursault’nun “anlaşılması” sempati doğurmamalı, Chesterton’ın “şeytanın duygusallığı” dediği durum katili aklamaya yetmez. Verdiği derslerin sınavlarında öğrencilerine mevzu bahis romanla ilgili sorduğu soruların cevaplarına yer veriyor Shattuck, öğrencilerin çoğu Fransız toplumuna getirilen eleştirileri ele alarak karakterin masumiyetini ima ettikleri için rahatsız edici bir durum çıkıyor ortaya, Camus’nün İngilizce baskıya yazdığı önsözde de benzer fikirler yer aldığından bu tür bir anlaşılma-affedilme bağlantısına karşı çıkıyor Shattuck, suçlu suçludur, “kötülüğün sıradanlığı” kötülüğün anlamını, acılarını ortadan kaldırmamalı. Çok alakasız olacak ama yakınlarda benzer bir şey yaşadım, denk geldi. Kısaca şu, benden her anlamda çok şey götüren birinin davranışlarını anladığını söyleyen yakın bir arkadaşım olaylara bir de onun açısından bakmam gerektiğini söyledi bir süre önce. Yanlış bir bağıntı bana göre, anlamak bir suçun kefaretini, cezasını ortadan kaldırmamalı. Başlarda bahsettiğim öznelliğini bu noktada sergiliyor Shattuck, bazı görüşlerine katılmasam da buna katılıyorum: “Bu minik romanı, anlamını onu dikkatle okuyanlara yavaş yavaş gösteren, hemen göze çarpmayan bir yazı, bir alegori olarak görmekten kendimi alamıyorum. Ancak pek çok okuru suçluya empati duymaya kandıran iç anlatının hemen göze çarpmayan dil dökmeleri nedeniyle, alegori hedefine isabet edemez. Kendisi, hareketleri ve diğerleri için en az değerde bile olsa, sorumluluk kabul etmeyen bir varoluşa insan denemeyeceği ahlaki dersi kolaylıkla görmezden geliniyor.” (s. 198) Bu bakış açısını atom bombalarının kullanımında da sürdürüyor yazar, Manhattan Projesi sırasında yaşananları anlatıyor, bilginin sınırlandırılmasını değerlendiriyor. Sade’lı bölümler de oldukça iyi, Sade’ın “aşırı meşrulaştırılmasına” şerh konuyor sonda. İnsan Genom Projesi, seri katillerin psikolojileri de ilgi çeken konular.

Bilginin ve yasağın tarih boyunca değişimlerinden günümüz dünyasındaki durumlarına dek meseleye farklı açılardan yaklaşan dört dörtlük bir metin. Tavsiye ediyorum.