Sam Stall – Uygarlığı Değiştiren 100 Köpek

Konrad Lorenz de benzer bir şey söylüyordu, durumumuz: “Herhalde şöyle bir şeyler olmuştu: On binlerce yıl önce, bilinmeyen nedenlerle, bir kurt sürüsü bir grup mağara adamıyla güç birliği yaptı. Bu birbirine karışma, günümüz şirket yöneticilerinin sinerji dedikleri şeyi ortaya çıkardı. Kurtların duyuları keskindi; hızlı ve güçlüydüler. İnsanlarsa acayip büyük beyinlere sahipti ve ölümcül silahlar yapabiliyorlardı.” (s. 9) Kurtlar evcilleşmiyor, evcilleşebilecek türe evriliyor, merhaba köpek. Yine insanlarla birlikte avlanıyorlar ama bu kez sürü de güdüyor hayvan, savaşa da gidiyor, kanseri teşhis ediyor, neler neler. Bilimsel deneylerde katledilenleri öğrenince insanlar dostlarını yalnız bırakmıyorlar bu sefer, meydan kavgaları çıkıyor, öldürülen köpeklerin heykelleri dikiliyor falan, bir dünya olay. Stall yüz tanesini toplamış, yüz köpekten yüz hikâye. Neler var, mesela Büyük İskender’in köpeği de büyükmüş, Pers ordusundaki fillerden birinin dudağını kapınca sahibinin canını kurtarmış, gitmiş bir şehre köpeğinin adını vermiş Büyük İskender de. Köpeğine milyon dolarlık miras bırakanlar bir yana, en iyi arkadaşından ayrılmak istemeyenler klonlama işleri için canavar gibi bağışlarda bulunuyorlar. Snuppy’nin, klonlanan ilk köpeğin hikâyesi bu tür bir sevgi içermiyor, dümdüz klonlamışlar ama tatlış bir şey, nesilden nesle aktarılabilir tatlışlığı, tabii Tanrı’nın işine el atıldığını düşünenlerin saldırılarına karşı önlem alınırsa. Layka duruyor Snuppy’nin bir üst basamağında, yukarılardan bakıyor, ilk adı “Kudryavka”ymış da söylemesi zor olduğu için “Layka” demişler. Geri getirmek için hiçbir düzenek kurmadan yollamışlar uzaya kuçuyu, Kruşçev yüzünden. Tamam, Devrim’in 40. yıldönümüne az kaldı da canlı bir organizmayı uzaya taşımak için bir ay çok kısa, bilim insanları yolladıkları zamazingoyu Dünya’ya indirmek için hiçbir şey eklemiyorlar alete, işin kötüsü Layka’dan sonra gönderilen canlıların tamamı geri getirilmiş. Bitmedi, 2002’de açıklama yapıyor projede çalışanlar, köpeğin birkaç saat içinde, muhtemelen korkudan öldüğünü söylüyorlar. Şanslı olanları da çok, İtalyan pilot Umberto Nobile’nin köpeği Titina enkazda kurtarılmayı bekliyor, cesetlerin yanında bir dünya yaralı, Kuzey Kutbu’na yakın bir yerdeler. Kurtarma uçağı bir ay sonra bulmuş izlerini, gerisi ilginç: Nobile yaralı adamlarını değil de Titina’yı almış yanına, diğerleri ikinci kurtarma uçağıyla döneceklermiş. Düşmüş bu uçak da, acayip olaylar. Kuzey Kutbu’nu havadan fetheden adammış Nobile, Mussolini’nin yancılarından biri, 1945’te adı temize çıkıp tümgenerallik rütbesi geri veriliyor da asıl Titina’yla topuklamaları hatırlanıyor. Kâşif bir köpek daha var, Robot, 1940’ta kırlardaki gizli hazineyi bulmak için yola çıkan çocuklarla birlikte dağ bayır gezerken oyuğa düşüyor. Çocuklar kurtarıyorlar çocuğu, bakıyorlar ki oyuğun devamı var, içerilere girip duvarlara bir bakıyorlar, oha, eski eski resimler. Meğer Lascaux mağarasıymış orası! Aşırı ilgi görüyor mekân, binlerce kişinin yaydığı yüksek nem ve ısı yüzünden resimler bozulmaya başlayınca 1963’te kapıya kilit. Freud’un köpeği Jo-Fi seansa girer, “hasta” gerginse yanına yaklaşmaz, rahatsa, “kendisiyle barışıksa” yanına uzanırmış, seans süresi sona erdiğinde kalkıp kapıya doğru yürürmüş. Köpeği klasik koşullandırma yoluyla koşullandırıp hastayı da köpek vasıtasıyla koşullandırmak, muhteşem fikir. Köpek katliamından bahsetmeli asıl, bilim uğruna acı çektirilen arkadaşlarımız bugün kötü yönetim yüzünden acı çekiyor. 1900’lerin başında küçük bir teriye canlıyken kesilip öldürülüyor ders anlatımında, söylentileri duyduktan sonra okula kayıt yaptırıp olaya şahit olan iki kişi gidip raporluyor hemen, dava açılıyor, suçlu sağlam bir para cezasına çarptırılıyor. Cezayı ödemek için para toplanıyor, katledilen köpeklerden birinin heykeli dikilince protestolar başlıyor. “Şehirde büyük bir arbede çıktı; anıtı yıkmak isteyen öğrenciler mahallenin kabadayılarıyla çatıştı. Heykel 1910’da kaldırıldı ve olasılıkla yok edildi. Ama Kahverengi Köpek ve temsil ettiği dava unutulmamıştı. 1985’te Londra’nın Battersea mahallesinde yeni bir anıtın açılışı yapıldı; anıttaki yazıda hayvanlar üzerinde yapılan deneylere karşı yine aynı yakıcı suçlama yer alıyordu. Ama bu kez kimse deneyleri savunmaya kalkmadı.” (s. 29) Yakıcı suçlamadan kasıt “bir doktordan diğerine, elden ele dolaştıktan sonra Ölüm tarafından kurtarılan köpek”le ilgili. Dolaylı olarak da etkileri vardır, Florence Nightingale’ı hemşireliğe bir köpek yönlendirmiş, tedavi ettiği tatlış köpük koşturmaya başlayınca rüya görmüş Nightingale, Tanrı ona hayatını tıbba adamasını söylemiş. Keşke kadınların oy hakkını savunmasını da söyleseymiş. Akıllı hayvanlar olduğunu biliyoruz köpeklerin, bazıları daha da akıllı, zihinsel haritalama konusunda insanlardan aşağı kalır yanı yok bazılarının. İsmini bilmediği nesneyi gösterebiliyor, bağlantıları şak diye anlıyor mesela, Rico bu konuda usta. Ses yolu gelişkin olsa konuşup konuşamayacağını merak etmişler zamanında, o kadar akıllı bir hayvan dört yaşındaki çocuk kadar konuşsa süper. Can dostu Missy’yi klonlamaya çalışan Sperling bambaşka meselelerin doğmasına yol açıyor, hani köpek elbet klonlanabilir, para ve zaman meselesidir ama hayvan hakları savunucularının protestosuyla karşılaşır, barınaklarda onca hayvan varken ölü bir hayvanı “diriltmek” neden? Nitekim Sperling’in kurduğu şirket birkaç ısmarlama kedi “yaptıktan” sonra kapanıyor. Çevresel faktörlerin önemi de verilmiş yazıda, siyah renkte bir kedi klonlandığında başka renge sahip olabiliyor. Hücre kaç kez çoğalıyor, zar atıyor o sıra, en iyisine bölüneceğini umuyor.

Siyasi işlere bulaşmış köpeklere gelelim, III. Henri 1589’da Paris’i kuşatmak üzere, gece çadır kurmuş, keşiş kılığında biri huzuruna çıkmak istemiş. Liline kafayı yemiş resmen, havlayıp durmuş, hoplayıp zıplamış ama tehlikeyi haber verememiş. Becerrillo ne güzel yapmış kıçını devirip yatarak, sahipleriyle birlikte Güney Amerika’da terör estirirken bir gün hedef gösterilen kadına bakıyor, normalde parçalar ama gidiyor kadının yanına, biraz bakıp gidiyor. Papaz çakmış köfteyi, Tanrı’nın işaretini dikkate almaları gerektiğini söylüyor, intikamcı hareketleri yasaklatıyor. İdamdan dönen köpek eskinin kanunlarının hâlâ yürürlükte olmasından kaynaklanan bir saçmalık, İngiltere’de insanlara saldıran bir köpek için malum karar çıkınca Brigitte Bardo hemen Fransa’ya siyasi sığınma hakkı tanınması gerektiğini söylüyor. Başka örneği de var, Prenses Anne’in köpeklerinden biri küçük çocuklara saldırmış, köpekler idam cezasına çarptırılmamışlar da prensese 500 papel ceza kesilmiş. Ülkelerin kaderini belirleyen olaylar var, biri: “Bir gece yarısı, ordusu kamp kurmuş, o da yatağına çekilmişken, İspanyollar gözü pekçe bir saldırıya geçtiler. Saldırı Hollandalıları tam anlamıyla gafil avlamıştı. Prens ise çok sevdiği, buldog suratlı küçük köpeği Pompey’le yan yana yatıyordu. Minik köpek İspanyolları işitti, havlayarak sahibini uyandırdı. Bu beklenmedik saldırıda belki de öldürülecek ya da esir alınacak olan Willem çadırından fırladı ve atına atlayıp esaret ya da ölümden kıl payı kurtuldu.” (s. 65) General Howe’un köpeği de az meşhur değil, Amerikan Devrimi sürecinde hiç ayrılmamışlar, savaşta karşılarına George Washington gelmiş. Şanssızlık. Howe’un köpeği cephede kirişi kırmış, yallah Washington’ın yanına. Centilmenliktir, köpeği sahibine yolluyor Washington. O sıralar askerlere karşılık köpeklerin teklif edildiği, esir değiş tokuşunda kullanıldığı yazılmış, hiç şaşırtıcı değil. Bu çocukları pek seviyoruz, toplanıp öldürülmesi canımızı yakıyor. Şu kitabı bir okusunlar, hiçbir halt değişmez de dost olduğumuzu anlarlar. Haçiko örneğinde olduğu gibi. Dostlukla Haçiko’yu bir arada düşünmek aşırı insan merkezli bakış, köpekler insanlar gibi sevmeden de sever. Belki de sevmez, kafasının içini bilmiyoruz. Bilene kadar okuyalım bu kitabı.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!