Tarık Dursun K. – Gönderdiğin Mektubu Aldım

Tarık Dursun K. çok zorlamıştır Nermin Tok’u, besbelli, Tok biraz az içmesini rica eder kaç kez de İlhan Berk’in peşine takıldığını, küfelik olduğunu anlatır K., arkadaşları evine bırakmasalar kaldırımda sızacaktır. Güven meselesi çoğu mektupta geçer, Tok hiçbir şekilde zorlamaz K.’yi, geçmişte illa bir şeyler olmuştur, yine olabilir fakat K.’ye gönülden güvenir Tok, baskı kurmaz, son derece içten bir şekilde dile getirir güvenini. İnsandır, yaşamıştır, kendi de söyler K., ailesi çok başıboş bırakmıştır, babası o sekiz yaşındayken gitmiş, üvey baba yine babalık yapmıştır -öykülerinden de biliriz- ama herhangi bir kısıt, bir yönlendirme olmamıştır anlaşıldığı kadarıyla, İstanbul’a gidişlerinde kadınlarla görüşmüştür K., yine görüşebileceğini ima ettiği gibi Tok’u sevdiğini, geleceğini onunla birlikte kurmak istediğini de söyler. Ki bütün mektuplar altı aylık bir süreçte yazılmıştır, 1954’te, hızlı bir şekilde gelişen ilişkinin altı ayda evliliğe varmasının hikâyesi hoş. Kitabın basıldığı tarihe bakınca, Kasım 1999, “Sizin hiç karınız öldü mü?” diye soruyordu K., Dulevi‘nde, hüzünlü anlatı, 1954’ten 1998’e ne kadar mutlu oldular, mutsuz oldular, ne çok sevmiş K., mektuplarda ne kadar sakıngan, savruk gibi duruyorsa öykülerinde o kadar sevgi dolu. “Ona hiç ama hiç kızmadı. Kırk beş yılı kızmadan ve kavga etmeden nasıl bitirmişlerdi, peki?” (s. 21) Sebepleri var tabii, kalemi kırmamalı hemen, K.’yi anlamalı. Birincisi malum, aileden gelen bir bağlanma kaygısı var, bu yüzden askerlik dönüşü har vurup harman savurduğunu, çok sayıda kadınla birlikte olduğunu söylüyor K., yaşamında karanlık nokta kalmasın istiyor, hani kabul edecekse öyle etsin Tok. İkincisi, nişandan sonra anne Ankara’daki evi terk ediyor, madem birlikte yaşamak istemiyorlar. Yengesine de çektirmiş K.’nin, mektuplarında Tok’un mutlaka yengesiyle konuşmasını istiyor K., annesinden ötürü bezginliğini gösteriyor. Ne olursa olsun annesidir, suyuna gitsin K., saygı göstersin, aile olacaklarsa Tok da böyle bir koşul getiriyor, dargınlık olmamalı. Zaten ailelerini zar zor ikna ediyorlar, bin türlü dert var başlarında, bir de kırgınlıklar mı sarsın ürküyü.

Karşılaşmalarına şurada değinilmiş, ilk mektuplarda sıklıkla geçiyor o kahve. “Düşündü, onca yıl sonraydı, gitmiş ve görmüştü: O kıyı kentinde onlara onları hatırlatacak hiçbir şey kalmamıştı. Denizli kahveden de geriye kalan bir şey yoktu: Ne o kahve, ne o, ne onları çevreleyen insanlar… Ne Fabrikalar Caddesi, ne caddenin istasyona giderken sağına düşen, aşı boyalı iki katlı ev, evin beton bahçesindeki tenekelere dikili akşamsefaları, sümbüller ve boyu çatıya erişen turunç ağacı.” (s. 10) Sevdaları gibi mekân da mektuplarda yaşayacak. Evlilikten daha ilk mektuplarda bahsediliyor ama uzunca bir yol var: birbirlerini tanıyacaklar, bir ölçüde anlaşacaklar, diğer ölçüyü evlilik sonrasına bırakacaklar. O zamanlar öyle. Evlenirlerse hem dağ köyünden eş durumu ataması, Ankara’nın bir ilçesine gelebilir Tok, mesela Elmadağ’a, Elmadağ’ın köyüne. Ayaş olur, illa köy olması şart değil ama en kötüsünü düşünüyorlar, en kötüsü bile hayallerinde o sıra. Tok’un öğretmenlik yaptığı köye dair anlattıkları ne güzel. Ailesi izin vermemiş İstanbul’da hukuk okumasına, hani erkek çocuk olsa neyseymiş. Öğretmen okulu var yakınlarda, o olmaz mı, Tok sevinçten sarılmış babasına, elbet olur. İlk görev yeri Toroslar, bahar kokularıyla dolu köy. Çok seviyorlar Tok’u, “Öğretmen,” diyorlar, “çocuklara ne öğretebilirsen öğret, gerisi bizde.” Haftada bir evine gidecek, üç buçuk saatlik yolun bir kısmı tehlikeli, atla götürüyorlar gideceği yere kadar. Ayrılmak da zor olacak, o çocuklar ne kadar aç bilgiye, sevgiye, Tok verebildiğinin fazlasını veriyor. Evlendiklerinde işte, Salim Şengil’e rica ediyor K., acaba tanıdıklar vasıtasıyla ayarlanamaz mı iyi bir yer? Bakacaklar ama olmayacak, K. üzüntüsünü dile getirecek, güvendiği dağlara yağan karları her seferinde unuttuğu için hayıflanacak. Memuriyet de olur, hiç fark etmez, nasıl geçinebileceklerse. Dergiden, yazılardan gelen parayla olacak iş değil, Koç’a girip muhasebecilik de yapıyor K., devlet kurumlarında memur da oluyor, en çok nereden kazanabilirse. Yazılarını takip ediyor Tok, müstakbel eşinin metinlerini kısaca eleştiriyor, gerçeklikten öykülere taşanlardan korkmadığını söylüyor ara sıra. Değindim, yaşanan yaşanmıştır, sonrasına bakmalı. Üçüncü sebebe gelelim, K. çekingense, bozmaya çalışır gibi görünüyorsa parasızlık esas sebep. Hemen her mektupta bahsi geçiyor yoksulluğun, açayım. Ayrılık birkaç kez teklif ediliyor, edilir gibi oluyor, K. söylediğinin fazlasını sunamayacak. Tok da pek bir şey istemiyor ama ailesini tamamen karşısına almaktan kaçınması lazım, bunun için destekçi arıyor. Abileri yardımcı oluyorlar biraz, onların kaygıları K.’nin serseri takımından biri olması, görünürde. Öyleymiş, kendi de söylüyor da Tok’la tanıştıktan sonra sigarayı, içkiyi, serseriliği, her şeyi bırakacağını söylüyor ki bırakıyor da, sigarayı bırakınca ayda ne kadar tasarruf ettiğini söylüyor hatta. Abiler kontrol ediyorlar ara sıra, Ali tanışıp konuşuyor bir zaman, bakıyorlar ki yirmilerinin ortasına henüz gelmemiş genç adam dağınık yaşasa da kumaşı sağlam, aile kurabilecek dirayete, isteğe sahip. Matrak bir olay var mevzuyla ilgili, İlhan Tarus arkasından sallamış K.’nin, hızlı yaşantısını sona erdirince, kadınlar kızlar, kavgalar dövüşler, K.’nin yazacak hiçbir şeyinin kalmadığını, tükendiğini söylemiş. Tok yapıştırıyor cevabı, illa yaşananlardan mı yola çıkıp yazıyor K., yaşanacaklardan da esinlenemez mi, yakındaki o güzel günlerden.

Aşk? Yok, bahsi geçmiyor, ortaokulda beş on paraya yazdığı aşk mektuplarının benzerlerini yazabileceğini söylüyor K. de ne gerek, asıl anlaşmak, umudu birlikte yaşatmaktır önemlisi. Aynı fikirde görünür Tok, genellikle her konuda öyledir ailesinin iteledikleri hariç, aşktan çok uyuşmaktan bahseder fakat elinden kaçırır bazen, yazdıklarıyla üzmek istemediğini, bazı şeylerin aşktan olduğunu belirtir. Temkinliler, uçmak istemiyorlar, düşmek de istemiyorlar, birbirlerini tartıyorlar sık sık. İki büyük kriz var, nişan öncesinde ayarlamaları zar zor yapabiliyorlar, ailelerin durumu iyi olmadığı için her ayarı doğru yapmak istiyorlar. Abi krizi mesela, K. abisini Tok’un ailesiyle görüşmeye gitmesi için ikna etmeye çalışıyor da yan çiziyor abi, parası ve zamanı yokmuş, asıl derdi K.’nin yine saçma sapan bir gönül ilişkisine tutulduğunu düşündüğü için kendini yormamak. Araya birileri giriyor, abi bakıyor ki durum ciddi, üzerine düşen görevi yerine getiriyor. İkinci kriz evlilik tarihi, yahu ne zaman evlenecek bunlar, iki bayram arası düğün olur mu, yeni yıldan önce mi sonra mı? Biri diyor “önce”, diğeri diyor “sonra”, birbirlerine girecekler neredeyse. Kibar kibar. O da çözülüyor, eşyalar alınıyor, hasır sandalyeler, bilmem neler. Son mektup rahatlamanın etkisiyle çok daha hafif, tartışmasız.

Eşinden kaç metinde bahsetmiştir K., öyküyle karmıştır, anıyla yoğurmuştur, ilişkilerinin başlangıcını doğrudan görmek heyecan verici. Bir iki şeyle bitireyim, para mevzusu konuşulurken Turgut Uyar’ın ilk evliliğinden örnek veriyor K.: “Nasıl evlendiler diye sorma. Evlendiler işte. Turgut Uyar, Mahmutpaşa Çarşısı’ndan altı liraya sekiz ayar iki yüzük almış, karısıyla ver elini Posof. Yanlarında bir mangal, bir tencere, bir yatak yorgan dengi. Uyar’ın karısının da senin saydıkların kadar bağlı olduğu insanlar varmış.” (s. 215) Bir de pilav aşkı, yahu K. kadar pilava düşkün bir yazar var mıdır bilmem, illa pilav yapmayı öğrenmesini istiyor Tok’tan. O pilav yapılacak. Kırk beş yıl ne güzel yemiştir K., her yediğinde ne mutlu olmuştur.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!