“Annem kendisi doğarken aynı anda beni de doğurmuş. Bunun mucizevi bir şey olmadığını, pek çok urun böyle doğduğunu söylerdi.” (s. 5) Ur beyinde, ur yok, lokantada satılan bir şey ur, garsonları rehin alıp bahşişleri vermelik bir şey, beyindeyse her şeyi, harfleri, anıları, yekten söylersek veriyi, datayı karıştırır, hayalet tavşanı kovalarken çiş denizine düşmek urla. Karantina Adası’na giderken, az berideki. Neyse, bölümler bölümse eğer, her birini sondaki yüz maddelik listeden bulabiliriz çünkü urlu. Yüzüncü madde okuru “Tin” bölümüne gönderiyor, gidiyoruz, çok hızlı okumamız gerektiği söyleniyor girişte, o kadar hızlı okumalıyız ki urun yayılma hızını bile geçmeliyiz, bunu ancak ölüm hızımızla sağlayabiliriz, ölümümüzle birlikte urun hızı yavaşlayacaktır, hele çürürsek bitti gitti. İkinciye neyse, anlatıcının ağzından “KÜRT” sözcüğü çıkıverir, anne kendini yerlere atar çünkü az sonra ihtilal olacak, sokaklarda tanklar dolanacaktır, hele “NATSİDRÜK” çıkarsa artık uçaklar da uçacak, “ANNE BİR KÜRT”, bir tane KÜRT için kopan fırtınaya kimse inanamıyor, “Kafka’nın Dava’sı” bitiyor orada, KÜRT’ünki başlıyor, halkın cesedi çoğalıyor, annesine müjdeliyor her şeyi anlatıcı, hepsinin cesedi anneyle anlatıcı artık, bir ölüye müjde vermek için koşuyor anlatıcı, ünlemleri sıralıyor, sözcükleri coşumlarla kesiyor, silahı kayıtlara dayıyor çünkü neler neler söyleniyor daha, sanat bunların hiçbirini karşılamıyor? “Galiba? O? günlerde? Modern? Sanatın? Öldürülmesine? Bir? Katkıda? Bulunmuştuk? -boooooooooook!” (s. 107) Dönüyorum maddelere, “TOP 100 CENAZE”, beş kişi olmakla beraber 113 genel grev başlatabileceklerini söylüyor dijitalleşen dünyanın beş atlısından biri, bütün dünyayı kontrol altında tutan, kendini kontrol altında tutamayan, neydi, Ali mi, fişi çekti mi internetin köküne kibrit suyu, herkesin ölümü, enerjisiz kalan bir dünyanın varlığına dair termodinamik, o son fişi çekmeyecektik, ikinci maddede unutmanın duyguları transfer etmesi, bir başkasında canlanım, dirim?, ayrı bir hayali kişinin duygusu, ben unuttuysam bir başka ben hatırlayacaktır, HDMI kablosuyla bağlıyız, baştaki maddelerde ve ortadakilerde ve sondakilerde grevler sıralanıyor, grevlerin ölümü teknenin ölümüne benzer çünkü okyanusu yalnız bırakır, grevsiz işçi ne demektir, bir cenaze uykuda masasını toplayabilir, anne bedeni bir avludur, mimaridir, doğum bir apsistir yani yakılmalıdır, bu on üçüncü madde, en büyük beden cenaze vardır, bestseller hunharı grevin cenazesi vardır, yani isyan edilen sadece patronlar değildir, bütün patronlardır, en çok satanların patronajı bile söz konusudur ki ne tantanadır, işmiş gibi cortlayarak eleştirir biri diğerini, sanki çok matah bir şeymiş gibi, roman ve romana yöneltilmiş eleştiri, bunlar aptal mı diye düşünür biri, bunlar gerçekten aptal insanlar, bunların eleştirdikleri ve bunların kendi çok aptal insanlar, romanları daha da aptal, bunca kaybolan zaman için de ayrı bir cenaze töreni, nereye gider bunların heba edilen emeği, değiştirir neyi, yirmi beşinci madde: “bütün çocuklarla cesedin midesindeki musluğa ağızlarımızı dayamıştık abla”, en deniz manzaralı cenazeyi biz anneannem için yapmıştık, hem Tuzla’daki tersaneyle Tuzla’daki tersanenin ilgilendiği deniz görünüyordu hem durmadan ağlıyorduk, denize mütevazı bir katkı, izmaritler şatosunun ölü “izm”lerden farkı, “bir urun portresi” kırk birinci madde, aslında metni incelemiyorum çünkü ele geçirildim, hangi ele geçirildim, Arjantinli yazar Roberto Arlt kırk sekizinci maddede, Evren’in zihninde her maddede, bir de şu gazete haberini nereden bulmuş yahu: “Gaziantep’te, 2 günlük bir çocuğa, “kuyruk sokumu uru” ameliyatı yapıldı. Ameliyatı yapan Gaziantep Çocuk Hastanesi Çocuk Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Bekir Civilo, yaptığı açıklamada, bölgede yılda ortalama 2 bebekte görülen ve tıpta adı ‘Sakrokoksigeal Teratom’ olan kuyruk sokumu urunun doğumsal bir rahatsızlık olduğunu söyledi. Kuyruk sokumunda gelişen hücrelerin anormal çoğalmasıyla oluşan urun, bir saat süren başarılı bir operasyonla alındığını belirten Opr. Dr. Civilo, ‘Alınan ur, hastanın kendi ağırlığı kadardı ve iyi huylu çıktı’ dedi. Bu tür urların, doğumdan sonraki 2 ay içerisinde ameliyat edilmesi halinde iyi huylu olma olasılığının yüzde 90’a yükseleceğini kaydeden Opr. Dr. Civilo, ‘Bu urlar içinde saç, kıl, diş ile hastanın vücudunu meydana getiren doku tabakaları bulunur. Bu ur, bir anlamda hastanın ikizidir’ diye konuştu.” (s. 101) Ama hangi gazetenin kaçıncı sayfası, haber görseli var sadece, bir de uru ameliyat edip iyi huylu olmasını sağlamak uru almaktan çok daha iyi sonuçlar verebilir zira kimse ikizinden ayrılmak istemez, öyle değil mi, hipodromda atlar greve gitmez mi son düzlükte, sanal cenazelerde okunan sanal dualara gerçek aminler. Bu nokta yerini öyle bir yadırgadı ki küfürleri metnin başına kadar ulaştı, bir daha başlayamayacağım, hak etmenin en güzel halini yaşıyorum.
Bir çiş deniziyle bira denizi arasındaki farkı anlayamayınca, eh, giriyorlar ama işeyemiyorlar bu kez, çişten çiş olur ama zehirler kendini insan, biradan çiş de birayı murdar eder, öyleyse bira denizinin yarattığı ikileme kim düşerse çıkamaz. Anlatıcının biri -belki hepsi, hangi anlatıcının kim olması- annesiyle nüfus müdürlüğüne mi gidiyorlar, zenginin biri geliyor da nüfus cüzdanını kaybettiği için milyonlarca paralık işlerini yapamadığını söylüyor, daha doğrusu kimliğini çıkarmıyorlar bir türlü, sıra mı gelmiyor zenginlikten, yoksulluktan ya da, yoksullar daha sık kaybediyorlar kimliklerini. Diye mi. Evren’in yazımına örnek vereyim. Bu bölümden değil. “Felsefenin bir taşla başladığını görmüştüm. Bir yerde bir eğim olduğunu ve yalnızca şairlerin o merdivenlerden aşağı indiklerini anlattım. Oğlum ‘biz de inelim anne biz de inelim’ diye başladı. ‘Eteklerimi çekiştirme’ dedim. ‘Bakarız,’. Ama hep saklı bir çizgiye baktım. Ben baktıkça çizgi kıvrılmayı öğrendi. Bilgi aşkta bir andır. Başka nereden düşünülecek? İntiharın yeşim saçlarını örersin. Ve intihara ayna tutarsın arkadan, sevinir oldukça. Bu ödeşme onu da seni de rahatlatır, borçlu kalmak istemem hiç, asla, sevindiğim için. Hiç kürk giymedim. Oğlum var. Size, görevlerinizi bir peçetenin üzerine yazıp vermiştim. Bunu yıllarca düşünün isterim. Ben yaşlanmıyorum hiç. Oğlum büyüyor sadece.” (s. 60) Ali koş cesedi tut programında bir kod yanlış, dünya çökmüştür, ur verileri toplayıp tekrar çalıştırmaya çalışır, çalış ur, Anadolu Lisesi için sınavlar, kurslar, ortaokulda oralara girenlere ne imrenirdim, dördüncü sınıfta dershaneye gitmiştim ama tam o sınavlara gireceğim, kaldırdılar, dördüncü sınıfta hafta sonlarımın piç olmasıyla kaldım ben, bir tür faşistlikle yüz yüze geldim ama hiç yüz vermedim, protesto olarak bu çocukların yaptıklarını yapmak isterdim, yirmi altıncı sayfadaki çocuklar bir şeyleri protesto etmek için silgi yutuyorlar, yuttukça daha çok silgi buluyorlar ve onları da yutuyorlar, okullarının bütün silgileri midelerinde, nihayet onca yanlıştan bunalanlar peşlerine düşüyorlar ve atıyorlar çocuklar kendilerini aşağı, yarı sindirilmiş, sindirilememiş silgiler, filmlerde çok yanlış gösteriyorlar intiharları, beden basınçla patlar oysa, bu çocuklar da patlayıp silgileri saçıyorlar ve bütün okulu, dünyayı, anneleri siliyorlar, bu metin özellikle siliyor anneyi, çocuğu da siliyor, bazen çoğu şeye dayanılamıyor. Cen.net İnternet Hizmetleri, öyle mi? VolkCD, Raskolnikovlu bir romanı CD’den dinlemek, hele psikiyatrın arkasına geçip susturuculu silahıyla beyin böbrek dalak bağırsak patlatan o çocuğun yerindeydim, yaşım on değildi, ondu, hatalarımdan daha hızlı koşabileceğim bir yaştaydım. Anlıyorum.











Cevap yaz