Ricky’nin kardeşi Cheeto üzerinden kurduğu vejetaryenlik düşüncesi, Yerlilerin et tüketmekle ilişkileri, bakalım, Geyik Kadın’ın intikamına yaklaşacağız. Cheeto bir süre önce aşırı dozdan ölmüştür, Ricky cenazeye gitmez, rezervasyondan yıllar önce ayrılmıştır çünkü. Kızıl saçlı kardeşinin cenazesinde koca bir katır geyiğinin dolanıp dolanmadığını merak eder bir yandan, tüm o iki ayaklıların çekip gitmesini bekleyen koca bir geyik. Ricky’le birlikte ormana, ava gitmişliği yokmuş Cheeto’nun, rezervasyonda öyle bir seçenek olsaymış vejetaryen de olurmuş pek çok budala Yerlinin eleştirisine hedef olmak pahasına. Etin önemli bir yeri var beslenme biçimlerinde, tüm kabileye et götürmek büyük kahramanlık hele, on yıl önce Ricky, Gabe, Lewis ve Cass, rezervasyondan kankalar bunu az daha yapacaklardı, av bekçisi Denny Pease onca ölü geyiğin tepesinde belirip silahını doğrultunca her şeyi geride bırakmak zorunda kaldılar. Yerlilerin kendi topraklarına el konulmuş, rezervasyona tıkılmış adamlar, kursaklarından iki et geçecek ama ona da müsaade yok, bekçi dikmişler eski avlaklarının başına. Av mevsimi sermayeyle bağlantılı tabii, yoksa aşırı tüketimden elbet tehlikeye düşerler ama kendi sinyalleri, döngüleri vardır, Yerliler ne zaman ve ne kadar avlanacaklarını bilirler ki yaşamlarını sürdürebilsinler. Ellerinde değil artık, kodamanların dayattığı biçimde yaşıyorlar, bu yüzden önlerine ne çıkarsa vurup götürmezlerse açlıkla boğuşurlar, sıradan işlerde kazandıkları üç kuruşla geçinemiyorlar. Sürüyü toptan yok etmezlerdi zorda kalmadıkça, oysa acayip zordalar, katliam yapıyorlar resmen. Geyik Kadın bu katliamdan doğuyor. Aslında doğanın bilinci olarak hep var, bedenden bedene geçebiliyor, sonsuz varlık. Gabe miydi sarı gözlü geyiğin kafasına üç kez sıkan, etleri ayırmaya başladığı zaman görüyor ki yavrusu debeleniyor, ölmemiş ama ölecek. Uğursuzluk emaresi. Öldürülen hayvanlardan ciddi ciddi özür dilenen, işe yarar kısımlardan geriye kalanların toprağa (döngüye) bırakıldığı bir kültür, anlaşmaya uyulmayınca bilinç uyanabiliyor böyle. Bedel ödenecek, kaçışı yoktur. İkinci bölümde Lewis düşünecek, on yıldan sonra Geyik Kadın’ın ortaya çıkmasının sebebi son et parçasının nihayet toprağa karışması olabilir, dondurucuda unutulmuş etler çürüyesiye güvendelerdi. Hayal tabii, doğanın ruhunun ne zaman tezahür edeceğini kim bilir, sadece ölmemeye çalışırlar. Yani bu sömürü düzeni yüzündendir Yerlilerin lanetlenmesi biraz da, hani kapitalizmle doğanın ironik bir işbirliğine girdikleri bile düşünülebilir. Kötü doğa diye bir şey varsa. İnsanları öldüren şey kötüyse. İnsanların öldürdüğü, adalet isteyen şey kötüyse. Misal şu “kötü” güçler aslında Yerlilerin değil de Yerlilerin o eylemlerine yol açanların peşine düşseler. Devrimci Geyik Kadın.
Dört kafadardan bir Lewis anlar tam olarak ne yaşadığını, Ricky ilk bölümde beyazlardan kaçmaya çalışırken karşısına çıkan geyikleri görünce ayar biraz, Cass’le Gabe birbirlerini katledene kadar hiçbir şeyin farkına varmazlar, tabii terleme çadırından beyinleri mayışmış halde çıkmaları da etken. Buradan da Jones’un maharetine gelebiliriz, romanlarını dört dörtlük yapan mevzuya: Yerlilerin beyazlardan, polislerden, devletten olabildiğince uzak durmaya çalışmasının gerekçelerini elbet biliyoruz ama uygulamada hangi zorluklarla karşılaştıkları popüler kültürün gösterdiği kadarından ibaret. Jones bu sorunları zerre açmaz, en küçük bir açıklamadan bile uzak durur, şeylerin neden öyle olduklarını bilmeyenleri görece zor bir okuma bekliyor yani. Karaayaklardaki ter çadırı ritüeli misal, atalarla buluşmanın yanında ruhları da şad etmek için birebir, Cass, Gabe ve genç Nathan çadırdayken içecekleri şeyin yarısını kızgın taşların üzerine dökerek istimi artırırlar, kayıplarının isimlerini anarlar. İkisi hikâyenin içinde zaten, Nathan da duymuş, yerel efsane olmasına birkaç yıl kala Ricky’yle Lewis’in öldürülmesi süreci hızlandırdığı için özellikle. Geyikler de onlarla birlikte çadırın içindeler zaten. Nathan için de erginlik ayini basbayağı, gerektiğince uzun süre içeride kalması lazım ki başka tür ayinler ölümle sonuçlanabiliyor, o yine adil. Çadırı bilmeyiz yani, dipnot da mantıklı bir şekilde gereğince bilgi verir, hatta bazen gereğinden az bilgi verir, mesela bir sahnede karakter basketbol oynadığını ama hep üstsüz oynayan takımda olduğunu belirtiyor, dipnotta kimin hangi takımda olduğunun anlaşılması için üstsüz oynamaktan bahsediliyor ama az spor yapan biri bilir, mesela ilk basketi atan takım üstünü çıkarabilir veya ilk golü yiyen takım yeleğimsi şeyi giyebilir, bağlama bakarsak karakterin iyi bir basketbol oyuncusu olmadığını anlıyoruz. Neyse, dipnotlar da kararındadır, Jones’un yaratmak istediği karanlık atmosfer zırt pırt açıklamalarla delinmez, karakterler özgül ağırlıklarıyla devinirler metinde, nedensellik karakterle birlikte verili olduğu için Yerlilerle ilgili ne kadar çok şey bilirsek belirsizlik o kadar dağılır, hikâyeden keyif alırız, uzaylı gibi bakmayız adamlara. Ne var başka, Jones muhteşem bir sahne kurgulayıcısıdır, aslında King esintileri de taşır ama King’in zaman zaman pörtleyen gevezeliğinden eser yoktur onda, karakteri olay sırasında aşırı düşündürerek anlatıcıyı mevzuda görünür kılmaz mesela, olayların hızıyla karakterin deviniş hızı denktir. Vallahi bu yetenektir, korkuda öyle böyle yetenek değildir zira gevezeliğe maruz kalmaktan korkmaya zaman kalmadığı çoktur. Ricky’nin ilk bölümdeki ölümüne bakalım mesela, takıldığı bardan çıkarken barmen giriş sırasındakileri gösterip uyarır, “kelle sayısı ve itfaiye şefiyle ilgili bir şeyler söyler”, Ricky yine de çıkıp işemeye başlar. Kuytudadır, ardından gelen kısık sesleri duyduğunda adrenalin patlaması yaşar ve şak diye döner arkasını, geyikle yüz yüze gelir. Kabus uyandı artık. Geyik bütün araçlara çarpıp alarmları öttürür, kuyruktakiler koşuşturmaya başlarlar, hacamat edecekleri bir Yerli vardır ufukta. Ricky sağlam kaçar, arabaların altından girip üstünden çıkar, çitlerden atlayıp kendini yaraladığında yeşil gözlerle karşı karşıyadır: geyik sürüsü, sessiz bakışlar. Diğer yanda başka sürü, gürültüler artıyor. Eh, ertesi gün barın önünde çıkan kavgada bir Yerlinin öldürüldüğü söylenecektir, aşağı yukarı böyle olmuştur gerçekten. Ne yeterince yakın, Ricky’nin korktuğunu, bezdiğini görüyoruz, ne tamamen anlamdan soyut bir uzaklık, tam kararı. Böylece dörtlüden ilkinin ölümüne şahit olduk, bu bölümü romanı bitirdikten sonra tekrar okudum, Jones’un üslubunu az biraz hatırlıyordum ama hikâye boyunca yüklendim, dönüp bir daha baktım ilk bölüme, muhteşem bir tutarlılık resmen. Zordur ya üslup yoğunluğunu aynı seviyede tutmak, belli bir psikolojik durumu sabit tutmak gibidir. Belki de heyecanı, epifaniyi korumaktır. Jones korur.
Lewis’in bölümü de başlı başına romandır, muhteşemdir ama o son bölüm, hacimce en görkemlisi, Denorah’ın ara ara başrolü aldığı, inanılmaz başarılı. Korku romanı okuduğumu hissettim yahu, lisede King okurken duyduğum heyecanı duydum valla. Lewis’in kızı Denorah’ı takip ediyoruz başta ve sonda, ter çadırı bölümü bambaşka bir ustalık eseri. Karman çorman etmeden anlatamayacağım galiba, odun gibi anlatayım: Denorah biyolojik babası Lewis gibi basketbola düşkündür, üniversiteye gitmek için saatlerce antrenman yapar falan, ardından üvey babası Gabe’in de desteğini alır. İdeal bir çocuk aslında, gaddar değil, tutkulu, adil diyebiliriz. Shaney’yle basket maçı yapar da Shaney’nin Lewis’le de basket oynadığını bilmez, mazilerini de bilmez, hatta Lewis’in Shaney’yi Geyik Kadın sanarak -belki sanıdan da ötesi vardır, okurun elinden öpsün- nasıl katlettiğini hiç bilmez. Nathan’ın babası Victor ter çadırının dışında beklerken saldırıya uğrar, ilk o hacamat olur da basket maçı sırasında patlayan silahtan ölmediğini anlarız. Geyik Kadın’ın saldırısından kurtulmuş, Denorah’la basketbol oynadığını görünce sıkıvermiş, kadını yaralamıştır. Eh, maç yarım kalır, Denorah karşısında boynuzları çıkan, gözleri pörtleyen, biçim değiştiren varlığın insan olmadığını anlayınca kaçmaya başlar, çadırın civarında Gabe’le Cass’in, kayıp köpeklerin cesetlerine rastlar. Muhteşem bir kovalamaca geliyor sonra, çadır safhasında muhteşem bir gerilim, adamlara yakınlarını öldürtüyor Geyik Kadın, tamamen yanlış anlamalar sonucu. Lewis’in kafayı yavaş yavaş kırması, Shaney’yle Peta’ya yaptıkları, ardından devriyelerce kevgire çevrilmesi, acayip bir olay örgüsü yani. Tek cümlelik paragraflar, kafatası kırılırken çıkan sesleri bir günbatımının tasvirinin ardından vermek mesela, şok dalgalarıyla anlatım Jones’unki. Melezler‘den beri hastasıyım.











Cevap yaz