Damdaki Kemancı. Diye yazdım, kapak resmini eklememiştim henüz, bendeki ilk baskıda “Sütçü Tevye” yazıyor kocaman. Broadway’de sahnelenmiş, sinemaya uyarlanmış sonra, oldukça ses getirmiş. Hikâyedeki kadar acı, bir o kadar ilginç: 2015’te Anatevka nam şehir kurulmuş Ukrayna’da, savaştan kaçanların sığındığı bir yer. Adını Tevye’nin köyünden alıyor, o zamanlarda da oldukça güvensiz bir mesken. Anlayabiliriz Tevye’nin kaygılarından, ilk hikâyede can beygiriyle pazardan dönen, ya da pazara giden, neyse artık, Tevye yolda iki kişiye rastlar, ödü kopar, kendini savunacak durumda değildir. Pogrom korkusu malum, o sıralar Almanlar ülkeden atıyorlar Yahudileri, Ruslar katlediyorlar. İzak Babel’in metinlerindeki karanlık atmosfer Aleyhem’inkinde mizahla harmanlanmış biraz, yoksa her gün vahşiyane manzaralarla karşılaşıyor insanlar, Teyve de hem Yahudi olduğu için hem de cebindeki paralardan ötürü korkuyor, failed state şartlarında herkes potansiyel hayduda dönüştüğü için orman yasaları geçerli. Göçecek ama, başta köyünü terk etmeyi düşünmemesine rağmen eşi öldükten, kızlarını evlendirdikten sonra damatlarından biri, Talmud’un tek kelimesini bilmeyen zengin hödük utandığını söyleyecek “Sütçü” Tevye’den, hani öyle bir servete sahip kodamanın kaynatası sütçülük yapıyor, olacak iş değil. Filistin’e gidip Ağlama Duvarı’nda ağlayacak, Ester’le Mordehay’ı anacak, inancının köklerine erecek orada, yoksa adamın suratına tükürüp kıçına da tekmeyi basmak aklından geçiyor, ama, ortalık da kötü. Çarlık son yıllarında iyice dağılmış, 1905 Devrimi, Japonların Rusları hacamat ettiğine de yer veriyor Aleyhem, aslında siyasi çalkantıların nedenlerini ıskalamıyor da laf arasında, iki karakterin muhabbetinde şöyle bir değinip geçiyor. İyi ediyor, kafasını kutsal metinlerle bozmuş Tevye’nin başka türlü düşüneceği, bileceği yok çünkü neler olup bittiğini, kızlarından birinin zengin eşiyle birlikte Japonya’ya taşınmasını, bir diğerinin Sibirya’ya gitmesini anlıyor. Dipnot yok, hikâyede açıklanmıyor mevzular, okura biraz iş düşüyor açıkçası. Kızlardan biri okumuş yazmış, öğretmenlik yapan yoksul bir gençle birlikte olduğu zaman Tevye’nin korkusu potansiyel damadının Kızıllardan olması değil, yoksul olması, bir de Talmud’u bilmemesi. Zengin veya yoksul, kızlarına talip olanlara başta karşı çıkıyor da sonradan fark ediyor, ne kadar direnirse dirensin Tanrı’nın dediği oluyor, bu durumda kızların istediği, o zaman akışın önünde durmamanın en büyük bilgelik olduğunu defalarca anlıyor da yol veriyor gitmek isteyene, dualarıyla birlikte tabii. Öğretmenin yakalanıp Sibirya’ya gönderilmesinden sonra peşinden gitmek isteyen kızını bir daha görmeyeceğini biliyor mesela, anca mektuplarla bilecekler yaşadıklarını, razı geliyor. Gecenin aylarca sürdüğü topraklara bırakılmış yaşam, Yahudilerin yaşamının ortalaması, Tevye karşılaştığı her zorlukta aynı şeyleri düşünüyor: Yahudiler unuturlar, çok iyi unutuculardır, sabrederler çünkü Tanrı’nın isteğini lanetlemek olacak iş değildir, hem ne kadar direnirlerse mükafatlarının o kadar büyük olacağını düşünürler. Korkunç bir umut onlardaki, korkunç bir direnç, insanüstü diyeceğim de önlerinde Eyüp gibi bir örnek var, Tevye bütün hikâyeleri çok iyi bildiğinden Yusuf’u da hatırlıyor, metindeki en güçlü karakter. Hikâyelerinin verdiği güç. Düşüncesince ilahi kudretin sirayeti bir yana, sırf hikâyelerden çıkardığı hikmetlerle bile yarına taşıyabiliyor yaşamını Tevye, buradan bakınca gevezeliği anlamlı hale geliyor. Kurmaca âleminin gördüğü en geveze karakterlerden biridir, o kadar çok konuşur ve kutsal metinlerden o kadar çok alıntı yapar ki başta eşi olmak üzere herkes şikayet eder, olgulara dair fikir beyan edecekse bile pratik deneyimlerine değil, hikâyelere başvurur, önemli bir konuda karar verecekse o kararı mutlaka Yahudi bir büyüğü vermiştir, onun yolundan gitmek gerektiğini düşünür, çatlatır insanı. Ester kitabında Yahudilere kurtuluş ve yardım geldiğini söylemiştir kaç çağ önce, katliam köyün sınırında bekler, Tevye bu söze güvenip önlem almazsa almaz canından olacaksa bile. Kendi yaşamı da bir hikâyedir bu arada, yapıp ettiklerini elifi elifine hatırlar, diyalogları bile eksiksiz verir Aleyhem’e. Makul, “Sholem Aleichem” takma adını kullanan Solomon Rabinowitz aslında Tevye’nin köyünden çok da uzak bir yerde doğmamıştır, üstelik Pogrom’dan kıl payıyla kurtulup kendini New York’a zor atabilmiştir, memleketlisinin başından geçenlerle kendi yaşadıkları arasında koşutluk vardır elbet. Gerçi köy civarında karşılaştıklarını söyleyebiliriz, anlaşıldığına göre göçten bir süre önce sıklıkla karşılaşırlar, her seferinde tanıdığını lafa tutar Tevye, hikâyeyi sakız gibi uzatır da uzatır. Fenalıklar geçirtir insana, valla okumak da zor geldi bazen, sonlara doğru içim mutlulukla doldu. İki muz yedim. Mutlu olunca muz yerim.
İlk iki hikâye dışındakiler Tevye’nin kızlarıyla ilgili, hatta bölümler kızların isimlerinden ibaret. Başta neler oluyor, Tevye hemen sokalıyor araya Yahudiliği: “Güneş batmak üzereydi, gün can çekişmekteydi; ağaç gölgeleri Yahudilerin sürgünlüğü kadar uzamıştı ve hep tasalı düşünceler geçiyordu kafamdan; çoktan ölen insanların hayalleri karşımda beliriyor ve bana evimi hatırlatıyorlardı!” (s. 12) Sıklıkla karşılaşacağımız anıştırmalardan biri. Yedi tane çocuğu var adamın, her birinin geleceğini ayrı ayrı düşünüp kederleniyor ama sinagogda okuduğu duayı melodisiyle birlikte hatırlıyor, bütün canlı yaratıklara “o”nun baktığına dair dua, ardından bir yakarış, sonra başka bir dua, genellikle bağıra çağıra dua okuyarak yolculuk yapıyor Tevye, can beygirine çok yüklenmiyor, pazara gidip peynirini sütünü sattıktan sonra evine dönüp bir posta da eşinin kafasını şişiriyor. Yolda karşılaştığı iki kadının iki dakikalık muhabbetten sonra dedikleri: “‘Sakin olun!’ dediler bana. ‘Nasıl da boşandı çenesi! Böyle Yahudilere beş para ver söylet, on para ver susturamazsın! Biz bir şey satın alacak değiliz’ dediler, ‘sizden sadece, Bojberik’in yolunu bilip bilmediğinizi sormak istiyoruz.’” (s. 13) Tevye kadınları gidecekleri yere kadar götürür, zengin ev sahibinden sağlam bir cukka koparır da dolandırılmak için sermayesini hazırlamış olur böylece. Aşkenazların yaşamlarına dair öyle ayrıntılar, matrak olaylar vardır ki yaşama komediyle de katlandıklarını düşündürür, Tevye hepsini toplamıştır da hikâyeden hikâyeye uygun koşulların oluşmasıyla sunar. Menahem Mendel nam akrabasıyla meselesinde bu ad-soyad kombinasyonlarının hiçbir şeyi açığa çıkarmaması hoş, aynı isimler dönüp durduğu için iki kuşak geriden de isimler söylemek gerekir ki bahsedilen kişinin kim olduğu anlaşılabilsin dinleyenlerce. Bir de şu: “Menahem Mendel’dir adı, palavracının, serserinin, dalaverecinin, hiçin hiçinin biridir. Ama diyeceksiniz ki: ‘Ben, Tevye, nereden buldum bu Menahem Mendel’i?’ Ben de size derim ki: Mısır’da da Firavun’un yanında köleydik biz… Kısmetim böyleymiş. Siz hele hikâyemi dinleyin.” (s. 33) Firavun’un kölesi olmak kıstastır, ondan sağ kurtulan her şeyden sağ kurtulabilir ki Yahudi’nin Yahudi’ye ettiği işten bile değildir. Bu Mendel nam şahıs bir verip on katmaya, on alıp yüz satmaya falan, öyle işlere gireceğini söyler ve kazancın garantisini verir, birileri savaşa mı girecektir, Yahudiler bir işler peşinde midir nedir, Tevye punduna gelir ve iki kadını götürdüğü evden cukladığı bütün parayı Mendel’e verir. Tanrı’dan gelen yine Tanrı’ya dönecektir en kötü, öbür türlü bir dünya para kazanacaktır ki semitik veya pratik işlere harcayabilsin. Kazanamaz, Mendel’i berbat bir durumda bulur kaç zamandan sonra, Tanrı’sından bulması için lanetleyip evine döner. Kesin buna uygun da bir hikâyesi vardır, anlatıyordur da bakmaya üşendim şimdi. Yüz sekiz bin beş yüz işaret bırakıyorum kitaplara, sonra dönüp bakmıyorum yazı bittiğinden. Yine korku filmlerine sardım hem, gidip bitireceğim Good Boy‘u. Tavsiye. Elbet Tevye’nin gevezeliklerini de tavsiye ederim, dönemi yansıtan dört dörtlük metin. Kült.











Cevap yaz