Ahmed Mâcid Gören – Filistin’de Gördüklerim

Osman Macit Söylemez’in büyükbabası Gören 1912-1914 yılları arasında Kudüs Müstakil Mutasarrıflığında bulunmuş, anılarını yıllar sonra Vakıt‘ta anlatmış, 1944’te. Edebiyata, tarihe, pedagojiye, sosyolojiye son derece meraklı Gören, zamanında ilgilendiği her alanla ilgili eserler vermiş, bu eserinde Kudüs’e bir sosyolog gibi yaklaşıyor, demagogluğun zerresi yok, haliyle ilgi çekici şahitlikler diyebiliriz. Bir ara Rotschild ailesinin büyüğü gelmiş oraya, fotoğrafları var, Gören herhangi bir fikir belirtmiyor kendisiyle ilgili. Aslında sadece genel bir çerçeve çizmeye çalışıyor, misal mahallelerin demografik yapısı, cemaatler, mezhepler, varsa vurdu kırdı, tarihsel plan. Geleceğim buralara, Gören’in yaşamına değinmek isterim: Üsküdar Doğancılar’da 1871’de doğuyor, babası üst düzey memur. Mekteb-i Mülkiye’den 1889’da mezun olduktan sonra dört yıl Sadaret’te çalışıyor, 1893’ten itibaren çeşitli okullarda öğretmenlik yapmaya başlıyor. 1899’da öğretmenlikten çekiliyor, 1903’te İzmir Vali Muavinliği, çeşitli sancakların mutasarrıflığı derken o iki yıl Kudüs Müstakil Mutasarrıflığı görevi. Kudüs’ten sonra İzmir Valisi oluyor ama göreve başlamadan İstanbul’a dönüyor, 1913’te Sultan V. Mehmed Reşad tarafından saraya davet edilip birinci dereceden Mecidî Nişanı’yla taltif ediliyor. Hastalık gerekçesiyle mutasarrıflıktan istifa ettiğini belirtse de Cemal Paşa’nın direktiflerine uymadığı için İstanbul’a döndüğünü söylüyor metni yayıma hazırlayan İbrahim Özakman, anlaşamamalarının sebebine dair bilgi yok. Anlaştıkları meseleler var bu arada, Cami-i Ömer’in tamiri için istenen 500 altını laks diye göndermiş Cemal Paşa, bunun dışında kutsal mekânlardan birindeki kumaşlar eskidiği için Evkaf Nâzırı Hayri Efendi’ye durumu belirten bir mektup yazıyor Gören, Hayri Efendi büyük masraflarla yeni örtüler yaptırarak özel memurlarla Kudüs’e gönderiyor, İbrahim Peygamber ve ailesinin kabir örtülerini yenileten Gören’i Halilu’r-Rahman halkı alkışlıyor, umumi bayram yapıyor. Cemal Paşa’yla mevzu nedir, merak ettim, bakacağım sonra. Cumhuriyet’le birlikte yine devletin önemli kademelerinde görevlendiriliyor, muhtemelen öğretmenliğe de başlıyor Gören, gençliğinde çalıştığı Robert Kolej’e geri dönüyor bir süre sonra. Çok sayıda öğrenci yetiştirmiş, çoğu bilinen isimler de en bilineni herhalde Bülent Ecevit. Gazeteciliği var Gören’in, II. Meşrutiyet’in hemen ardından yazdığı “Naturalizm Meslek-i Edebîsi ve Emile Zola” başlıklı uzun incelemesinden devrinin sanat olaylarıyla yakından ilgili olduğunu görüyoruz, Mülkiye gibi dergilerde de yazmış, 1943’te düzenlenen 50 Yıllık Muharrirler Jübilesi’nde yer alarak takdir görmüş. Ölüm tarihi 5 Nisan 1946, kabri Sahrayıcedit Mezarlığı’nda. Dopdolu bir yaşam, öyle anlaşılıyor, Sakız’a, Diyarbakır’a, Mardin’e gitmiş Gören, kısa süreler çalışmış, en uzun vazifesi öğretmenlik herhalde. Yazı çizi işleri de az değil, Ebüzziya Tevfik’in öncüsü olduğu almanak kültürünü Ahmed Edib’le birlikte sürdürmüş, geniş halk kitlelerine hitap eden risale neşriyatıyla uğraşıp tam bir eğitimci gibi toplumun kültür seviyesini artırmaya çalışmış. “1889 tarihli Telefon risalesi, bilim ve fen sahasındaki gelişmelerden insanları haberdar etmek amacıyla yazılan bir kitaptır. Eserde ilk telefon tecrübeleri, cisimler vasıtasıyla sesin nakli, musiki telefonu, sicimli telefon, elektrikli telefonlar, o tarihlerde kullanılan haberleşme telefonları, telefon tatbikatı ve telefon hakkındaki istatistikler konusunda bilgiler verilmiştir.” (s. 20) O tarihte yazdığı şey bu, ilginç, daha da var yazdığı da Filistin’e geçiyorum artık, oralara da mektep yaptırmak için teşebbüste bulunup Maarif Nezareti’nden onay alarak işe başlamış, çocuklarını tahsil için Mısır’a gönderen aşiret şeyhlerinin de desteğini alarak Aşiret Mektebi adını verdiği binanın resmini, planını ve dahi ders programını hazırlamış ama Birinci Dünya Savaşı başlayınca savaş şartları içinde tamamlanan bina askeriyece hastane olarak kullanılmış. Yapıp ettiklerine pek değinmediğini, uğraşını öne çıkarmadığını söyleyebiliriz, sanki gözlemcilik görevini yerine getirerek rapora benzer bir metin ortaya koymuş Gören. Fikrimce iyidir, herhangi bir savunusu, itirazı, manzarayı bozucu etkisi yoktur, durum neyse olduğu gibi görebiliyoruz. Tarih derslerini geçip izlenimlere odaklanıyorum.

Bölge hakkında genel fikirlerini belirtiyor Gören, Kuzey Afrika, Suriye, Filistin ve Mısır’da halkın çoğu Müslüman, Arapça konuşuyor, Hıristiyanlar dahil. İbraniler Kudüs’ü mükemmelen imar etmişler ama hiçbir sanatı bilmediklerinden bu işleri Fenikeliler başta olmak üzere yabancı sanatkârlara yaptırmışlar. “Kara kaya”nın etrafına Türkler de über bir cami inşa etmişler ki fevkalâde güzelmiş, çiniler miniler. Derken ne çıkıyor: “Garip bir şey: Kudüs’ün bu mukaddes sahası evvelâ ‘Harem-i Şerif’in dışarıdan girilen cümle kapısının sağ tarafında yüksek ve kalın bir duvar vardır. Kudüs, başka ellere geçince, bâhusus Müslüman fethinden sonra meşhur Mabed-i Süleyman’ın yerinde Mescid-i Aksa kurulunca Yahudiler küsmüşler, gücenmişler, artık bu kapıdan içeriye girmemeye karar vermişlerdir. Kudüs’ü ziyarete gelen Musevilerin bu duvarın dış tarafında toplanarak ayak üzerinde ağladıklarını gördüm. Hâlâ böyle yaptıklarına şüphe edilemez!” (s. 27) Gerçekten garip, küsecek ne var ki. Kudüs’te her mezhepten temsilci, yapı var, zamanında Büyük Konstantin’in annesi Eleni oralara gelmiş de İsa’nın gömüldüğü yeri aramış, kazdırdığı noktadan çıkan tahtaların çarmıh parçası olduğu anlaşılınca Kamame Kilisesi’ni yaptırmış oraya. Ömer ele geçirdiği zaman kapıcılık işini Kudüslü bir Arap aileye vermiş, o zamandan beri o ailenin evladı hizmete devam ediyormuş. Orpheus’un mezarının nöbetini tutan ailenin üyeleri önce kılıçlıydı, çağlar sonra otomatik tüfeklerle bekliyorlardı, Sandman. Mabette kandiller asılıymış, her mezhebin erbabı gelip kendi kandilini yakarmış, hacılar geldiğinde kavga gürültü olmasın diye asker tutarmış orada devlet. Gören kendi zamanında patırtı gürültü çıkmadığını söylüyor, sıkı tedbirler almış. Paskalya haftasında hacıları yatırmak için çok büyük “hospice”ler yaptırmış devletler, İstanbul’da emsali yokmuş, belki Selimiye Kışlası. Ruslarınki mahalleyi andırıyormuş, Fransızlarınki Notre-Dame’ı, kilisenin orgununsa Robert Kolej’dekinden başka benzeri yokmuş Doğu’da, o kadar büyükmüş. Mahalle mahalle gözlemlemiş ayrıca Gören, mesela Beytüllehem’de kutsal yer üfüren üfüreneymiş, İsa orada yattı diye bir kilise, İsa şurada su içti diye bir çeşme, başına da rahip dikince tamam, köşeymiş insanlar. “Bu gidiş papaslar tarafından suiistimal olunuyor. Bir adam çıkıp güya tarihî tetkikât ile böyle mukaddes bir mevki buldum diye Hıristiyanlık âlemine binlerce mektup gönderiyor. En mutaassıp Rus zenginleri para göndererek o yerde bir dinî bina yaptırıyor!” (s. 35) Kudüs’ten oralara gitmiş bir gün Gören, bakmış ki papaslar siyah havyar yiyor, şampanya içiyorlar, ücra bir köyde mükemmel bir hayat sürüyorlar, hep sömürü. Kudüslüler nasıl insanlar, şöyle: “Gerek Kudüs şehrinde, gerek mülhakatındaki [civarındaki] halk yumuşak huylu, munis [uysal], hükûmete ve kanunlara itaatli, sakin mizaçlı, bir kelime ile uslu insanlardır. Beyrutlular gibi coşkun, heyecanlı değildirler; politika işleriyle uğraşmazlar ve Şamlılar gibi zevk ve eğlenceye düşkün değillerdir.” (s. 41) Savaş zamanı Suriyeliler özerklik isteğiyle türlü hareketlerde bulunmuşlar, yabancılardan ziyade zulmetmişler Türklere de Kudüs’te öyle saldırılar az görülmüş. Bunun yanında itikatları zayıf, Ramazan’da namaza gelenler yalnız Türk memurlarıyla askerleriymiş, hele kurban kesme gibi bir şeyden haberleri bile yokmuş sanki. Tarım yok denecek kadar az, dağlık yerde pek bir şey yetişmiyor da hacılar, bağışlar, sağdan soldan para akıyor oraya, insanlar rahat rahat yaşıyorlar. Sütçü Tevye‘de adamımız Tevye de Filistin’e gidenlere katılıyor romanın sonunda, muhtemelen bütün biriktirdiğini ve damadının ateşleyeceği serveti oranın refahı için kullanacak. Yüzyılın başında Almanya’dan sınır dışı edilenler pogromlardan kaçanlarla birlikte Filistin’e gidecekler, Müslüman nüfus giderek azalacak, Gören çok az değiniyor bu konuya.

Denk gelen okusun, ilgi çekici.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!