Philippe Djian – Canım Cicim

Bunların hepsi olmuş, hepsi gerçek, katıksız hakikat, Hannah’ı gerçekten sevdiğini, hayatının aşkı olduğunu söylüyor sonda Denis. Denise? Annesinin diktiği pilili etekleri giyerken, gün batana kadar annesinin başı göğsüne dayalı halde beklerken hissettiklerini tekrar hissediyor Hannah’yla birlikte, son bölümde ağlarken arabasını tam gaz süren Hannah’nın peşinden umutsuzca gidiyor, nasıl toparlayacağını bilmiyor durumu, ilk kez o kadar çaresiz hikâye boyunca. Yakalandığında korktuğu kadar korkmamıştır, nasıl açıklayacağını bilmiyor, Hannah’nın annesi Victoria’nın içinden çıkıp kadını yana devirerek bir koşu tutturuyor ama her zaman hızlı sürüyor arabayı Hannah, hızlı sürmeyi seviyor, Denis’yi korkuttuğu çoktur. Ayrı bir facia, Victoria kullanıyor arabayı Hannah’yı takip ederlerken, iğrenç bir anne olduğunu düşünüyor kadın, kim kızına öyle bir kötülük yapar ki? Direğe doğru kırıyor direksiyonu, bir sonraki sahnede Denis’yi yığından sürünerek çıkarken görüyoruz, ardından Hannah’ya kavuşurken. Djian boşluklar bırakmayı seviyor, kazadan öncesine hiç odaklanmıyor, Denis yeterince anlattı. Zıplama ânı yeterince dolu, hikâyenin başka bir yerine indiğinde Denis’i izleyebiliyoruz yine, kopukluk kendiliğinden ilişiyor doldurulacak anlama. Okurun elinden öper. Hannah’ya tutku, eh, ailenin en normal üyesi Hannah, babası Paul’un psikopatlığı, annesinin bilek kestirecek yılgınlığı yok onda, sadece saftirik olduğunu söyleyebiliriz. Başta öyle bir izlenim yaratmaz, sonuçta kim crossdresser eşinin gece kulübünde -kulübün adı Ulysses, kıps- dans edip şarkı söylemesini ister, hele evlenmek istemediğini defalarca dile getirmişse. Duymasa daha iyi, Denis’yi konuşturmaz Hannah, sevgi sözcükleri haricinde hiçbir şey çıkmayacaktır ağızlardan, öylesi bir aşk. Paul için tam bir facia ama Hannah öyle istiyorsa öyle olacak, evlenecekler, adamlarını Denis’nin üzerine salmayacak Paul, ortadan kaldırdığı insanların arasına Denis’yi de katmayacak. Hannah tersini ima edene kadar. Victoria? Sık sık kavga ediyor Paul’la, mutsuz olduğu besbelli, Denis için macera demektir. Aşağıda oral işler dönerken Hannah’ya gülücükler atar tezgâhın arkasından, porno sahnesi. Romanın da bir tür porno olduğunu söyleyebiliriz, sözcüğün asıl anlamıyla, yaşamını faş ediyor Denis, yediği dayaklardan Victoria’yla ettiği halta kadar. Utancını dile getirse de anahtar bir bölüm var, yazarın, yaratıcının iradesine pek de güvenemeyeceğine dair, yaşamı bir tür akış olarak düşünmekten. Evreler o kadar belirsiz, dönemler o kadar geçişken ki Denis’nin çocukluğuyla yetişkinliği arasında kısa bir zaman varmış gibi, çocukluk ve yetişkinlik diye iki farktan bahsetmek bile zor hatta, sanki şablon figürler var da zamanla başka insanlar dolduruyorlar. Babanın tiksintisi, Paul’un tiksintisi, diğer yanda annenin şefkatiyle Hannah’nın şefkati, en azından şefkate yakın duyguları. Bağ çok ince, yine de fark edilebilir. Tanışmaları da ilginç, Denis’nin yazarlık kurslarından birine katılmış Hannah, yazmakla pek ilgisi yok ama adamın sesini dinlemeyi çok sevdiğinden geliyor derslere, Denis için dolaysız bir yakınlık. Nadirdir. Gerçi Hannah’nın hamile kalmasıyla hızlanıyor süreç, hele çocuğu kaybetmelerinden sonra ışık hızı: Paul’un adamları eve götürüyorlar Denis’yi, buz gibi bir duş yaptırıyorlar, sonra Hannah omuzlarına bir bornoz atıp yatağa uzandırıyor, gülümsüyor. Babasının gücünü küçümsemiyor elbet, yine de Denis’nin bir gün kendisine âşık olacağını düşünmüyor değil, öyle bir sevgi kumkuması sevilmez mi? Denis’nin Hannah’ya annesini anlattığını hatırlamıyorum, sanmıyorum da, psikolojik bağı daha da kuvvetlendiren ayrıntı.

Denis’nin üç beş serseriden yediği sopayla başlıyor hikâye, iPhone’unu kaptırmamak için elinden geleni yapmış ama pek şansı yokmuş, ağzı yüzü dağılmış olarak döndüğü evinde Hannah’nın sevgisini kuşanıyor hemen. Yayıncısı Christian oralarda dolaşmasının hata olduğunu söyleyince cevabı: “Christian, Christian… diye iç çekiyorum, bu dünyada etek giydiğin anda, hayatın tehlikede. Burada, şehrin göbeğinde bile. İnsan türü bütün türlerin en vahşisi, en korkuncu. Avlar ve avcılar var. Karamsar bir yazar olmakla eleştiriliyorum ama gerçeği betimlesem, insanlar koşarak kaçarlardı. Christian, gidip yerin altına saklanır, kafalarını külle kaplarlardı, hayvanlar gibi yaşıyoruz, öyle değil mi.” (s. 19) Kafaya bam diye düşmüyor bu, o akışkanlıkta belli başlı sabitlik noktalarından biri, anlatıdaki konumunu bu kadar uzun, parçasız düşünerek sıkılaştırıyor Denis. Paul dayak konusunda hiçbir şey yapmayacak, damadının geceleri yediği boku bildiğinden işleri çıkmaza sürmeye çalışıyor zaten, sıkabildiği kadar sıkıyor. Kirayı ödeyemiyor Denis, Paul’dan yardım istiyor da bir dünya laf yiyor tabii, evini elinde tutamayan birinin aile kurmaması gerek. Geçinmek dert, besbelli ülkenin sıkı yazarlarından biri olacak Denis, konuşmalara çağrılıyor, radyolara çıkıyor, kitaplarını imzalıyor ama yılda üç binden fazla satan bir yazar değil hâlâ. Kıyas yapalım, bir kere yılda üç bin satmak buralara göre gayet iyi ama bütün geçimini yazarlıktan sağlamak isteyen biri için oldukça yetersiz, bu yüzden geceleri çalışmak, uyuyakalmazsa gündüzleri yazmak zorunda, güç iş yani. Kirayı ödüyor, gündelik ihtiyaçları karşılıyor ki Hannah’dan fazla açılmamasını istiyor bazen, harcamalarına dikkat etmeliler. Mali çıkmaz konusunda Hannah da babasına güvenmiyor, Denis’ye nasıl baktığını biliyor babasının, gerilim yaratmamaya çalışıyor. İşler yolunda gitmiyor yine de, Paul borç vermiyor, zor durumda kalan Denis’yi adamı Robert’le birlikte “asayişi sağlamaya” gönderiyor. Hikâyenin aileden, yayıncıdan, mekân sahibinden çıkıp biraz daha genişlemesini sağlıyor Robert, tam takım karakter, mantıklı bir biçimde gelişimini izliyoruz. Başta her gangster nasılsa öyle, patrona bağlılığı sorgulanamaz, emir adamı, kırdığı kafaların haddi hesabı yok. Birazcık vakit geçiriyorlar, Robert işinin gerektirdiğini yerine getiriyor sadece, Denis’ye düşmanca yaklaşmıyor ama yumruğu ne zaman çakacağını biliyor diyelim. Kumar borçlarını ödemeyenlerle karşılaştıkları zaman anlıyor Denis, bir çeşit sanat var ortada, insanın yapabileceklerine dair şahit olmadığı bir yenilik. “O an ne diyeceğimi bilemedim. Eve dönünce, bütün sahneyi yazıya döktüm ve sanırım iyi iş çıkardım: On sayfa. Sonradan tekrar düşününce, kendi tepkisizliğime hayret ettim. Gözlerimi kaçırmadım, olayı baştan sona izledim, Robert’in yumruğunun ötekinin -beyaz tenli, yağlı ve sarı saçlı herifin- suratının ortasında patlayışına ve yüzünün kana bulanışına şahit oldum ve kayıtsız kaldım. Şüphesiz adamın ağlayıp sızlamaları, gözyaşları, tir tir titremesi, lehinde rol oynamadı ve bir anda gözümde sevimsizleşiverdi.” (s. 42) Djian’ın hasoluğudur, sopa yiyen bir adamı izlerken düşünülenler, bunun dışında sakat bir adamla ne yapılabileceği. En son söyleyeyim bunu, Robert’den devam edelim: Denis’nin iyi geçmeyen bir günü iyi geçirmek için aldığı ilaçlar, bilmem neler yüzünden kafası darmadağınıktır, “olay yerinde” önemli bir belgeyi unutur, Robert öfleyip püfleyerek üst kata döndüğünde bıçağı takıverirler. Hemen Ulysses‘e, başka çare yok, çalışanlar Robert’e iyi bakarlar, kırılma ânına yol açar bu: nonoşlar rezil insanlar değildirler, aşk insanın başına donk diye düşebilir. Robert âşık olur, Denis’nin neler yaşadığını biraz daha iyi anlar, Paul’a karşı cephe almaz da Denis’nin yazmayı henüz bitirdiği romanının düzeltisi için ihtiyaç duyduğu zamanı sağlar, işe tek başına çıkmaya başladığını Paul’dan gizler. Sonrası karmakarışık bir çözülüş, ironik, tansiyon yükselmez zira hep yüksektir anlatım biçiminden ötürü, uzunca bir histeri ânının eseri bu roman. Sanki. Djian’ın her anlatısı böyle değil, benzer ama bu tempo anca Denis gibilerinin hikâyelerinde hararet yapmadan sürer. Djian efekti. Meraklısı kaçırmasın.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!