Kafalar mı patlatıldı, bedenler mi parçalandı, ne olduysa olmuştur da anlatıcı öyle anlatmaya başlamıştır. Şenliği kaçırmıştır muhatabı, öyle anlaşılıyor, kim oldukları ortaya çıkana kadar -hikâye istikamet değiştiriyor sonra, zaman çizgisinden sapmıyoruz da Ekim Çocuğu sırf bir korku ögesi olmaktan çıkıyor, onun gözünden, zihninden de görmeye başlıyoruz ama daha var bunlara- Ortabatı kasabalarından birinde ne işler döndüğünü anlamaya çalışacağız. Anlatıcının verdiği bilgiler kadar gidelim: 1963, Cadılar Bayramı, 650 dönümlük mısır tarlalarının ortasında unutulmuş bir yerde toprak her şeyi yutuyor, kasabalılar bir sonraki Cadılar Bayramı’na kadar yaşamlarını normal biçimde sürdürüyorlar. “Evet. Burada işler böyle yürür. Tarlalarda bu gece hayatta olup da her şey layığına göre giderse yarın sabah mecburen ölecek şeyler vardır. Bunlardan bir tanesi kıymıklı bir sırıktan aşağı sarkıyor, kökleri verimli, siyah toprağın derinlerine kadar inmiş. Yeşil sarmaşıklar, sırığa ve onu yatay kesen tahta parçaya çivilenmiş, eprimiş giysilerin arasından tırmanıyor. Yıpranmış kot pantolonun paçalarından kıvrılarak geçiyor, aşınmış bir kot ceketin içinde bir kötürümün omurgası gibi bükülüyor. Yuvarlak yapraklar, kan damlalarıyla beslenen organlar gibi sarmaşıklardan destek alıyor, bu yaprakların kalplerinden yeşil filizler sürgün veriyor, yapraklar, sarmaşıklar ve filizler ceketi ve kollarını dolduruyorlar.” (s. 8) Kan damlaları, kalp, ipuçları. Akşam güneş battığında biri geliyor sırığın yanına, balkabağına göz, burun, ağız çiziyor, beden sırıktan kurtulup yere düşüyor. Korkuluk korkusu mu, kadim büyülerle canlandırılan bir ruh, Jeepers Creepers tarzı bir anlatı? Yok, The Cabin in the Woods‘u andıran bir yere gidecek hikâye. Ayağa kalkan Ekim Çocuğu’na uzaklardaki kiliseyi gösteriyor adam, görevini yerine getirdi. Zıplayalım, on altı yaşındaki Pete McCormick’in mutsuzlukla dolu yaşamı, Av gecesiyle daha da çekilmez hale gelmiş. Annesi önceki kış kanserden ölmüş, babası işten atıldıktan sonra alkole sarmış iyice. Peter başını belaya sokmaya başlayınca Ricks’in copuyla tanışmış ama kötü bir genç değil, en azından büyük sorunlara yol açmıyor, o gece hiç çıkmasa da olur ama kural kuraldır, Ekim Çocuğu’nu bulmak için ilk kez sokağa çıkacak, üstelik babasının verdiği palayı da alıp ritüeli gerçekleştirecek. Beş gündür odasında kilitli, nihayet dışarı çıktığında geceyi atlatmaktan başka düşündüğü bir şey yok. Crenshaw’la iki davar arkadaşı önünden şimşek gibi geçiyor, Chrysler çok güçlü, bela arıyorlar. Ricks’in evine gidiyor Pete, çöplükten hallice odalardan birinde çalıntı silahı buluyor, kullanmaya niyeti yok ama ne olur ne olmaz. Hikâyeleri dinlemiş, önceki yıllarda neler yaşandığını biliyor, üstelik Ekim Çocuğu’yla karşı karşıya gelse yetişkinlerden yardım isteyemeyeceğini biliyor çünkü onlar zarar veremiyorlar Ekim Çocuğu’na. İlginç bir dinamiği var Av’ın, kırılma ânına kadar hikâyeyle koşut ilerleyeyim, Crenshaw’ın ekibinin cortlaması var sırada. Çizgi’ye gidiyorlar, kimse kasabayı terk edemediğine ve herkes ucubeyi kasabada aradığına göre farklı bir şey yapmak lazım, karşılaşırlar belki. Çizgi ilginç bir fenomen, Pete’le birlikte dolanmaya başlayacak Kelly dışarıyı gören tek insan herhalde. İkinci Dünya Savaşı sırasında babası gitmiş, garip, olayların arkasında ne varsa ABD’nin dünyaya gücünü göstermesini istemiş herhalde. Baba savaş bittikten sonra bir süre dönmemiş, eşi ve çocuğunu bırakmaya gelmiş sonra, bir şekilde geri dönüyorlar demek. Şu salakları bir çözelim de: üç davar Çizgi’de beklerlerken içlerinden biri yerdeki şekerlemeleri, çikolataları görüp mısırların arasında kaybolur ortadan, Ekim Çocuğu’nun eline düşer. Dalları, sarmaşıkları sökebilirlerse karınları doyacak, onca şekerlemeye ulaşabilecekler, açlık bir motivasyon kaynağı ama aptallık yaptırıyor diğer yandan, zor. Biri daha düşer, en son Crenshaw’ın ayağını yaralar Ekim Çocuğu, anahtarları alıp Chrysler’la yallah kasabaya gider. Araba olmadan kiliseye varmasının yolunun olmadığını bilir, yani karşımızda beyinsiz bir varlık yok, soyut düşünceye hakim öcümüzle çamlak çömlek patlatmaya gidiyoruz, gece yarısına kadar kiliseye girebilirse yaşadı Ekim Çocuğu. Uzunları yakıyor, kasabanın sokaklarında dolanan çocukların gözleri kamaşınca yine ilerleyebiliyor bir yere kadar. Ara sokaklarda iki ergen irisinin itip kaktığı kızı görünce bir an için ayağı frene gidiyor ama durmuyor, sonuçta kızların Av’a katılması yasak, herkes kendi güvenliğinden sorumlu. İnsanlaştı, mantığını kullanıyor, ara form. Pete görmüyor Ekim Çocuğu’nu, Chrysler’ın altında kalmaktan zar zor kurtulduktan sonra çığlıkların geldiği sokağa giriyor, okulun ayılarıyla karşılaşıyor. Kelly sıska ama hızlı düşünüp alıyor heriflerden birinin sopasını, çaat, dizini kırıyor, Peter diğer ayıyı indiriyor. Ekip tamam, iki hikâye çizgisi oluştu, tek bölümlük bakışlarla Dan Shepard gibi yan karakterlerin geçmişleri üzerinden kasabanın, Av’ın geçmişini öğreneceğiz. İşlerin azıcık rayından çıkmasından, ergen çetelerinin dükkânları yağmalamaya çalışmasından başka hikâyeler de türerdi ama ihtimal olarak kalmış, sadece kasabanın büyükbaşlarına karşı büyük bir öfkenin biriktiğini anlayabiliriz. Klişe, söylenene göre Ekim Çocuğu’nu ortadan kaldıran büyük bir para ödülüyle birlikte kasabadan ayrılıyormuş, öyle olmadığı biliniyor da dile getirilmiyor bence. Kelly doğrudan görmüş, Hasatçı Loncası denen bir örgütün elinde bütün kasaba, Ricks başta olmak üzere kodaman tayfa gözetliyor etrafı, dışarıyla ilgili en ufak bir olaya hemen müdahale ediyorlar. Kelly’nin babası bu yüzden öldürülüyor, daha da neler, önceki yılın şampiyonu Jim Shepard’dan bahseden Kelly başta gerçeği anlamayan arkadaşına gülümsüyor. Pete düşünmeye başlıyor, Shepard ailesinin yaşamında değişen hiçbir şey yok. “Ya da belki, sadece belki, Pete Hasatçı Loncası denen bir grup adam ile mısır tarlasında yetişen bir şey hakkında düşünüyor. Böyle bir ucubenin nasıl bir dehşetin içinden filizlenebileceğini, tohumunun geçen seneki Cadılar Bayramı gecesinde, öldürülmüş bir çocuğun kanıyla yumuşatılmış toprağa gömülüp gömülmediğini merak ediyor.” (s. 61) Ta-daa!
Dan Shepard kilisede bekliyor, elinde tüfek, savunmanın son kalesi. Çok beklemeyecek, aklında önceki yıl var, çukur kazdıkları gece. Çocuk başına gelecekleri öğrenince sevinci dehşete dönüşüyor, Dan son anda oğlunu kurtarmaya çalışacakken kafasına dayanan silahla donup kalıyor. Kabul etti, artık oyunbozanlık yok, zaten o hızla çalışırlarsa bir çukur daha kazmak beş dakikalarını almaz. Tek bir kurşun, oğlan mezarda, başına da sırığı dikip kıyafetleri oturttular mı tamam. Sarmaşık kendiliğinden büyüyor da kıyafetleri dolduruyor, geriye balkabağını kesip biçimlendirmek kalıyor. Her yıl bir çocuk, yetişkinlerin ergenlere ayar çekmesine dair çok eser var da bu evrende belli bir kaygı gütmüyorlar, Lonca’nın bu yönde bir tasarrufu yok gibi görünüyor, Ricks Ekim Çocuğu’nu durduramazlarsa bütün kasabanın cehenneme gideceğini söylüyor bir ara, o kadar. Doğaüstü gücün varlığı kesin, kaynağı belirsiz, cehennem bahsiyse Jim kasabanın bir ucundaki evleri yakmaya başladığı zaman hatırlanacak anca, yangın kasabayı bütünüyle duman edince. Açıklanmıyor kritik noktalar, öyle de olur. Jim’in şampiyon olduktan sonra başına gelenleri bir de onun zihninden görüyoruz, aslında boş bir zihni var ama evine dönüp bir iki tur atınca hatırlıyor kim olduğunu, yok edilmekten kurtulacak böylece. Babası da yardım ediyor tabii, Jim kiliseye vardığında beyni ortalığa dağılmış babasıyla karşılaşıyor. Oğlanın yaşayan parçası için kendini feda eden baba.
Sinemaya da uyarlanmış, izlerim. Orta karar bir roman, anlatımıyla ilginç.











Cevap yaz