Anlatıcı hikâyeyi yazmaya başladığı zaman göre daha yaşlı olduğunu, yazdıklarının hiçbirini yazmaması gerektiğini, yazmaya hakkı olmadığını söyler. Son bölümde, belki editörün tavsiyesiyle eklediği bölümde zira sona kadar diyalogları nasıl hatırladığı hatta yazdığı anılarda diyalog kullanmasının sıkıntı yaratıp yaratmayacağı, elbet yaratacaktır çünkü söylenenleri tam olarak aktarmak diyalogla mümkün olmasa da meyil bu yöndedir metinde, başlı başına arızaydı. Açıklamaya muhtaç bir durum yaratır, ya kaynaklarına değinmeli ya da araya dereye sıkıştırmalıdır onca yıldan geriye kalanı her ögesiyle eksiksiz bir kurmacaya nasıl evirdiğinin izahını. Jess’le Anna’nın hikâyesi olduğunu söylüyor anlatıcı, hikâyeyi getirdiği noktada anneyle kızı İngiltere’ye giden bir uçaktalar, anlatıcı onları havada bırakacağını söyleyerek noktayı koyduğunu belirtiyor, tabii yere sağ salim indikleri bilgisini veriyor ki ölümlerinin ardından yazdığı bir metne dönüşmesin kaleme aldığı. “Çoğunu uydurmadım. Bazı yerleri kurguladım ve yer yer diyaloglar icat ettim, ama bunu nerelerde yaptığımı anlamış olmalısınız, çünkü belli oluyor. Jess’i uzun zamandır, Anna’yı ise doğumundan bu yana tanıyorum. Yine de yanlış bildiğim veya farklı yorumladığım şeyler mutlaka vardır. Jess ve ben çok konuşuruz, ama birbirimize her şeyi anlatmayız. Hayatımda onun hiç bilmediği şeyler olduğu gibi, onun da sırları var.” (s. 323) Noktaları birleştirirken aradaki birkaç noktayı varsaymak ne kadar uydurmaksa artık, hikâyeyi oluşturan her karakter tutarlı çünkü. Gerçi söz konusu insan, özellikle derinden değişen bir ülkenin derinden değişen bir mahallesindeki derinden değişen bir insan topluluğunu oluşturan birden çok insan, tutarsızlık dahi öyle parçalayıcı bir nitelikte olmayacaktı, hikâye bir arada kalırdı yine. Bu durumda anlatıcının neyi kurgulayıp kurgulamadığı da önemini kaybediyor, eldeki hikâyeye odaklanmaktan başka bir vazife yok, hakikat hafiyeliği kurmaca metinde ne demek. Anlatıcı mahalledeki arkadaş grubunun yaşlandığını, büyük ameliyatların ufukta göründüğünü söylüyor, ayrıntı vermiyor, aslında metni bir an önce sonlandırmak istediğini ekleyerek hak hukuk konularına giriyor. Bayard mıydı, birinin bu konuyla doğrudan ilgili bir denemesi vardı, kısaca yazılacak olanı olabildiğince iyi yazıp gerisini sonraya bırakmayı tavsiye ediyordu. Metin iyiyse günahını affettirecektir. Anlatıcı sadece kayıt tutar gibi yazdığından böyle bir kaygısı yok, onunki yaşamları izinsiz(?) kayda geçirmek. Tabii ne zamandır yazdığını bilmiyoruz, yıllara yayılmış bir süreç olabilir ama ses tonu değişmiyor, ayrıntılara aynı hassasiyetle odaklanıyor. Bu da su götürür açıkçası, tartışılması gereken mevzu. Dediği gibi sadece anneyle kızının hikâyesi mi, hiç öyle değil, İngiltere’nin 1960’lardan 2000’lere bir panoramasını sunar anlatıcı, kamusal harcamaların azalması yüzünden sağlık hizmetlerinin kötüleşmesinden de bahseder, Lolita‘nın alımlanması üzerinden toplumsal normların nasıl üretildiğini de inceler, kısacası dünyanın, Batı’nın diyelim, değişiminin bir örneklemini sunar. Braudel’in üçlü tekniğinin iki biçimi ardışık olarak birbirini izliyor anlatısında, etkisi yıllara yayılan olaylarla günlük, daha küçük olaylar, bunların bağlantı noktaları, hızlı geçişler, yavaş geçişler, söz gelişi Anna’nın öğretmenlerinden birinin emekli olmasından yola çıkarak sosyal reformların niteliğini, emekli olan öğretmenin yerine gelen genç öğretmen üzerinden eğitim sisteminin kalitesizleşmesini inceleyebilir anlatıcı, tamamen serbest bir akış. Arkadaşlık üzerinden tabii, aynı semtte yaşayan birkaç ailenin yaşamdaki seyrini arkadaşlıklar üzerinden görüyoruz. Anlatıcı sosyal zekâsı gelişkin, kültürel anlamda daha da gelişkin biri olduğundan yorumlarını, bir mevzuyu anlatmayı bıraktığı noktaları dikkate almalıyız. Semtin değişimini de. Birkaç bin papele aldıkları evleri milyonlar etmeye başlıyor kaç yıl sonra, kent genişledikçe orta-üst sınıf geçmişin periferisine kaymaya başlıyor, semt merkezin bir parçası haline gelince komşular, arkadaşlar artık çok para eden evleriyle ne yapacaklarını bilemeyebiliyorlar. Parlamentoya gireni var, “bizim tayfa”yla bağı koparmadığı için üst sınıfın sıradanlıklarını deneyimlemelerini sağlıyor arkadaşlarına, buradan da arkadaşlıkların evrimine varırız. Saadet de getirmez bu yenilikler her zaman, daha doğrusu ideal bir ailenin, her şeyin en iyisini hak ettiği düşünülen, diyelim, arkadaşın oğlu uzun süreliğine hapse girebilir, acısı bütün grupça çekilebilir, hayatın içinde vardır bunlar. Jess’e gelelim yavaştan, orada işi vardır çünkü üniversiteden hocası para vermiş, Jess de üzerine biraz daha koyarak o semtten evini almıştır. Anna’ya bakabilmek için sabit bir yer, ayrıca yasak ilişkinin karşılığı, ya da otizmden mustarip bir çocuğun bakımı için fedakârlık? Jess’in ailesinde akli dengesi bozuk atalar vardır, muhtemelen profesörün ailesinde de vardır, sonuçta Anna’nın temel yaşamsal faaliyetlerinin tamamını yerine getiremeyeceği erken yaşlarında ortaya çıkar. Bir evdir karşılığı, ev sayesinde kurulan arkadaşlıklar, kadın dayanışması. Yaşamının seyrine baktığımızda Jess acı çeker çekmesine de Anna’nın yaşamının kolaylaşmasına odaklanır hemen, elinden gelen her şeyi yapacaktır kızı için. Üniversitedeki görevini bırakır, evden çalışabileceği işler bulur, orta karar bir gelirle yıllar boyunca idare eder. Hikâye Afrika’daki “ıstakoz kıskaçlı çocuk” fenomeniyle açılıyor, Jess’in alanı gereği çıktığı gezilerden birinde gördüğü çocuklarla. Antropologdur Jess, binlerce yıl ötesine uzanan bakışıyla bu tür insanların yaşamlarının öyle veya böyle sürdüğünü anlamıştır, kendisi de o topluluğun bir parçasıdır artık. Yetmez, Oe’nin çocuğuyla münasebetine, pek çok ünlünün çocuklarıyla ilişkilerine bakar, gerçi bu anlatıcının marifeti de olabilir, sanat sepetle yakından ilgilendiğini biliyoruz ama işini gücünü tam olarak bilemiyoruz. Yazar mıdır, muhtemelen. Yazacak o zaman, suçluluğu yazdığına gömecek, gerisiyle sonra ilgilenir.
Babası pek onaylamaz da annesi her koşulda destek olur Jess’e, çocuğun kimden olduğu önemli değil, kızına güveniyor annesi. Profesörle ilişkileri perşembe günleri gözden uzak, ucuz mekânlarda buluşup sevişmekten ibaret, Jess yıllar sonra internette adamı araştırdığı zaman aslında profesör de olmadığını öğrenecek. İskandinavya’dan yakışıklı bir adam, evli, araştırma için dünyanın öbür ucuna gittiğinde ilişkileri çoktan bitmiş zaten, Jess o tutulmayı anlamsız bulmaya başlamış. Anna tam anlamıyla sağlıklı olsa adamı daha iyi anacaktı belki, bilinmez, saf bir mücadeleye girerek kızına en güvenli ortamları sağlamaya çalışmakla geçecek hayatı. Livingstone’ın antropolojiyi fişekleyecek gezilerini düşünerek, diğer antropologların insana dair keşiflerinin izini yaşamında arayarak. Afrika’daki yaşamın zorluğundan sonra kendininki nedir, oralarda yaşamın mucizeleri takdir edilirken kendi takdiri ne olacak, neye, kıyaslar sürüp duruyor hikâye boyunca. Anna’nın beklenenden daha öteye ilerlemesini sağlayan okul, öğretmen takdir görüyor, arkadaşlar, arkadaşların çocukları genellikle takdir görüyorlar, Jess’in onlara karşı kızını korumak gibi düşünceleri yok, zaten güvenilir ortam, ayrıca yara alacaksa da buradan almalı ki hemen sağalsın, sevgiyle. Jess’in hayatına girip çıkan erkeklerle ilişkilerinde de Anna’nın rahatı ön planda, kadın son derece seçici olduğu için sorun çıkaracak erkekleri uzak tutmayı biliyor. Bob’la evlenmesi, ardından Raoul’la uzun süren cızt bıztı, olağanlıktan hiçbir şekilde geri bırakmıyor kendini, kapanma emaresi yok, yaşama olabildiğince açık. Tatlı da çocuk Anna, matematik işlemlerini yapamıyor ama keyif alıyor yaşadığı her andan. Yetişkinliğine doğru hastalandığı zaman Jess’in korkusu ortaya çıkıyor, hani kendisinin ölümü Anna için felaket olabilir ama Anna’nın öldüğü senaryoda ne yapacak? Bütün bunların başlangıcını Afrika’daki çocuklara bağlıyor, antropolojiyi seçmesinde, insanlara karşı derin bir şefkat beslemesinde çocukluğunda tanıdığı ıstakoz kıskaçlı Christine Godley’nin etkisi var. Anlatıcıya göre uzak atış, bir yaşam tek bir rastlantıyla kurulamaz. Kurmaca bir rastlantılar topluluğu değil mi?
İyi roman. Pek beğenilmemiş, anlaşılabilir, anlatımı itibariyle zordur takibi ama keyiflidir.











Cevap yaz