Uzaktan akraba. Büyükdedeler, büyüknineler, birkaç ailenin birkaç üyesi evlenince birlik oluyorlar ticari ilişkilerinin yanında, güçlerini korumak istiyorlar. Yahudilerin sıkı aile ilişkileri. Geleceğiz. Dreyfus Olayı dikkat çekmelerine yol açıyor tabii, zamanın antisemitist yazarlarından biri toplulukla ilgili bir kitap yazıyor, binlerce satıyor bu kitap, Yahudilere karşı öfke körükleniyor. Buna da geleceğiz. Edmund de Waal elli sekiz mektup yazıyor Moïse de Camondo’ya, ailenin izini sürerken bulduklarını, de Camondo’nun ölümünden sonra çocuklarının başlarına gelenleri anlatıyor, tabii de Camondo’nun Birinci Dünya Savaşı’nda ölen oğlu Nissim’in adına müzeye dönüştürdüğü evini de. Vitray çalışmasını andırıyor metin, de Waal seramik sanatçısı olarak isim yapmasının yanında yazarlığıyla ödül de almıştır, isabet, metni form olarak bellidir ama geçmişi tekrar kurmaya çalışan her bilinç bir noktada kaybolmaya mahkum, kırıntılar bırakırsa geri dönebiliyor, bu metindeki kırıntılar Benjamin’in, Proust’un hafızaya, hatırlamaya dair yazdıklarından parçalar. Dağınık. Pasajlar aslında, mektuplardan ziyade pasajlar, yine Benjamin’i anımsatan bir biçim. Nissim savaşta keşif uçuşlarına başladığı zaman yukarıdan gördüğü manzarayı heyecanla anlatır, Antoine de Saint-Exupéry gece göğünden bakınca şehirlerin yeryüzündeki yıldızlar olarak göründüğünü nasıl anlattıysa öyle. Alakasız, ama: yazarın uçağını vuran Horst Rippert, şüpheler var ama çok büyük ihtimalle o vurmuş, yazarın pek çok metnini beğenerek okuduğunu hatta arkadaşlarıyla birlikte pilotluk hayallerine o metinleri okuduktan sonra kapıldıklarını, yazarın o uçağın pilotu olduğunu bilseydi asla ateş etmeyeceğini söylemiş. Dünya, insan daha doğrusu, tuhaf. Nissim uçuyor, belgeliyor, sonra mektupların gerisi gelmiyor. Acı haber geliyor bir süre sonra, de Camondo’nun yas günleri başlıyor. Proust’un de Camondo’ya gönderdiği taziye mektubu içten, Paris’te çok sevilen bir gençmiş Nissim, adı bilinirmiş. Dedesinin adını şereflendirmiş böylece, müzeye dönüştürmüş istemeden. Konağı nasıl aldıkları, kardeş ailelerin civara nasıl yerleştikleri, hepsinin hikâyesini anlatır de Waal, elindeki belgelerin yanında aile büyüklerinden dinlediği hikâyeler de vardır. En önemlisi binanın günümüze kadar, 2020’lere kadar diyelim, korunmuş olmasıdır, de Waal gidip o sokaklarda, konakta dolanır, de Camondo’nun vasiyetiyle sağlama aldığı nesneleri görür. Fotoğraf çerçevelerinin yerinin değiştirilmemesini istemiştir de Camondo, ne olursa olsun onlar yerlerinde kalacak, hep aynı yöne bakacaktır. Tozlar sabittir, de Waal nesneleri yerlerine çakarak geçen zamanı durdurmayı anlar, Proust’un çabasını haliyle anlar, dönemdaşların psikolojilerini araya sıkıştırır Freud’a da başvurarak. Araştırmaları sırasında kendi günlerini de araya yerleştirmek ister gibi günceleştirir de metinleri, mektupları, epizotları, her neyse artık. Toza dönüşmekten, toz tutmaktan son mektupta tekrar söz edecektir, de Camondo’nun arşivinin arşivini çıkarırken düşündüklerini paylaşacaktır. Mesela her şeyin, her belgenin karbon kopyasını çıkarmıştır de Camondo, her veriyi arşivlemiş, sanki her saniyesini kayıt altına almak istemiştir. Monceau Sokağı’ndaki 63 numaralı binanın beşinci katında bir devrin kayıtları muntazaman dizilmiştir. “Dolapların içleri yevmiye defterleriyle, mektup yığınlarıyla, fotoğraf kutularıyla dolu. Bazı defterler bir rafta çift sıra duracak şekilde dizilmiş. Burada koskocaman bir dünya var. Bir aile, bir banka, bir hanedan.” (s. 14) Veterinere, fıçıcıya verilen talimatlar dahil. Müzeyi idare edeceklere talimatlar. Temizliği sıklıkla yapılmalıdır odaların, hiçbir şey toz tutmamalıdır zira toz yok olmayı simgeler. Er geç her şeyin dönüşeceğidir, ne kadar geç olursa o kadar iyi. Sebald’ın külle ilgili görüşü, varlıkla hiçliğin arasında bir formdur kül, de Waal alıntıladığı kısmı tam anlayamadığını ama de Camondo’ya sorması gereken şeyin özüne çok yakın olduğunu hissettiğini söylüyor. Édouard Drumont ve antisemit basından çok şey öğrenmiş yazar, Monceau Bölgesi’ndeki Yahudi malikânelerinin hikâyelerini, akrabalarının yüz yıl önce kimlerle yattığını biliyor ama yaşamın süreğenliğindeki o enerjiyi duymak istiyor, insanları devindiren o gücü, çağın sesini. “Şunu hatırlayın: Tuttuğunuz ip ellerinizden kayıyor, tıpkı bir yün çilesi misali dolaşıp karmakarışık hale geliyor. Hiç ağırlığı yokmuş gibi, sanki yok oluyormuş gibi. Benim elimde tuttuğum şeyse, bir hikâye. Mösyö, sizin hikâyeniz, Ariadne’nin ipliği.” (s. 35) Ephrussi’ler, de Waal tarafı Odessa’dan gelmişler, Camondo’lar İstanbul’dan, düğümlerin sayısı katılanlarla birlikte artmış. ABD’de Aşkenazlar ve Sefaradlar arasında gözle görülür bir hiyerarşik yapı var, iki topluluk kolaylıkla bir araya gelememiş ama Avrupa’da durum biraz daha farklı. Yeni Dünya’da büyük savaşlar çıkana dek kimin nereden geldiği pek önemsenmiyor, en azından ABD’de tehditlerle pek uğraşmadıkları için daha rahat hareket edebiliyorlar ama Fransa gibi ülkeler, hele Dreyfus’tan sonra o kadar da güvenli değil, taraflar hemen güç birliği sağlamak istemişlerdir muhtemelen. Ayrıca her Yahudi kuzendir, her Yahudi suçu paylaşır, Drumont bu türden saldırılarıyla topluluk bağlarını sıkılaştırır. Céline’in metni de aynı etkiyi yapar, çıkar çıkmaz baskı üzerine baskı yapan metin Yahudileri türlü şekilde aşağılar.
Proust çocukluğunda Monceau Parkı’nın bir köşesinde oynuyor.
Beyoğlu’ndaki Kamondo Merdivenleri’ni yaptıran büyükbaba Abraham-Salomon de Camondo.
Moïse de Camondo çocukluğunu İstanbul’da geçirir, 1860’tan 1869’a dek, ardından Paris’e taşınırlar. Sefarad Yahudileri. ABD’ye göçenleriyle ilgili şahane bir araştırma var, Avrupa’ya göçenler için de yapılmıştır muhtemelen, denk gelene kadar merak artık. Babasıyla amcasının 1870’te diktikleri dişbudak ağaçları var bahçede, de Waal pencereden baktığında ötede Monceau Parkı’ndakileri de görüyor, de Camondo fidanların arasında koşturmuştur. Biraz büyüyünce avlara gitmeye başlamış, sonra ilk arabasını almış. “Rüzgâr yüzünüze çarparken en yeni motorlu araçla hız yapmanızı, Paris’ten Berlin’e çıkılan yarışı, Renault Landaulet’nizin arkada bıraktığı toz bulutunda kaybolan her şeye birlikte Fransa’nın da yitip gitmesini. Yıl 1895, siz kasketiniz, gözlüğünüz ve deri sürücü ceketinizle yüksekte oturuyorsunuz, dizlerinizin üstüne bir battaniye serili, dünyayı ele geçirmeye hazırsınız. Güneşli bir gün. Arabanın gölgeleri uzun. Yol bomboş.” (s. 16) Fransa’ya bağışlamıştır evini ölmeden önce, Nissim’i sonsuza kadar yaşatmak istemesinin yanında Fransalılık da var. Kök salmak istemenin kanıtı. Fransa yurttur artık, en azından öyle düşünürler. Manet’nin resimleri, sanatçılara destek, Fransız burjuvazisine fişek, Fransız olmak için daha ne yapmak gerekir? Nissim’den sonra Béatrice doğar, sonra de Camondo’nun eşi binicilik eğitmeniyle kaçar, ondan geriye ata binmeyi sevdiğinden ve tek bir fotoğraftan başka bir şey kalmamıştır, bir de çocuklarına evlendiğini yazdığı bir mektup. Béatrice de annesiyle babası gibi atları çok seviyor, bu sevgiyi kızı Fanny’ye de aktaracak. Arşivdeki son fotoğrafta Fanny at sırtında, devamı büyük acılarla dolu ama görmeyecek de Camondo, müzeyi bağışlayıp hayata gözlerini yumacak. Babasının evinden kalan, İstanbul’dan gelen onca anıyı elden çıkarmasını yeni bir yaşama adak olarak görebilir miyiz, geride hiçbir şey kalmamıştır çünkü, her eşyayı üçe beşe dağıtmıştır. Dönemin ünlü sanatçılarının resimleriyle, kıymetli porselen eşyalarla donattığı evi tam bir burjuva evidir, antisemitler yazdıkları vampir romanlarında onları kan içiciler olarak betimlemişlerdir de suçları Yahudi olmaktır asıl, sömürgen olmaları değil.
Elli küsuruncu mektup diğerlerinden ayrışır, 1930’ların sonundan itibaren Almanların saldırıya geçmelerini, Fransa’yı darmaduman etmelerini anlatan bu mektupta de Camondo’nun torunlarının yaşadıkları kabus yılları görürüz. Aile yine dağılmayacaktır, de Waal hikâyeyi yazarak bir arada tutmayı başaracaktır ama kamplara giden çocukların geride bıraktıkları boşluk, onlar hikâyede yer almayacaktır.
Bilincin işleyişini yok oluşla sınamak. İyi metin.











Cevap yaz