Emmanuèle Bernheim – O’nun Karısı

Kimin? Çantasını çalarlar, her sabah olduğu gibi kahvede reçelli ekmek yiyip kahvesini yerken Claire’in ruhu duymaz. Kapıcıdan yedek anahtarlarını alır. Kredi kartının çalındığını yetkililere bildirir, anahtarcıya telefon eder, kapıcıdan yedek anahtarları alır. Çek defteri yanında değildir, randevu defteri evdedir. Dokuza beş kala ilk hastası gelir, erkek hastaların bölümleri daha uzundur, kadın hastası var mıdır Claire’in? Islık sesi. Koridordan geliyor, yüksek ses, göz yaşartıcı spreyini alıp bakıyor Claire, kimse yok, çantası orada. O akşam gözlerini yumuyor, mutlu. Mutlu olduğunu, mutsuz olduğunu, hislerini bir daha ne zaman göreceğiz, belki hiç görmeyeceğiz. Michel geldiğinde iç çekiyor, iç çekmek neye tekabül ediyor? İki yıl önce terk etmiş onu Claire, yalnız yaşamak istiyor, sıklıkla görüşüyorlar ama. Michel’in kendi anahtarı var. “Buz kalıplarının bardağa atıldığını duydu. Michel şarkı mırıldanıyordu. Claire kendisinin yorgun, üzgün ya da düşünceli olduğu zamanlarda, Michel’in her zaman memnun olduğunu biliyordu. Böyle anlarda, onun kendisine daha yakın olduğunu sanıyordu.” (s. 9) Yeni anahtarları Michel’e vermeyecek bu yüzden, dünyasının sınırlarını belirgince çizmek istiyor. Arkadaşlarını sık sık davet etmesi, bu ilginç, hangi arkadaşları. Domuz pirzolası pişirmek, çantasını getiren adamı evin yakınındaki şantiyede görmek. Olayları birbirinden nasıl ayıracağız, sırf görünürün anlamını çıkarmak için görünenden fazlası yoktur. İşi olmayan giremezmiş, girer Claire, adamla karşılaşır. Konuşurlar, Claire çıkarken adam sırtına vurur. Toz vardır ceketinde. Temas. Sokak tanıdık. Biraz geç kaldı. Hastalar durmadan gelip gidiyorlar. Michel kapıyı çalıyor, bir şeylerin değiştiğinin farkında, sormayacak. Pirzolayı yiyecekler. “Doktor!” diye bağırıyor Thomas Kovacs, müteahhit, inşaatta her gün. Kahvesine üç şeker atıyor, kırk iki yaşında veya kırk üç, Claire otuz, sol bileğini yakalayan Thomas’ya hiçbir şey söylemiyor, ertesi gün görüşecekler. Sağ elinde bir şeker, Claire’in çekmecesi için iyi bir başlangıç. Claire için başlangıçlar var sadece, Claire başlar. Her öğle arası için bir şeker. Michel’le köye giderler, davetliler, Claire eğlenir ama Michel’in bakışlarından huzursuz olur. Uzaktır artık. Michel aramamıştır, mesajlarda sesi yoktur. Thomas yoktur, görünmez bir süre, şekerler doğruca çöpe. Karşılaştıklarında ikinci kez, Thomas, bileğinden tutar kadının. Evli, iki çocuğu var ve acı çektirmek istemiyor. Tamam. Bardan çıkarlar, öpüşürler, Thomas gider, kokteylini karıştırmak için kullandığı sarı küçük beyzbol sopasını Claire’in aldığını bilir mi? Çekmeceye. Claire’in evinde buluşacaklar artık, işçiler bakıyor, insanlar bakıyor, ikisini de tanıyan çok, gözlerden uzak olmaları lazım. Hastaların saatleri ayarlanıyor, Thomas, Claire, her şey ayarlı. Bir saat on beş dakika. Thomas bu sürenin sonunda gider, geride bıraktığı prezervatif ambalajı çekmeceye. Otuz, kırk, elli, altmış ambalaj. Bir kezinde parfüm, kolonya, bir şey alır Claire, sürer, Thomas içeri girmez de dışarı çıkmayı teklif eder. Bellidir, eşi kokuyu almasın diye girmek istememiştir içeri, Claire böyle düşünür. Başta neyi biriktirdiğini anlamak zor, Thomas’nın bıraktıklarını, Michel’den kalanları, hastalar için kullandığı malzemeler çöpe de başka hiçbir şeyin çöpe gitmediği kesin. “Oda ona birdenbire çok sessiz geldi. Düzene sokulacak hiçbir şey yoktu. Yıkayacak bardak yoktu, çünkü Thomas bir şey içmemişti; kurutacak nemli bir havlu yoktu, çünkü yıkanmamıştı. Thomas’dan hiçbir iz yoktu. Yalnızca yatak örtüsü biraz kırışmıştı.” (s. 27) Çekmece doluyor zamanla, Claire fotoğrafını çekiyor eşyaların, Thomas görse ne diyecek diye düşünüyor, korkuyor da, neyden korkuyor? Thomas’nın bir kokusu yok, geride bıraktığı hiçbir şey yok, Michel’in hediye ettiği lamba bir kenarda duruyor artık. Claire’in izi var, Michel fark ediyor ama Claire şampanya içmez, Claire bazı şeyleri tüketmez, öyleyse evdeki değişim ne anlama geliyor, Michel anlıyor ve hiçbir şey demeden vedalaşıyor kadınla. Biter. Rahatlama mı, bir duvarın dibinde yürümek sadece, bir yanı görmek. Nerede oturuyor Thomas, telefon defterinde yok, belki eşiyle birlikte şehir dışında. Evlerini birlikte yapmışlardır, eşi çizmiştir çünkü mimarmış, öyle demiş Thomas. Claire’in aldığı yeni kıyafetlere dikkat eder mi, hayır, eve gelir gelmez birbirlerine dönüşüyorlar. Marie’yle Bernard, Claire’in arkadaşları çocuk yapmışlar, çocuk ağlıyor, Bernard şarkılar söylüyor, Marie mutlu gibi görünüyor ama sorunun ne olduğunu kim söyleyebilir Marie söylemedikten sonra, Thomas’nın eşinden ayrılabileceğini iyi niyetle mi söylemiştir, Claire’in mutlu olmasını mı ister yoksa kendi ilişkisi için temenni midir? Görünene karşı görünen. Thomas’ya “radyoloji testi” yaptırsa bağırsaklarını, midesini, nesi varsa görecek, daha fazlasını bilebilir böylece. Bir saat on beş dakika, Thomas uyuyakaldığı zaman bile biyolojik saati uyandırıyor, bir daha fişleri çekmiyor Claire, saatlerin pillerini çıkarmıyor. İnşaat bitince ne olacak, Thomas başka bir yerde çalışmaya başlayınca akşam randevuları sürer mi, kaygı cehennemi. Ambulans sireni, kesin Thomas’ya bir şey oldu, kafasına bir demir parçası düştü ve beynini saçtı ortalığa, belki bir şey saplandı ve çok kan kaybetti adam, hastaneye koşan Claire işi gücü bırakıp iyileşmesi için uğraşacak. Hastasını muayene ediyor o sıra, aklı sirende, olasılıklar üzerinden kurulan gerçeklik. Bir şeyi yok ama gelemeyecek Thomas, özür diliyor, Claire hemen gidip yüz iki boş kaset alıyor. Thomas’nın sesinin yüz iki kaydı. Birde mi kalır, bir daha ne zaman arar Thomas, mesaj bırakır? Sifonu hiç çekmiyor, orada hiç yıkanmıyor, hayalet gibi gelip gidiyor. Christophe öyle değil, yılbaşı yemeğinde karşılaştıktan kısa süre sonra Claire’in evine gidiyorlar. Thomas’dan daha iri ve ağır Christophe, üç prezervatif kullanıyor. Bedeninin yaydığı sıcaklığı seviyor Claire, sabah birlikte yemek yiyorlar, Christophe’un saçı. Thomas’nınki niye düşmüyor hiç? “Önde dişlerin yumuşaklığı, köpek dişlerinin yumuşak ucu ve daha arkada azı dişlerinin sıcak yüzeyi. Sonra avurtlar düz ve kaygan, dişeti ve diş minesinin bazan karıştığı yer. Ve yanakların iç tarafı öylesine yumuşaktı ki, damak onun yanında sert ve pütürlü kalıyordu. Ve serindiler, üst dudak ile dişeti arasında, kesici dişlerin üzerindeki dar bölüm. Birbirleriyle buluşuyorlardı.” (s. 65) Dişleri de çekmeceye koyabilirdi Claire. Thomas’ın yeni deri montunu herhalde eşi almıştır, dokununca sevmez Claire, hissedemez. Eti, deriyi hissetmek ister. Etle kemikleri bir bütün olarak tutan şeyi. Çıplak ayaklarının temasını. Thomas nasıl anlatır acaba, bir metresi olduğunu mu söyler, Claire’in içinden gülümsemek gelir. Prezervatifsiz sevişmek istediğinde Thomas, hayır, ayrılmayacaklar, kabul etmez Claire. O gün sevişmezler, ertesi gün mutsuzluğunu taşırır Thomas. Eşi yoktur, çocukları yoktur, deri montunu eşi almamıştır, her gün gittiği ev Claire’in kurguladığı ev değildir, Thomas aslında bir başkasıdır ve yaşamının baştan kurulması gerekir. Nasıl, Claire bir gün çağrılır, çağrıldığı evdeki adamı muayene eder. Karaciğer büyümesi, sarılık muhtemelen. Tedavi eder, adamın eşini teskin eder, kendini teselli eder, adamın muayene için geldiğinde düşürdüğü kibrit kutusunu alır yerden. Thomas’nın evindeki duvarı yıkmasını izlemiştir, birlikte yaşayacakları evin biçimlenişini. Sonra çekmeceyi boşaltır, o küçük sarı golf sopası, prezervatifler, diğer şeyler, biriken her şey nereye gider? Kibrit kutusunu koyar Claire, gülümser, çekmeceyi kapatır. Çağımızın kadını mı? Arka kapak saçmalık. İnsan işte, eksiği fazlası yok. İnsan her olasılıktır.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!