Stephen F. Eisenman – Ebu Graib Etkisi

Ebu Graib hapishanesi. ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra bu görüntüler ortaya çıkınca şöyle bir çalkalandı dünya, şöyle bir. Senato pek sallamadı, Bush popülaritesiyle üstünü örttü mevzunun, ABD’lilerin %54’ü “ciddi rahatsızlık duyduğunu” söyledi. Zulmü görmezden gelmeyi sağlayan bir çeşit ahlaki körlük, “Ebu Graib etkisi” diyor Eisenman, çok daha önceden kavramsallaştırılmıştır da yeni bin yılda ilk kez ayyuka çıktı herhalde. Sanat eseri değil bu fotoğraflar, yine de sanat eserleriyle karşılaştırılması mümkün, bireylerin ve toplumların hafızası, hayal gücü kuruyor bağlantıyı. “Ebu Graib’teki mahkûmlar Helenistik dönem Yunan heykellerindeki yenik savaşçıları andıran boynu bükük durumlarda görüntülenmişlerdi. ‘Teröre karşı’ yürütülen küresel savaşın çıplak tutukluları, Michelangelo’nun elleri kolları bağlanmış köleleri gibi görünüyorlardı, ıstırap içindeki bedenler Barok kiliselerdeki şehit olmuş azizlerinkine benziyordu.” (s. 7) Berlin’deki mermer Bergama sunağı, St. Peter Bazilikası, farklı nesneler ve imgeler tahakkümün temsillerinde buluşuyor, Eisenman pathos formula nam, Aby Warburg’dan ödünç aldığı terimle açıklıyor mevzuyu: kurbanın bilinçli olarak yabancılaştırdığı bedenin ilkel toplum ve kültürlerde sıklıkla rastlanan mistik motifi, kendisine zulmedenin hazzı ya da yücelişi için. Muktedirin dönüştürücülüğü daha mantıklı ama asıl numara burada, beden kendine acı verilsin istermiş gibi değerlendiriliyor alımlayıcı tarafından. Zamanla değişikliğe uğruyor bu motif, antik dönemden 19. yüzyıla değin. Kronolojik seyir, Eisenman ilk fotoğrafı Goya’nın şu resmindeki figürle birlikte inceliyor, ardından antik çağın heykelleriyle başlayacak anlatmaya. Külah tam KKK işi, stres pozisyonunda duran “Gilligan” az sonra öldürüleceğini düşünüyor olabilir. Şeyleştirilen insan, “çok katmanlı ulusal yineleme”, hangi coğrafyada olursa olsun benzer manzaralar. Kant felsefesinin “koşulsuz zorunluluk” kavramı, bireylerin evrensel olarak kabul görmesini istedikleri prensip ve ilkelere uygun davranma düşüncesi bu fotoğraflarda aciz düşürülmüş bedenlere ve zihinlere acı vermenin “iyi” bir sonuca varmasına evrilir, ahlaktır ve bir yerde yaşamın sürmesi için başka bir yerde sakatlanmasını hatta yok edilmesini onaylar. Jack Nicholson’ın tiradı, ki beden -kıyasla- ötekileştirmeyi zorlaştırıcı niteliklere sahiptir, yine de kodu zorlaması sonucu ortadan kaldırılır filmde. Freud’un unheimlich‘inden de bahseder Eisenman, işkencecilerin mutlu yüzlerini gören eleştirmen, sanat tarihçisi, bunları geçtim, onca insan yoğun bir tekinsizlik hissi yaşamıştır, yaşar, ölümü savunan albayın geliştirdiği ahlakla insan haklarının çelişmesinden doğan huzursuzluğu bunun yanına koyabiliriz. Fotoğraflara dönelim, oryantalizmin canlanışının yanında Benjamin’in değindiği “siyasetin estetize edilmesi” söz konusudur, faşist bir rejimin diktası altında kendine yabancılaşmanın getirdiği öz yıkımın estetik haz olarak algılanması. Yabancılaşmanın, tekinsizliğin ardından aşinalık geliyor çünkü bilinen manzaralar, tarih boyunca sanat eserlerine konu olmuştur. Goya’nın Engizisyon Albümü tepkidir, Picasso’nun Guernica‘sı da, öyle etkili olmuştur ki Colin Powell başta olmak üzere pek çok bürokratın ifade verecekleri gün Guernica önünde fotoğraf çektirmeleri uygunsuz bulunmuş, protestocuların ellerindeki pankartlarda bu resim varmış çünkü. Irak’taki ABD askerlerinin daha “yaratıcı” oldukları söylenebilir, enstalasyon adeta, “Shitboy” adı verilen tutuklu boka sıvanmış biçimde poz vermiş bir fotoğrafta, kolları iki yana açık, bacakları çapraz, sanki buz patencisinin son hareketini sergiliyor. Ben Shahn’ın posterinde başına çuval geçirilmiş işkence kurbanı sadece Nazilere yönelik bir eleştirinin nesnesi değil, günümüzde özneliği devam ediyor yeri bilinmeyen hapishanelerde. Belgeseli vardı, kafaya geçirilen çuvalın üzerine su dökülüyor, ölüm tarafından ele geçirilmiş gibi hissettiklerini söylüyor kurbanlar. Erkekleri soyup kadın iç çamaşırı giymeye zorlamak, kafaya don geçirmek, malum sebepler. “Hiç kimse bu fotoğrafların Batı’nın özel ve kamuya mal olmuş resimlerde, posterlerde, reklamlarda, filmlerde, videolarda ve televizyonlarda yer alan popüler seks, tutsaklık ve acı görüntüleriyle bağlantısını araştırmadı.” (s. 27) Danto ve Žižek, yazılarında pornografiyi ve sado-mazoşist alt kültürü sorumlu tutmuşlar, Sontag de benzer bir yerden konuşmuş, Eisenman’a göre asıl amacı ve kökenleri bulanıklaştıran fazla kolaycı bir yaklaşım, “toplu onay kültürü”nden bahsetmeli asıl, fotoğrafları görenler kurbanların gerçekten işkence görmeye istekli olduklarını düşünüyorlar. İlk tepki ret, Freud’un “parapraksis” dediği dil sürçmesinin temelinde yatan, bilinçaltında bastırılmış bir şey. Merak eden Freud’un dil sürçmesine getirdiği yorumun kaynağını araştırabilir, devam edeyim, bu fotoğraflar da bir tür dil sürçmesine yol açıyor, hem bastırma hem anımsama bir araya geldiğinde sanat eserleriyle fotoğraflar arasında köprü kuruluyor. Benjamin’in bahsettiği: uygarlık belgelerinin tümü barbarlık belgeleri aynı zamanda, nesilden nesle aktarıldığında barbarlığın nasibi büyüyor, tarihsel materyalizmin savunucularının gelenekten uzak durmaları bu sebepten gerekli. Berlin’deki Bergama Müzesi’nin frizini görmüştür herhalde Benjamin, Eisenman tahminde bulunuyor. Alkyoneus önce yılan tarafından sokulmuş, ardından Athena’nın işkencesine maruz kalmıştır, acı içinde kıvranır. Laokoon uyarmıştır Troyalıları, tahta atı içeri almak felakete yol açacaktır, tanrıların yılanlarıyla boğuşurken iki oğluyla birlikte ölmesi halkı tarafından ihanete uğradığını da gösterir zira doğruyu söyleyen kimse -doğrunun belirginliği, niteliği oluşturulan bir şeydir- işkenceye boyun eğmez. Uygulamaları görülür, filozoflar düşünmüştür, Demosthenes işkence gören kölelerin ifadelerinin özgür insanlarınki gibi doğruyu gösterdiğini belirtir, Aristoteles şerh koyar bu görüşe, ötesinde basanos hem işkence hem de gerçek olup olmadığının anlaşılması için altın ve gümüşün üzerine sürtüldüğü mihenk taşı anlamına gelir. Aristokratik otorite empoze edilir böylece, işkenceyle dürüstlük, işkenceyle zevk arasında ilişki kurulur, kölelere ve esirlere acı çektirilmesi norma dönüşür. Dionysos taşkınlıklarını ve vahşi törenleri Warburg’un düşüncesiyle harmanlayınca, mantık dışılığın ve korkunun üstesinden gelmenin akılcı ve ilerlemeci yolu olarak hiyerarşi oluşturmak, hiyerarşiyi pratiğe dökmek. Rıza ve anlam üretimi her dönem belli rejimler ve bireylerce sürdürülür, Roma’da olduğu gibi. Eserde alt bölüm, Diana ve Merkür’ün hakimiyetini kabul edecekler ki işkence amacına ulaşsın, muzafferlere duyulan hayranlığın simgesi. Aziz Augustinus selamete ermek ve süper bir hayat yaşamak, içten dışa iyicene arınmak için “suçu yüklenmenin”, acı çekmenin şart olduğunu söyledikten sonra Hıristiyanlık tamamen suçluluğa boğar artık inananları, sanat eserleri özellikle Rönesans’ta bu “kurtuluşu” gösterir. Ostia Savaşı‘yla Gemma Augustea arasındaki benzerlikten başka Papa’nın gözlerini göğe dikmesi Eisenman’a göre Modern Batı’nın İslam dünyasına olan düşmanlığının kökeni. Haçlı Seferlerini anan freskte yenilmiş ve sefil ırk bir zaman sonra Türkler olarak görülecek, günümüzde malum. Helenistik pathos formula yeni sınıfların ortaya çıkması ve modern sanat anlayışlarının pörtlemesiyle geri plana atılıyor, hatta sanatçıların saldırılarına da uğruyor hayvanlara uygulanan şiddet üzerinden de yeni pörtleyen tüketim biçimleri alımlama biçimlerini değiştiriveriyor. “Kurbanlarınızı gördükleri işkenceden zevk alıyormuş ya da en azından yok olmalarının mantığını anlıyor ve kabulleniyorlarmış gibi tasvir edin. O zamandan bu yana kasap dükkânlarının ve et lokantalarının tabelalarında gülen inekler ve dans eden domuzlar olmuştur. Et paketleri de aynı şekilde kan dökmenin sevincini yansıtır niteliktedir. Reklamlardaki ton balıkları balıkçı ağlarına mutluluk içinde takılır, kümes hayvanları şu ya da bu kızarmış tavuk restoranını tercih ederler gülüşerek.” (s. 77) Demokrasi, ekonomi, her şeyin değiştiği çağda öteki değişir, işkencenin varlığını adeta olumladığı yabancılar türer, erotizmle ölüm tekrar birleşir ama başka bir bağlamla, Gerçekçilik üzerinden tartışmalar döner, sanat akımları pathos formula ile hemhal olur, sanatçılar tahakkümü eleştiren eserler üretir, diğer yanda imge kendi çeşitlemelerini üretir. Çatışma dallanıp budaklanacak, insanlara tasma takan askerlere gelip dayanacak. Daha neler kaldı değinemediğim, meraklısı kaçırmasın.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!