Sağdan soldan hikâyeler dinliyorum, Sözlük’te akıl almaz şeyler yazmış insanlar, kumar bela. Ben oynamıyorum çünkü para gidiyor. Gelen gideni aratıyor. İki salak arkadaşımın gazıyla, durduk yere kazı kazan oynamıştım en son, amortiyi de bastım, 800’lük oldum iki dakikada. Safi aptallık. Biralarımı onlara ısmarlattım, ısmarlamasalardı kalplerini kıracaktım. Lefkoşa’da oyuncak atlara gidiyorlardı arkadaşlar, inzibat tanımasın diye şapka mapka bir şeyler, bütün parayı gömdükten sonra millete yılışıyorlardı tost için. Kısacası bu kumarın hayrını görmüş değilim, kazanmayı da sevmiyorum galiba. Kazanınca ne yapacağımı bilemeyebilirim parayla, hemen geri veririm. Ama büyük sorun, belgeseller yapıldı, kitaplar çıktı piyasaya. Maksat kompülsif kumar bağımlılığını ortadan kaldırmak, zevk için oynayanlar masadan ne zaman kalkmaları gerektiğini bildikleri için sorun yok da bilmeyenler, kestiremeyenler, anlayamayanlar bu kitaba bakmalılar. Benim kumarla aram yok, sigara bağımlılığından kurtulmak için işe yarar bir şeyler bulabilir miyim diye okudum, buldum. Bir de bu kumar bağımlılığından nasıl kurtulunacağını merak ettim, zor gibi görünse de daha zor çünkü tetikleyiciler, iteleyiciler, bir dünya itki var kumarla ilgili. Zor fakat imkansız değil, kumar oynamayı bırakmak mümkün. Bilişsel davranışçı terapi neden kumar oynamamak gerektiğini usul usul sokuyor kafaya, formüller sunuyor, iyi. İnsanın kumar oynamadan da ödül mekanizmasını çalıştırmak için yapması gerekenler var, kumar oynamadan önceki yaşamını hatırlayarak alışkanlıklarını değiştirmesi için kafayı o zamanlara sabitlemesi var, kumar oynamayı sağlayacak alet edevattan kurtulmak için uygulayacağı küçük dalavereler var, daha iyi. Kumar alışkanlığını “hafifletmek” için değil bu kitap, tamamen arınmak için, dolayısıyla bir iki taktik işe yarayabilir ama keskin bir çizgi çekiyor araştırmacılar, kumara aşırı bağlanmaya yol açan ögeleri havaya uçurmak istiyorlar. Uçurmak gerekir, beyni tekrar kodlayarak kumarın yer almadığı bir dünya kurgusu mevzu. “Özetle bu kitap sizi tamamıyla iyileştirmeyecek ama bu yolda ilerlemenizi sağlayacaktır. Ne kadar çaba gösterirseniz ilerlemeniz de o kadar büyük olacaktır.” (s. 23) İlerleme takibi için uygulamalar varmış, ikisini üçünü telefona indirip kullanmak faydalı, bazı uygulamalarda “sorumluluk ortakları” edinip mesuliyet paylaşımı yapmak mümkün. Ben isterdim kumara oturduğumda “N’apıyon lan, gak!” deyip enseme şaplağı patlatacak bir dost, sunuyor bu uygulamalar. Bizim memlekette yok, kumar parası öyle ceplere giriyor ki azıcık eşelemek başı yakıyor, bir de devlet kurumu mu olsun ki bağımlıları kurtarmaya çalışsın? İngiltere’de beşten fazla program var kumar oynamanın önünü alan, örneğin kumarhaneye gidip “Beni artık almayın kardeş,” diyen biri listeye giriyor, hiçbir kumarhaneye sokulmuyor bir daha. Telefonlarda uygulamalar var yine, kumar sitelerine girmeyi engelleyen başka oluşumlar, bir dünya engel. Naltrexone kullanılıyormuş İngiltere’de, dopamin ve opioid zortlatıcı ilaç oldukça etkinmiş kumar bağımlılığına karşı. Bizde durum karışık galiba, muadili mi ne satılıyormuş, bilmiyorum. Meseleye dönersek, başlıkları sırayla inceleyeyim, kumar bağımlısı olup olmadığımızı ortaya çıkaran bir test var kitapta, belli bir puanın üzerine çıkarsak bağımlıyız. Yalan söylemek, maddi imkanları aşan miktarda kumar oynamak, böyle şeyler sıkıntı. Rastlantısal ve beceriye dayalı kumar aynı yere çıkıyor ama ikincisi biraz daha sıkıntılı, insan daha iyisini becerebileceğini düşünüyor çünkü, gerçekliği yerinden kaldırıp kendi kanısını oturtuyor. Bağımlının yakınları fark ediyormuş ilk, bağımlının fark etmesini sağlamaları gerekiyor, ne yapacaklarına dair rehber var metinde. Bırakmak için motivasyon geliştirmece, SWOT çözüyor işi bu durumda, artılarla eksileri yan yana koymak gerekiyor. Tabii yerinden kalkmayan kanılar bu analizi cortlatabilir, alıştırması var. “Karar dengesi çalışmasının amacı size bu süreç aracılığıyla yardım etmektir; kumar oynama alışkanlığınız otomatikleşmiştir ve bunu değiştirebilmek için kumar oynama kararınızın olumlu ve olumsuz yönleri hakkında daha bilinçli olmanız gerekir. Çalışmanın faydalı olmasının sebebi, sizi yavaşlatması, böylece kumar oynamanın farklı yönlerini değerlendirebilmenizi sağlamasıdır.” (s. 51) Hedef belirliyoruz, bazı dükkânlardan uzak duruyoruz, sokağa çıkarken kredi kartımızı yanımıza almıyoruz mesela, ne bileyim, sopalı adamlar tutup yoldan çıkmaya meylettiğimizde kendimize kötek attırıyoruz filan. Eşle konuşup para idaresini birlikte üstlenmeyi teklif etmek iyi fikir, kumarcı arkadaşlardan uzak durmak da öyle, kısacası temas noktalarını ortadan kaldırmak lazım. Uyaran kontrolü. Pavlov’un köpeğini hatırlayalım, zil çaldığında tükmük salgılıyor ama ortada et filan yok, olsa da salgılasa tamam deriz, et var, ama et yok. Cepte para yok, kumar oynamaya engel mi, değil ama engel olması gerek, bunu bir engel olarak benimsemeliyiz. Beyne gelelim, içeriden fethetmek için beynin nasıl çalıştığını azıcık bilmemiz gerekiyor. Dopamin paşamızı yönetebilirsek kazandık demektir, kumar oynamanın güzel olduğuna dair döngüsel düşünceleri kumarın kötü olduğunu belirten düşüncelerden daha küçük hale getirmemiz lazım. Ödül sistemini işlevsizleştirmek kumarı işlevsizleştirmektir, karşılığında başka ödüller verebiliriz kendimize. Bir kere para cepte kalıyor, güzel şeyler için kullanıyoruz parayı, mesela gidip pasta alıyoruz ve rulet masasının orta yerine şrak diye yapıştırıyoruz, güvenlikten sağlam sopa yiyerek kumarın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlıyoruz. “Cıvık babam affedersin” dediğinizi duyar gibiyim, devam, zayıf dürtü kontrolünü güçlendirmek için birkaç esneme hareketi var, uygulayalım, beyni esnetelim. Oyunun içinde sayısız kanca var, bir takıldı mı sürüklüyor beyni, bunların ne olduğunu anlayıp paye vermeyelim hiç. Kumar para mı kazandırıyor, daha fazlasını kaybettiriyor, başka şeyler kazanarak benzer bir zevk duyabiliriz aslında. “Önceki bölümlerde gördüğünüz gibi, aşırı kumar beyninizdeki ödül yolaklarını nörobiyolojik olarak değiştirir. Başka bir deyişle, beyninizin ödülleri işleme şekli kumar oynamayanların beyinlerinin ödülleri işleme şeklinden farklı görünür. Beyninizin ödül kısmını yeniden eğitmek önemlidir ve bunu yapmanın en iyi yolu düzenli ödüllerdir.” (s. 87) Kumar oynamadığımız her günün akşamında sevgilimiz yanağımızdan öpebilir, haftalık ve aylık ödüller daha iyi sonuçlar verebilir, bakalım. İnsanları ödüllere dahil etmek fayda sağlıyor, arkadaşlarla çıkılacak bir tatil ne güzel tatildir. Yanında kâğıt getiren arkadaşı tutup denize atmak ne güzel eylemdir. Kâğıtlarla birlikte. “Aşermek” büyük sorun olarak pörtlüyor bazen, sörf tekniğini kullanınca bu aşırı isteğin ümüğüne çöküp hemen süper eylemlerle iflahını kesebiliyoruz. Sigarayı bıraktığım dönemlerde atak gelince hemen koşmaya başlardım ben, on dakika deli gibi koştuktan sonra nefes nefese kalınca uçup giderdi sigara içme isteği. Şurada başka bir taktik var, kafa ayarı. Duyguları dondurmak süper olay. Tetikleyicilerden kaçınarak: gün kötü geçti, depresif hissediyoruz, enerjik hissetmek istiyoruz, içki içiyoruz, iki kilo domates yiyoruz, maaşa zam geldi, bir yere göktaşı düştü, tetiklenmek isteyen insan her türlü tetikleneceği için çok dikkatli olmalı ve tetiklenmemeli. Evet. Başka şeylerle uğraşmalı, bedeni çalıştırmak mesela. Koşmak dedim, sırf bağımlılık da değil konu, diyelim kalbim kırık, yallah bisiklete çıkıyorum. Gar gar gar pedal çeviriyorum öküz gibi, kalp malp kalmıyor, it gibi soluyorum bir süre sonra. Kafayı kilitlemek lazım, öyle filmdir, bilmem nedir, oradan buradan tetikleyici fırlıyor, bütün çaba boşa gidiyor. Bisiklet öyle mi, gar gar pedal çeviriyorum, diyelim 50 kilometre, beyne formatı bir atıyorum, rahat. En son şunu diyeceğim, kumarla ilgili sorunu olana bu kitabı tavsiye ederim. Bir de spora başlamayı. “Huaah!” diye anırarak ağırlık kaldırmanın keyfi hiçbir şeyde yok.












Cevap yaz