Gülhan arkadaşım, ona göre yazacağım. Görelik. Bazı şeyleri öne çıkarma, bazı şeyleri geri çekme, hiç bahsetmeme. Ne yapmaya çalıştığını anladığımca anlatayım, orta yol. “Esirgeme”de hayatının son gününü yaşayan, kimin, birinin son, neleri, sahneleri diyelim. Geriye dönüşlerle uzayan hikâye, geri ve ileri, ileri ve geri. Markacılık, markalaşmak, eşyalar, bazı eşyalara sahip olmamakla Esenler’de yaşamanın saadeti arasında kurulan ilişki, gerçi öyküleri birbirine katıyorum, durayım bir. Zomake marka çanta, ablası takmış olabilir o hafta, aynı evde yaşıyorlar, ablasıyla birlikte mimarlık diplomasını, Binbir Gece Masalları‘nı evde bırakıyor kişi, botları Lowa, dostlarına onları giyip gitmiş, onların hayatında olduğu son anları hatırlıyor. İnsanlarla birlikte kendi de eskimiş, yiyecek çeşidinin fazla olmadığı, saçlarının sigara kokmasının arıza çıkarmadığı zamanlardan herkesin her şeyi bolca yediği, kişinin de herkesi ve her şeyi bolca yediği zamanlara. Onu beğenecek bir adam yok, o eski adamlar o eski yaşamlara binip gitmişler, öykülerde nur yağışı. Instagram, Twitter, herkesin herkesi zart diye görmesinden yana sıkıntı, yine de herkesin herkesi zart diye görebilmesini sağlayacak biçimde konumlanmak. Eleştirinin özü özeleştiriye varıyor, ama devinimi değiştirmeye varmıyor, laytmotif, sızlanmanın ötesine açılan bir yol yok. Laytmotif: küçük ilçede büyümek, iyiyi doğruyu belletirken iradeyi ortadan kaldıran aile, aileden kurtulurken kaygılı bağlar kurmanın kaçınılmazlığı, hepsini bir kefeye toplayınca sömürü, diğer kefede ite kaka yaşam. “Anahtarını almayacaktı. O anahtarı orada görmesini istiyordu ablasının. Ölüm haberini alıp hastaneden postaneden morgdan mezarlıktan nereden gelecekse artık, anahtarını orada görmesini. Azıcık yeri kaldıysa kalbinde, üzülmesini. Evi kapan o olmuştu. Zalimce. Kendi sürgün edilmişken tadını çıkarmıştı her şeyin. Duygular bile ablasının. Kendi kalbi kupkuru. Çantasına baktı. Tiner şişelerini unutmamıştı. Kapıyı çekerken rahatladı. Hiç sevmiyordu bu evi. Ne İstanbul’a benziyordu ne Üsküdar’a. Orta Karadeniz’in küçük, basık, yağmurlu ilçesini kondurmuşlardı buraya. Köyde kasabada ne kadar kullanılabilir eşya varsa getirmişti ailesi. Bir ev kurmuşlardı onlara. Sonra da hemen gitmişlerdi. Büfeleri sehpaları dantelleri kanepe örtüleri onlarca yıllık koltukları kapı önü paspasları yetmezmiş gibi tereyağı balı kaymağı bakliyatı kurusu dirisi de eksik olmazdı evin. Memleketten ellerine ne geçerse gönderirlerdi. Otuzların başlarında olan iki gencecik kadını anımsatan hiçbir şey yoktu bu evde. Cıvıltı yok. Ruhu ölmüştü zaten. Sürgün edildiğinde evinden.” (s. 9) Öyküler için birkaç temel: cümleler devriliyor sürekli, kasaba kente yığılı, bazen övülür çünkü insanın sıcaklığı da buradan doğar, bu öyküde olumsuzlanan nitelik başka bir öyküde orta-üst sınıfın eleştirilmesi için aparattır, sıklıkla bahsedilen gıdalar çünkü -kanımca- yaratıcı eylem yemek yapmanın ötesine geçemez karakterleri düşününce: sıkıntıya karşı kabak dolması, yalnızlığa karşı umut vadeden bir adamın pisliğiyle kaplı ocağın bir saatte anca silinmesi, sadece insan sıcaklığını bulabilmek için. Boşa yüceltme, mantıksızlığa yakın, karşılığında harcanan ömür. Ağaçları öldürmeye gidiyor kişi, yaşamına girmiş erkekler şöyle bir başlarını uzatıp çekiliyorlar geri, arada sırada pandemi bahsi. Iska hikâyesi: “Aramızdaki Şeyler”. Başkaları o koltuktayken anlatıcıda karşılık uyandırmamış, Selim şirketi kurtarınca -sesi güzel, kendi yok başta, yurt dışında- ışık yanmış, Selim’in talimatlarını herkesten önce yerine getirmeye başlamış anlatıcı, adamın zekâsından, esprilerinden etkilenmiş. Selim güzellemesi, kalp çarpıntıları, çay mütalaası: “Akşama kadar hiçbir iş yapmadan oturan tiplerden değildi. Çay sevmemesini, çay içmemesini buna bağlardım ben. Çay seni zamana ve insanlara karşı sorumlu kılardı. Biriyle çay içiyorsan ona en az beş dakikanı ayırmak zorundaydın. Selim kimse için bunu yapmazdı. En az zamanda en çok verim alma adamıydı. Daima ama daima çalışırdı.” (s. 15) Ey, ama Nilüfer Hanım’la oturup çay içiyor, anlatıcının kurduğu dünyadan fırlayıp gidiyor Selim. Nilüfer yorum yapmıyor, risk doğurmuyor kimse için, gemisini yürütmeyi biliyor da anlatıcı bilmiyor, kurumsal yaşama ayak uyduramamış, “kalbi neyse yüzü de o” üzerinden bir tür mesken romantizmine, beyaz yakalı samimiyetsizliği eleştirisine gidiyoruz: otoparka değil, Üçyüzlü metrosuna, çamaşır asmanın yasak olduğu sitelere karşın çamaşırların sokağa sarktığı evlere, kurutma makinesine sahip olmamak bu bağlamda yakınlık doğuruyor anlatıcıda, insan oralarda etiyle kanıyla var, vatmansız metroda yok. Ofisten bir örnek daha, Azize âşık olmuş, anlatıcının cana yakın bulduğu tek çalışan. Burç muhabbetiyle kafa yakıyor yarım sayfa boyunca, Nilüfer el atıyor çünkü tahakküm alanını daraltıyor aşk. “Üç beş gün peşinde dolaşmış Azize’nin. Ortama giren yabancı duyguyu anlaması lazım ki müdahale edebilsin. Kontrolü dışında bir şey olmasın. En ufak şeyler bile onun gözünün önünde yaşansın. O uygun görüyorsa gelişsin her şey.” (s. 17) Bu çok, bilgi topağı, Nilüfer piyasaya tamamen çıktığında psikolojik temeli atıyor zaten anlatıcı, Nilüfer’in neyi ne maksatla yaptığı öngörülebilir artık. “İşyerinde yaşanması uygunsuz bazı durumlar”, patron Azize’yi uyarıyor, Nilüfer’in eseri. Selim’in işkolikliği, biraz daha. Çözümlemeyle final: “Rakamlardan ötesini gördüğü yok. Önünde de kafasında da dünyanın sekmesi açık ama hayata baktığı başka penceresi yok. Ekranında ya da telefonunda gizlediği bir şey yok. Çalışıyor çünkü yarattığı iktidardan haz alıyor. Bu kudret onun varlığını geçerli kılıyor.” (s. 21) Öykünün başında Selim’in verdiği talimatların akılcılığı, koşulsuz yerine getirilmesi, itaatten devşirilen aşk vardı, ki Selim’in falsosunu görmeyiz öyküde, Nilüfer’le takılması böylesi bir dönüşü meşru kılmaz, anlatıcının yanlış bağdaştırmalarla kurduğu dünyası karakterlerin dünyasına dokunamayınca çöker. Bu da bir laytmotif, “Köstebekler ve Köpekler”de başlı başına hikâyedir. Anlatıcı çocuk bakıcısıdır zaman zaman, yengesinden küfür yediği olur bazı işleri düzgün yapmadığı için, haybeye. Gidip koltuklarını taşır yengesinin, bir dünya iş, geriye dönüşte yurt manzaraları, herkesi idare eden o kurtarıcı. “Sitori”de birilerinin hallerinden öfke, sitoriler dolanıyor öykülerde, karakterlere iyi gelmeyecek bir şey varsa sitorilerden gelmeyecektir. Baba kredi çeker, anlatıcıya ödetir, yenge bedava işçi olarak görür anlatıcıyı, işçilik çeşitlemelerini hikâye boyunca öğreniriz, işler hiç bitmez, anlatıcı yakasını kurtaramaz çünkü kendine ait bir yakası yoktur, her şeyi başkalarınındır. “Bir yaşam isteyemedim ve inşa edemedim. Neyi sevdiğimi, neyin kendim olduğunu hiç bilemedim. Sadece bana sunulan bir hayatın içinde dolaştım. Köstebek gibi. Kölesi olduğum insanların arasındaki görünmez boruların içinde, ne yaşadığımı bilmeden yaşadım.” (s. 29) Her anlatıcı ne yaşadığını çok iyi bilir, çok iyi çözümler, çok iyi açıklar, açık öykü sevenler için hazinedir. Alımladığı dünyanın gerçekliğini kendinden bilmesiyle yanılgılarını görmezlikte bir o kadar mahirdir ayrıca. Değil, ama kronik psikotik sanki, inançlarının ötesi yok. Yalnızlık çok, yalnızlar geçidi, son olarak “Belki Balkona Asılmıştır”. Anlatıcı maç izliyor, U19, belediyenin stadında çocuklardan biri Enes olsa. Üç çocuğunun en iyisi, diğerlerinin adı geçse yeter, Elif’e ayrılan yer biraz daha fazla çünkü on sekiz yaşında kaçmışlar birlikte, anlatıcı Elif’i ağaçlara, antik mekânlara götürmüş, bağ kurulmuş da gençliğini yaşayamadığını söylemiş Elif, üç çocuktan sonra geçim iyice zor, çalışmaya başlamış. Başkalarıyla birlikte olup gençliğini yaşayacak, oysa birliktelikleri çok güzelmiş, tenler arası cızt bızt. Enes bir gün gelirse maça tamam, anlatıcı Esenler’de oturup Bayrampaşa’da çalışırsa yine tamam, bir nevi hayat ama eksik. Esenler’in cıvıl cıvıl dünyası yok bu kez, maddi durumunun yetmemesinden Esenler’i salık veren arkadaşı gibi Cihangir’de oturamıyor anlatıcı, sosyoekonomik manzaraya başka bir bakış bu kez. İyidir, karakterlerin olguları iliştirmesindeki doğruluk, yanlışlık incelenir, bu açıdan derinlikli öyküler. Anlatım, Gülhan’ın daha iyi metinlerini bilirim. Çeşitli.












Cevap yaz