Sean Penn – Türlü İşlerin Adamı Bob Honey

Metni kimin yazdığıyla ilgili bir dünya tartışma, Penn’in katıldığı televizyon programı, hepsi bir yana. Bob Honey’nin maceraları Meksikalı uyuşturucu kartellerini de, Florida’da yaşayan, yaşayamayan orta-üst sınıf yaşlıları da içeriyor, Trump’ı, Hillary Clinton’ı. ABD panoraması. Mektup yazar Honey, mekânın sahibine posta koyar, kendisiyle ilgili tweet atmasını ister “kaltak”tan. Suikastçı yollamıştır, yüzleşecek cesareti yoktur. “Sen yalnızca kanun karşısına çıkarılması gereken bir devlet başkanı değil, aynı zamanda durdurulması gereken bir adamsın. Biz ise sadece bu müdahaleye gereksinim duyan bir toplum değiliz, bizim ulus olarak bir tetikçiye ihtiyacımız var.” (s. 182) Seçim sonuçlarına bakarsak yaşlıların öldürülmesi kışkırtıcı, gerçi çok şeyden kışkırabilir ABD’li okur, anlaşıldığı kadarıyla kitabı dinleyenler neye uğradıklarını şaşırmışlar. İlginç, yorumların çoğu ne dinlediklerini anlamadıklarından bahsedenlerden. Yazılı edebiyatın niteliği, sözlü edebiyatın formu, büyük çatışma da dinleyerek anlaşılamıyorsa bir metin, belki okumak gereklidir? Tuhaf yani. Başka eleştirilerden iler tutar yanı olanı, anlatımın aşırı dağınık olması. Anlamlandıramama eleştirisi, meh. Hunter S. Thompson, Kurt Vonnegut, Chuck Palahniuk, Thomas Pynchon demiş okurlar, Rushdie de anmış ikisini, metnin havasında bu yazarların solukları var. Rushdie’nin söylediğini alayım buraya: “Böylesi korku ve endişe dolu bir yaşamı anlatan bir romanı okurken ne denli eğlendiğimi söylemek kulağa rahatsız edici gelebilir ama gerçek bu. Thomas Pynchon ve Hunter S. Thompson’ın da bu kitabı severek okuduklarını sanıyorum.” Thompson’ın ölülüğü dışında sorun yok, hikâyenin eğlendiriciliğini bilemiyorum, Rushdie de kitabı gömenlerce gömülmüş bir güzel. O kadar gömülesi mi, Dylan’ın Tarantula‘sı ne kadar gömüldüyse en fazla o kadar gömülmeli dağınıklıktan ötürü, sınır bu. Neyin dağınıklığı gerçi, çizgisel akamayışın mı, karakterin absürtlüğü mü, dünyanın deliliği mi, elli yaşındaki Bob’ın bir parçası olduğu dünyanın paramparça olması mı, sonuçta böyle karakterden böyle hikâye. Yarı zamanlı seri katilin, devletin milyar dolarlar akıttığı Blackwater tarzı şirketlerden Loodstar’ın has adamı Bob. Fosseptik işi yapıyor, yasa dışı işlerden köşeyi dönmüş adamlara havai fişek gösterileri düzenliyor, türlü işlerin adamı işte. A-B-C, B-C-A, C-A-B, kombinasyon üretip uyuyabiliyor anca, üçgenin ötesine geçmiyor. Çocukluğunda dere kenarına molotof kokteyli atmayı çok sever, özenle hazırladığı karışımın yanışını izlemekten keyif alırmış. Aslında patlamayıcı maddeleri patlayıcı hale getirmekte uzman olduğu için meraklı komşusunu havaya uçurabilir her an, evine bubi tuzağı kurabilir, her şeyi yapmaya kadirdir. Anlatıcının naifliği bir yerde, Bob ölümlerle kuşatılmıştır ama eylemlerini doğrudan görmeyiz, sadece ölümleri görürüz. Görünmenin markalaşmak olduğunu defalarca söyler Bob, görünürlüğü, markalaşmayı aşağılar, cinayetlerini uluorta, okurun önünde işlememesi hoş. Finalde karşılaşmak üzere olduğu tetikçiyi kılık değiştirerek hacamat eder, sarı peruk, kadın kılığı, seks için ideal ortam. Eski eşinin peşine takılmıştır aslında, Annie’yi bulmaya çalışır, kim kaçırmıştır ki? Boşanıp her şeyi pay ettiklerinde dondurma arabası alacak kadar para geçmiştir Annie’nin eline, işkence: her gün mü, kaç zamanda bir dondurma arabası geçer Bob’ın evinin önünden, Annie işleri büyütünce araba üzerine araba almıştır. Yolladığı fotoğraflarda ilginç pozisyonlardadır anlaşıldığı kadarıyla, Bob iyice gerilir, Irak’taki savaş bitince eve dönüp böyle işlerle uğraşmaya başlar. Üç yaşlı bakıyorlar camdan, mutlular, üç kurşundan sonra o kadar mutlu değiller artık. Pontiac hareket ediyor, şoför az öncekinin kendisi olmadığını düşünüyor, Bob’ın kim olduğunu düşünürken Irak’taki operasyonu hatırlamamız gerekiyor. Birileriyle görüşecektir, Yeni Gine’den getirilen silahlı çetelerden birine rastlar, adamların elinden kurtulur ama beş kuruş parası kalmaz, işverenini arayıp 400 papel ayarlayınca yallah memleketine döner. Adamların elinden kurtulması, 400 papel ayarlaması, anlatının arkasında neler olup bittiğini çözmek mümkün değil. Gerçekliğin doğrudan tahrifi. Hangi metindeydi, sözcüklerin bir güzelliği anlatmakta yetersiz kalabileceği, ne denirse densin ancak saygısızlık yapmış olacak sözcükler, anlatmaya gelmiyor her şey. Tersinden bakıyoruz, Bob’ın dünyası tepetaklak. Nöronlarına insanlardan daha fazla güveniyor bir kez, nöronlarının parçası olduğu yapıyla ilgili ne bölümler var, ilişkilenmeyle ilgili, hikâyeleri ortadan zart diye nasıl bölüyor: “Gördüğü hiç de güzel bir rüya değildi ama Bob’u sosyal bağlantı arayışı konusunda yeniden harekete geçirmeyi başardı. Ne zamandır içinde bu dürtünün hareketlenmesini umuyordu. Başkalarında gördüğü bu isteği, kendisinde yakalaması pek kolay değildi. Amaç odaklı bu kişiliğin, amacının odağını bulması da aynı ölçüde zor oluyordu. İçindeki gücü iyi kullandığına dair tatmin duygusuna sadece bir defa çok yaklaşmıştı. Kendine özgü mutluluk formülasyonunu; karmaşık geometrik şekillerden surat tasvirleri oluşturmaya, denklemlerden kutsal ruhların tanıklığında suretler çıkarmaya çalışırken, kafa sikici bir matematiksellik içinde çürüyüp yok oluyor. Ve bu çabanın sonucu, Tanrı’nın yüzünü açıkça tasvir eden görsel denklemi resmetme noktasına çok yaklaşmıştı. Derken çok acı bir şekilde düşüncelerinin ucunu kaçırdı ve insanoğluna özgü, sayısal verileri akılda tutma yeteneğinin eksikliğine lanet etti. Zihninin frekans aralığındaki bu yetersizlik, bilincinin onu her geçen gün biraz daha yaklaştırdığı acı sonu hakkında kendine biçtiği sürenin belli aşamalarını geride bırakmıştı; gördüğü rüyalar ya da duyduğu fıkralar gibi. Böylece herkes gibi, bir zaman cazip bulduğu şeylerden yeni birini seçti. Bob’un hayatı, neredeyse bir köpeğinkinden daha az insani, kendi kendinin evcil hayvanı gibi yaşanan bir hayat. Kendini yürüyüşe çıkarıyor, bir serüvenden diğerine gezip duruyor ve sahibini koruyor.” (s. 88) Nevrozlardan nevroz beğenen ölüm makinesinin on saniyesi. Bombastik özelliklerinden biri daha: o kadar iyi bir fosseptikçi, odyofildir ki bir mekânda yankılanan seslerden yapının planını çıkarabilir. Komşusunun evinin planını öyle çıkarır, köpeğin havlamalarından, sonra o evin tepesine helikopter düşürecektir. Bunun akustikle ilgisi var mı, belki en uygun akustiğe sahip helikopteri bulmuştur ki pervanelerin dönüş yönleri, dönüş hızları, dönüş sesleri üzerine dipnotlar düşüldüğüne göre hemen her şeye dikkat kesilebilir Bob, dünyaya karşı tuhaf bir duyarlılık geliştirmiştir. Şili’yle Bolivya arasındaki gerilime değinir anlatıcı, serbest dolaylı nevinden olduğu ve Bob’ın kendini spektaküler biçimde geliştirdiğinden bahsettiği için Bob’ın sesini sık sık ödünç aldığını söylemek aşırı yoruma kaçmaz, bu durumda Şili’yle Bolivya arasındaki anlaşmazlıkları elbet bilir Bob, denize kıyısı olmayan bir ülkenin kıyı sahibi olmak için neler yapabileceğini bilir, kartellerin eğlenmek için küçük şımarıklıklar peşinde koşabileceğini de. Şili’yle Bolivya civarına gidip havai fişek platformuyla denizde takılır bir zaman, ne şans, Fischel’e rastlar. Hapishanede kazdığı tünel denize çıkmış, Fischel de yüzmüştür işte, denk geldiği adamın insafına kalmıştır. Eh, Bob müsaade eder platforma çıkmasına, sonra suya dalar tekrar. Çıkarken görür, bir balina mı, değil, tekne yanaşmıştır, o da değil, çıkınca görür ki tek kişilik denizaltı. Güzel bir kadınla dans ediyor Fischel, kafası çok güzel, bir de baron var işte orada. Güvenlik kuvvetleri uzaktan ateş etmeye başlayınca denizaltısına atladığı gibi arazi baron, Fischel kadınla birlikte kalmak istiyor, nihayet Bob’la kaçıyorlar ama yakalanacaklar bir yerde. Sorgulama Bob hakkında en açık bilgilere sahip olduğumuz kısım. 2003’te Bağdat, 2005’te Tahran, 1984’te Belfast, 2011’de Mısır, nerede ayaklanma, çatışma, facia varsa Bob orada. Tehlikeli bir adam. Kafa kırık. Aşırı zeki. Annesini hasta yatağında görmüş bir, erken yaştaki kayıplara da bağlayamayız halini. Kendine has bir anomali. İçinde debelendiği toplum gibi.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!