Sait Faik Abasıyanık – Kayıp Aranıyor

İstanbul’a soğuklar iner, lodos kapıları tekmeler, denizler kararır. Kar soğuğu İstanbul’un en soğuğu, üşütür, kurudur, çamurlu sokakları özletir. Gelecektir, eli kulağındadır ama gelesiye yakalar kalkar, eller ceplerde kıvranır. Bir zaman Fransa’nın küçük bir şehrinde, Alplerde yaşamıştır Nevin, Ankara’da da duymuştur o soğuğu, toplamda üç kez. İlkinden güzel anıları vardır, en azından kötüsü yoktur, kapandılar mı bir bara tamam. Ankara’daki soğuk pek öyle hatırlanası değildir, İstanbul’dakinin yanında hiç. Bu Ankara bahsini ileride göreceğiz, havalardan bir bağlantı, belirecek ki sade kuru bir soğuk değil, yıkım da var işin içinde, Nevin’i sarsacak, yaşamını değiştirecek bir şeyler. İki kat üşümenin bir sebebi yalnızlık, İstanbul’da Cemal’le birlikte uzaklardan gelen vapuru izliyorlar, muhabbet ediyorlar. Kırık muhabbet, o kadar ayrılar ki Nevin’in babayani tavrı sırıtıyor, balıkçı Cemal’in bitirim halleri en doğalı da yine uyuşmuyor kadınla, bir tuhaf manzara. Ankara’da Özdemir’in yediği halt var sonrasında, oraya gelene dek biraz muhabbete bakalım. Yatar yatmaz uyur Cemal, Nevin uyuyamaz, hem öyle onda kalkmaz Cemal, saat dördü buldu mu kocakarı herkesi uyandırır, ortalık kapkaranlıkken çıkarlar, on bire doğru köye dönerler. Adanın insan dolu yanı, karanın da, su kenarı az debeleniyorsa köydür. “Ayşe Abla” delikanlıca konuşup Cemal’in sigortalarıyla oynar, adamı cızırdatmak hoşuna gitse de üzülür diğer yandan, uyuşamadıklarını anlar. Farkındadır, tutulmuştur, yapacak pek bir şeyi yoktur. Ankara’dan sonra. Bu fasılda bildiğimiz izlere rastlarız, Cemal’in şu dediği: “‘Sen insanla alay mı ediyorsun be? Ben ne bilirim mimar beyin beynini, Kalafat’ın kafasının içini. Ben kendi hesabıma konuştum abla. Bana göre, dedim, duymadın mı?’” (s. 11) Nevin de bilmez bilir, bir yazar gibi kafalara girmek ister, girer belki, o kadar ötesini görmeyiz. Kalafat’ı, Apostol’u bahsin bir yerinde görürüz ama, adalardan, öykülerden esintiler. Kaç yıl öncesinin hikâyelerinden bir isimleri çıkıp gelir, zaten ölmüştür Apostol, ölmüş müydü, Kalafat da ölmüş olabilir, kuşları yiyen adam ölmüştür, martılar, Sotiri, bir zamanlar denizle boğuşan, evine delik para götürmeye çalışan kim varsa. Tuhaf bu, Küçükyalı tam Kınalı’nın karşısına düşüyor, biraz daha ötede Burgaz’ı görüyorum, şöyle uzaktan bir bakıyorum, bazen motora atlayıp gidiyorum da, sokaklarda dolandığım zaman o insanların bir zamanlar dolandığım yerlerde yaşadığını bilmek, tuhaf. Tezer Özlü gitmiş de Pavese’nin metinlerindeki çocuğu bulmuş ya, ihtiyarmış artık o çocuk, sayfadan başı kaldırıp elli yılı bir anda aşmak, tuhaf. Neyse, Cemal bir karar vermesini istiyor artık, öpüyor, daha da öpmek istiyor ama babasını, annesini kırmak istemiyor Nevin, usturupluca söyleyecek. Bir mevzu daha, köyde herkesle konuşuyor Nevin, kasabın oğlunu bisikletinin önüne bindiriyor, bilmem kimle kayalarda oturup muhabbet ediyor, başkasıyla bilmem ne, deli dolu yaşıyor işte. Eh, kimi emekli büyükelçinin rahatlığına veriyor bunu, kızını terbiye etmediği için. Nesi varsa terbiye edilecek, çoğu sever Nevin’i, başına buyruk yaşamasını garipsemez çünkü muhabbetleri vardır, kızın kalbinde kötülük olmadığını bilirler, gönlüncedir her şey. Niyeti kötüler vardır, kim ne derse desin türlü dedikodu çıkarır bunlar ki Ankara’da birkaç tanesine haddini bildirip de dönmüştür babasının yanına Nevin, Özdemir’le boşanmayı sonraya bırakarak. Geldik mi Ankara’ya, babadan biraz daha bahsettikten sonra: “Daha çok Nevin’in babasına diş biliyorlardı. Gâvurluğundan, alafrangalığından, kızını böyle yetiştirdiği için ahlaksız babalığından, daha ileriye giderek kodoşluğundan söz açarlardı. Ama kimsenin dili Nevin’e orospu diyememişti. Buna dair ima dahi yapılmamıştı. Bu bir haksızlık olurdu.” (s. 14) Babasıyla edebiyat sohbetlerinde dünyanın hallerini, Fransızların bu halleri edebiyatta kullanma biçimlerini değerlendirirler, birine göre o kadar karamsarlığa gerek yoktur, diğerine göre o kadar karamsarlığa iyiliğin ortaya çıkması için gerek vardır, yani kötülükleri anlatmak vasıtasıyla iyiliklerin piyasaya çıkması sağlanır, insan ikisini de taşıdığı için kendiliğinden olan bir şeydir bu. Nevin’in düşüncelerini de özetledikten sonra tamam: “Belki de kötüler, kötülüklerinde haklıydılar. Yaşamak için fena insan olmakla yine yaşamak veya ölmek için iyi insan olmak arasındaki fark ya bir iman, ya bir riya farkıdır. İmanı kaldırıverin iyi adam pişman olan adamdır. Riyayı kaldırırsanız mesele yoktur, kötüler hemen saflarına iyiyi alıverirler. Önemli olan kötülüğü iyilikle beraber ortadan kaldırmaktır. O zaman insanlık denilen şey kafasını kaldırır: ‘Durun bakalım,’ der, ‘biz de varız.’ Onun, insanlığın terazisi içinde teker teker tartılan kıymetler ancak kötülüğün silahlarını düşmanca değil dostça, elinden alır. Ancak böylece iyiler ve iyilik dünya yüzünde manasını bulur, masallardaki gibi yüz yıllarda muammer olur. Yoksa…” (s. 18) Nevin gibi yapmalı, kötülere kızmamalı, tıpkı bir hayvanın av sırasında başka bir hayvanı öldürmesi.

Otobüs, biletçi, eve dönüş. Anadolu havası bayağı, genç adam yaşamla dolu olduğu için dikkat çekicidir, Nevin kapılıverir ama mesafeyi de korur. Özdemir’le iyi kötü yürüttüğü bir evlilik, yıkmaya pek gönlü olmazdı eğer tutkuyu yaşatmayı bilselerdi. Kimdeyse artık suç, bir şeyler olur, uzaklaşırlar, biletçi bir bahaneyle yakınlaşır ve Nevin’in elini yalar? Vov. Üç beş kişi vardır otobüste, Nevin kim olduklarına elbet dikkat etmez, birinin tanış olduğu sonradan ortaya çıkar. Özdemir gazeteci, arkadaşlarını atlatarak haber yaptı mı dünyalar onun oluyor. Eskiden “atlatma” vardı habercilikte, şimdi her şey o kadar hızlı ki tarihe karıştı. Diyaloglarından anladığımız kadarıyla dostluk sürse de yıkılmak üzere, nitekim bir gün eve erken dönüyor Nevin, bakıyor ki Özdemir’le çıtı pıtı Amerikalı gazeteci yorgunluktan uyuyakalmışlar, popolar fora, evden çıktığı gibi Vildan Bey’in, babasının yanına dönüyor Nevin, Cemal’le gezmeye başlıyor, baştaki hikâye. Babasının diyeceği sözü yok, kızını istediği gibi yaşasın diye yetiştirmiş zaten, iyiyle kötüyü birbirine karıştırmadığından biraz da. Anne öyle değil, kızını kenara çekip konuşuyor biraz, gecenin ikisine doğru Nevin odadan sevinçle çıkıyor çünkü yürümeyeceğinin farkında. Cemal’e hiçbir şeyden bahsetmese de adamın içi kıpırdadığından o başlıyor lafa, Nevin devam ettiriyor, aradaki sorun ortadan kalktığı için dostluklarını kutluyorlar. Tertemiz bir son. Ankara’da durum karışık, “boşanma partisi” sırasında otobüste el yalama mevzusunu gören adamın Özdemir’i ve çevresini fişteklediği ortaya çıkıyor, Nevin ayağa kalkıp bir konuşma yapıyor ki utandırıyor erkek taifesini, fiştekçi bile utanıp özür diliyor. Özdemir’in bir gece daha geçirmek istemesi, çirkinleşmesi falan, trenle İstanbul’a gelirlerken yolculuğu mahvedebilirdi de biri çekip alıyor Nevin’i Özdemir’in elinden, ellilerinde bir aile babası görmüş olanları. İnsanın iyiliği ve kötülüğü. Her şey iç içe. Erilliğe kendi duruşuyla karşı çıkan çok güçlü bir karakter Nevin, hani partideki konuşmasından sonra susmasının, iftirayı üstüne almasının “daha kadınca, daha insanca” olduğunu düşünüyor bir an, sonra asıl insanlığın zorbalığa, haksızlığa karşı ses çıkarmak olduğunu düşünüyor. Derinlerde insandır, yüzeyde de insandır, iki yanı eş tutabilmiştir, bu sayede ne adadaki müfteriler, ne Ankara’daki dallamalar zarar verebilir. Ağırbaşlılıktan coşkunluğa geçişler az dengesizdir de Sait Faik karakteri sağlam kurmuştur, zamanının en önemli kadın karakterlerinden biri desem aşırıya kaçmış olmam. Sanıyorum.

“Başbuğ Zeus”, diğer yan hikâyeler caba. Döneminin biraz önünde, şeker bir roman. Sait Faik havası az kapalı.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!