Herman Raucher – Ben ve Ginnie

Onlar karşılaşana kadar iyi, çocuklukları pekiyi. Ben yalnız biri olagelmiş, ailesiyle ilişkisi, eh, zamanı gelince babası cebine para koyup gönderecek büyük şehre. O zamana kadar okuyor, boks yapıyor, arada sopa atıp sopa yiyor çünkü hayatla başa çıkabilmesinin tek yolunun bu olduğunu sezmiş, babası normal bir çocuğu olduğunu morarmış gözden, patlak dudaktan anlamış da sevinmiş. Hayırlı evlat. İlk aşk, platonik, yıllar sonra öldüğünü öğrenince üzülecek Ben, büyüdüğünü fark edecek bir kez daha. New York, selam selam, ilk aşk kim bilir nerede. “Her zaman hatırlayacağınız bir şarkı. Ama insanın karşısındaki bando, ‘ileri, ileri’ diye marşlar çalarken, hangi babayiğit ‘Bir gün gene görüşeceğiz’ diye şarkı söyleyebilir ki?” (s. 15) İkinci Dünya Savaşı’nın ertesi, hayat zor ve McCarthy boklamaları neden yer bulmuyor o kadar, Ben senarist olarak adını duyurmaya başladığında? Cadı avının sürdüğünü söylüyor kendi delifişekliğinin cezasını çekerken, kara listeye alındıysa piyasayla uyum sağlayamamasından, oysa neler yaşamıştır politik bilince kavuşturacak. Askere mi gitmemiştir, gitmiştir, Kore Savaşı’nın o dandik heyecanına kapıldığı söylenemez ama vatan görevidir, gider. Mailer’ın dünyasına yaklaştığımız yer romanda, komutanların komutanlığa, askerliğe yaklaşımları, diğer yanda eğitim zayiatının normalliği: taramalı tüfeğin ayaklarından biri çamura batınca namlu eğilir, en yakın arkadaşının kafasının yerini alan kan fıskiyesini görür Ben, başka bir arkadaşıyla birlikte öldürmek için üzerine yürüdükleri komutanı daha önce bıçaklayan biri çıkar da kurtulurlar. “Bireyci” değildir Ben, orduya bu sebeple katılmıştır, gerçi sivri dili yüzünden başına gelmeyen kalmamıştır ama devletin politikalarını üstü kapalı biçimde destekler. Sorgulandığı zaman kendini suçlu görmesinin sebebini düzene karşı çıkmamasına bağlar, o kadar, askerî düzenle sınırlı tutar isyanını, sivil hayata döndüğü zaman sermayenin kucağına koşar hemen. Don olmasa evsiz kalacak üstelik, sosyal dayanışmanın kurtardığı bireydir de sosyal dayanışır mı Ben, sanmam, Don zora düştüğünde 100 papel yollamamak için açıklama yazmaya kalkar, onu bile yazmaz. Çerçeveyi çizmeden ayrıntıya indim, biraz yüzeye çıkayım. Don üç hostesle paylaştığı evi açar Ben’e, giderleri az, hosteslerle sevişmeleri orada kalmaları için yeter. Özel gün kartlarına yazılar yazarak girer “mesleğe” Ben, sonra TV için oyun yazmaya zıplayacaktır da Ginnie’ye bakalım bir. 550 sayfalık bir roman bu, haliyle karakterlerin “oluşumlarını” spesifik olaylarla göstermek için yeri var Raucher’ın, mesela Ginnie’nin babasıyla sohbetini daha ekonomik biçimde vermek mümkündü, de, sanki dizi kurgusuyla yazılmış bir roman, ayrı bir bölümü var o cinsel sohbetin. Baba zengin, evine kapanıp resim yapıyor, başka hiçbir ağırlığı yok. Anne, Maggie eşini çocuğunu bırakıp ayrılıyor evden, hayatını yaşamak istediğini söylüyor, iki üç yıl sonra karşılaştıkları zaman iyi bir anne olamayacağını hissettiğini dile getirecek. Tuhaf karşılaşmaların romanı aynı zamanda, klişelerle dolu bu açıdan, melodramlara benziyor. Ki anlattığı dönemin sanat anlayışını düşününce, sinemanın en sönük olduğu zamanlar, savaş sonrasının donuk toplumunu fişeklemek için olağanüstü karşılaşmalar, acayip rastlantılar gerekiyor herhalde. TV’nin yükselişi başlıyor diğer yandan, Hollywood hâlâ canavar gibi paralar döküp senarist toplayabiliyor ama zorlanmaya başlayacak bir süre sonra, aslında karakterlerin uğraşlarını düşününce anlatı bütünlük kazanıyor: Ginnie revü dansçısı, modası çoktan geçmiş bir formu ite kaka yürütmeye çalışıyor, sinemaya geçmeye çalıştığı zaman piyasanın en önemli insanlarından biri ondan oyuncu olmayacağını söyleyecek, Ginnie o kadar üzgün ki rol yapamayacak kadar komedyen, bu yüzden filmlerde yer alamaz. Dansın tıkandığı zamanlar, TV şovlarında görünse bile unutuluyor Ginnie, yırtmaya çalışıyor. Ben benzer durumda, gerçi egosundan ötürü dikiş tutturamıyor bir türlü, Hollywood’a transfer olduğu zaman -tiyatro metninin de altını üstüne getirirler ama aldığı para sağlamdır, paraya ihtiyacı vardır Ben’in, pek ses çıkarmaz- sinemaya adapte ettiği metnin kuşa çevrilmesine karşı çıktığı ve daha da önemlisi geleceğin yıldız yazarına yatırım yaptığını düşünen kodamanları yerin dibine soktuğu için şutlanıyor hemen, kara listeye alınıyor. Raucher’ın romanının mini diziye benzemesine yol açan bölümlerden biri daha, piyasanın bütün bileşenlerine yer verir yazar, yetenek simsarlarının çevirdikleri dalaverelere, menajerlerin katakullilerine değinir, Ben hepsiyle farklı noktalarda iş yapacaktır. Mutlaka tokuşacaktır ayrıca, tekil örnekler üzerinden karşı çıkar piyasaya da ne sendikal harekette yer alır ne de kendi gibilerle bir araya gelir, savrulur oradan oraya. Ginnie’nin durumu aynı, yer aldığı dans topluluklarında öyle deli paralar kazanmaz da sanatını icra etmesi yeterlidir, zaman geçtikçe dolandırıldığını anlasa da yeni topluluklara katılmayı sürdürür, bir şekilde yırtmaya bakar bütün karakterler. Balta değmemiş ormanda sağ kalmaya çalışırlar bir açıdan, toplum deli gibi tüketmeye yönlendirilmişken emeklerini üç kuruşa satarlar başta, ellerine fırsat geçtiği zaman akıllıca davrandıkları pek görülmez. Aşırı gençler tabii, Ben yirmilerinin yarısına gelmek üzere, Ginnie daha yirmi bile değil, bir de karşılaşıyorlar, kafalarında yeller esiyor.

Don’la tanışıyor Ginnie, hostesli evde kalmaya başlıyor, Ben hakkındaki hikâyeleri dinliyor elbet. Mektup arkadaşı oluyorlar, Ben o sıra askerde, dönene kadar mektuplar, telefonlar. İzne çıktığı zaman Maggie’yle takılıyor Ben, otelde buluşup sevişiyorlar, klas bir kadın Maggie. Kaderin cilvesidir, Ginnie’yle Ben sevgili olduklarında -böyle bir aşk yok, aygır gibi tepişirler adeta, duvarlara koçbaşıyla girerler hani- pek mutludurlar da Maggie’den haber gelince uzun zamandan sonra, Ben kendine mukayyet olamaz, Ginnie de uzun zamandır turnededir zaten, çağrıldığı otele gider. Ekipteki diğer kadın dansçının ayağı kırılınca eve döner Ginnie, Ben’in otel adını ve oda numarasını yazdığı kâğıdı bulup hemen harekete geçer. Acayip: Maggie tam ailesini, kızlarını anlattığı sıra kapı çalınır, oda servisi, Ben kapıyı açınca Ginnie’yi karşısında bulur, o sıra Maggie’nin eli büllüğünde. Elbet tanırlar birbirlerini, Ginnie annesinin yüzüne bakakalır, koşarak kaçar oradan. Maggie koltuğa çöker, Ginnie’nin küçük kızı olduğunu söyler. Büyük kız Mary Ann miydi, şöyle bir görünür romanda, kaybolur, çoğu karakter gibi. Sy misal, büyük şehre geldiğinde Ginnie’nin dükkânına yatırım yaptığı adam, yüzlerce sayfa sonra ortaya çıkıp artık meşhur olmuş kızı yemeğe çağırmasa nerede olduğunu merak etmeyiz. Neyse, hayat akıp gider, Ginnie’yi ekip arkadaşı Richie kandırır çünkü şovun devam etmesini ister adam, Ben’i bir güzel boklar. Ben senaryolarıyla ses getirmeye başlamıştır, TV’de oyunları gösterilir, derken büyükbaşların ilgisini çekmesiyle ülkenin diğer yakasına taşınır. Aşk? Çok akışkan, Ginnie sadece penisini düşünür Ben’in, adam penisten ibarettir, dolayısıyla aşk mıdır nedir, belli değildir. Johnny’ye âşık olması, meh, adamın sunduğu olanaklara tutulmuştur sonradan anladığı kadarıyla, zaten Maggie yine ortaya çıkıp Johnny’nin kirli çamaşırlarını ortaya dökünce Ben’i hatırlar Ginnie, ne tesadüftür ki işleri batırdığı sıra Ben de onu hatırlar, sonra Don’un evinin önündeki basamaklarda karşılaşırlar iki yıla yakın bir süreden sonra, tekrar aşk meşk. Son. Daha ne saçmalık olabilir diye merak eder okur, etmelidir, Raucher pek renkli anlatır bu iki düdük makarnasını, dönemi. Zenginler ne haltlar yerler, sinema dünyası ne yamyamdır, emeğin ederi nedir, sermaye nasıl harcar insanları, türlü türlü olayla gösterir Raucher. Nedir, denk gelen baksındır, döneme ilgi duyan kaçırmasın zaten.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!