1930’da Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un Ödemiş’te yaptığı konuşmanın bir bölümü: “Benim fikrim, kanaatim şudur ki, dost da düşman da bilsin ki bu memleketin efendisi Türktür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır.” (s. 9) Mustafa Kemal’in 1923’te Türk Ocağı’nda düzenlenen Esnaf Cemiyeti çayında yaptığı konuşmanın bir bölümü: “Ermenilerin bu verimli ülkede hiçbir hakkı yoktur. Memleketiniz sizindir, Türklerindir. Bu memleket tarihte Türktü, o halde Türktür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır.” (s. 10) Ayrıca Ermenilerin sanat ocaklarını işgal ettiklerini, “memleketin sahibi gibi bir durum aldıklarını” söylüyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın üzüntüsü yakın zamandaki talihsiz sonuçların işareti: saraçlık sanatına sahip bir Türk Müslüman asker olur mu? Bunların ardından okur tepkilerine yer veriyor Margulies, sosyal medyada sıklıkla yer alan nefret söylemleri işte, ülkeden defolup gitmesini istiyorlar, “aydın görünümlü hain” diyorlar, yazma pratiği gelişkin olmadığı için bir dünya hata, dürtüsel iş. Muhteşem bir soru sorulmuş, olduğu gibi almak isterim: “Baban Kürtmü?” Adamın dedesi Polonya’dan 1925’te gelmiş, Berlin’deki patronları Japonya, Macaristan ve Türkiye’den birini seçmelerini söylemişler. Tercihin iyiliği veya kötülüğü hakkında ne denir, Margulies kafaca çok daha rahat bir yaşam sürebilirmiş diğer seçenekleri düşününce. Belki de süremezmiş. Sonuç: “Burası Türkiye! Siktir git!” Kendini tanımlaması: “Beni oluşturan yıllarda özellikle Yahudi bir eğitim görmedim; hem dedem, hem babam liberal, aydın ve tanrıtanımazdılar; İbranice bilmem, Yahudi gelenek ve bayramlarını ancak kulaktan dolma bir şekilde bilirim, anti-Siyonistim. Öte yandan, Türkiyeli bir eğitim de görmedim; ortaokulu High School’da, liseyi Robert Kolej’de, üniversiteyi İngiltere’de okudum; dolayısıyla, kültürel yapımın temel taşları Türk değil, Anglosakson. Kısacası, hem Türklüğüm, hem Yahudiliğim bence kuşkulu.” (s. 177) Marksist olduğunu başka bir yazıda söylüyor, İsrail’in dünyadaki bütün Yahudiler için tehlike teşkil ettiğini de. “Dünyadaki her Yahudinin sağlığı ve huzuru için, İsrail devletinin ortadan kalkması, bölgedeki tüm halkları kucaklayan bir devlete yerini bırakması gerek.” (s. 176) Ergenekon bahsi, askerî vesayetin ortadan kalkmasından memnundur Margulies, onun sorunu “İslamcılar”la değil, devletledir, iki üç yerde söyler bunu. Gezi bahsi, devletin baskısından bahsettiğinde mesajlar almıştır, yahu ne güzel şeyler yazmaktadır Atatürk’le, Kemalizm’le ilgili filan, İslamcı cenah keyifle okumaktadır, ey, bozmaya gerek var mıdır o güzelim ortamı, büyük hayal kırıklığına yol açmıştır. Sallamaz Margulies, yanlış bildiğine yanlış der, sesini kısmaz. Yahudi cemaatiyle ilgili aynı tavrı sürdürür, elbet sorunlar karşısında sessiz kalmalarını anlar Yahudilerin ama devlete şirinlik yapmak nedir, Türk’ten daha Türk olmaya çalışmak, ırkçılığa kapı aralamak, ayrımcılığa yol vermek, bunlar hiç uymaz ona, sessizliği anlamakla birlikte sessiz kalmayacaktır, konuşmayı daha doğru bulur. Müslümanları savunduğu, Müslüman olmayanları da savunduğu yazıda devletin yarattığı “Türk Müslüman” kimliğinin ilk niteliğinin daha bir duyulur olduğunu söyler, zor bir şey değildir bunu sağlamak, azıcık askerî önlem, mevzuat, tamam. Diğer yandan, Müslüman olmak daha zordur, biri çıkıp mecliste konuşma yapabilir, Kurban Bayramı’nda kesilecek hayvanların Avrupa’dan getirildiği göz önüne alınırsa, o hayvanlar domuz artıklarıyla besleniyorsa ne olacak? CHP’nin halkı kandırmamasını istemiş biri, Hıristiyan hayvan olmazmış, sonra başka bir CHP’li çıkmış, ABD televizyonlarında Türkiye’nin bir bölümü “Kürdistan” olarak gösterilince Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na sallamış. Davutoğlu mudur, Davutyan mıdır, Ermeni açılımı mı yapmaktadır, adı nedir soyadı nedir, bir tuhaf laf. Siperi yok Margulies’in, başka bir yazıda AKP-Cemaat işbirliğinin mutlu günlerinde yıldızı parlamış bir profesörün yazdıklarından bahsediyor, İsrail bir sürü tohum alıyormuş da “Gargat Ağacı” üretiyormuş orada burada, hani Yahudiler hadis-i şeriflere itibar etmiyor olsalar da buna çok dikkat etmişler çünkü hayatlarını kurtaracak taktikmiş bu ağacın arkasına saklanmak. Her ağaç dile gelip ardına kimin saklandığını söylermiş, Gargat söylemezmiş, vay. “Her Yahudi gibi, doğduğum gün MOSSAD tarafından elime tutuşturulan gargat ağacı tohumlarını saklamıştım, am apartmanda nereye ekeceğimi bilemiyordum. Sonunda özel olarak kocaman saksılar yaptırıp balkonda birkaç gargat yetiştirdim. Hadisi şeriflere itibar etmiyor olsam da, tedbirli davranmakta ayda var, n’olur n’olmaz.” (s. 129) Güldüm bir iki yerde, Margulies kapkara komik.
Fişekten nasibini alan çok, sırayla bakalım. Âfet İnan’ın yazdığı Vatandaş için Medenî Bilgiler kitabını Mustafa Kemal’in yazdırdığına dair iddialar var. Türklerin ahlakının çok üst düzey bir ahlak olduğu, başka hiçbir milletin ahlakına benzemediği tamam, “mürteci beyinsizler” haricinde Kürt, Boşnak, Arnavut falan filan olduğunu iddia eden kimsenin olmaması süper olay, tamam, kaderlerini Türk milletinin kaderine raptedenlerin on numara yaşayacaklarına da tamam, vergi de verseler telli kaymaklı ekmek kadayifi. Ha yok, hayal peşinde koşuyorlar, kafalarına devletin şamarı iniverir. 1988-1993 yılları arasında geçerlikte olan Sabotajlara Karşı Koruma Yönetmeliği’nde tehlikeli görülen iki grup var, memleket içindeki yerli yabancılar ve mevsimlik işçiler. Margulies yerli yabancı olarak kendini tanımış da diğerlerinin bir kısmının uzun süredir dağlarda yaşadığını belirtmiş, hani sabotajdan çok daha büyük problemleri var devletin. “Kanun Türkü” denen Türk türü bildiğimiz üzere %100 Türk olarak görülmez, belli kurumlara girememesi, belli konumlara gelememesi, bir de her an saldırıya uğrayacakmış gibi hissetmesi bundandır. 1924 Anayasası müzakerelerinde vatandaşlık, sakinlik, milliyet bahislerinde acayip tartışmalar dönerken bir taraf herkesin Türk olmasını teklif ederken diğer taraf bazı Türklerin daha Türk olması şartıyla el yükseltir. “Hakim unsur” baştan bellidir, Soyadı Kanunu gibi yan göstergeler -Türk soyadı alınacak, yok öyle “pulos”uydu, “viç”iydi, “zade”siydi- başlı başına sorundur da Recep Peker ses çıkarmayanların tamamen Türk olarak kabul edileceğini müjdeler adeta. Moris Farhi’nin Türklü romanında da vardı, her Ermeni, Rum, türlü insan kendini Türk hissediyor, Türk gibi muamele görüyor ve Türklük sevgisinden kafayı çamaşır suyuna sokup sokup çıkarıyordu. Biri desin hele Türk gibi hissetmediğini, hemen akıl hastanesine yatırılabilirdi o dönem, ne demek Türk gibi hissetmemek. Yazının sonu geliyor, meşhurlara bakalım az: Selahattin Demirtaş her sabah okunan andın kaldırılmasını istemiş, Muharrem İnce antla marşla uğraşılmamasını söylemiş. “Affedersin Ermeni”, “Affedersin Rum” gibi sözleri var da Erdoğan’ın, “Ben mi öldürdüm kardeşim, ben neden özür diliyormuşum?” minvalindeki yorumuna kısacık bir cevap, yeni bir sayfa açabilmek için özür o, “sözde”leri ciddiye alıp masumiyeti ispatlamak için değil, Margulies’in değindiği Alman başbakanlarının özür belirten hareketleri, demeçleri Yahudilerle sağlam bir geleceğin kurulabilmesini sağlamış. Defteri kapatıp yol gitmek, açık defterlerle gidilemiyormuş. Necip Fazıl’ın ırkçılığı, profesörlerin nefret söylemleri, neler. Son olarak 1980’lerde Avşa’da yaşanan muazzam olayı anlatayım, yeni öğrendim ben de. Armani don mu, mayo mu, bir şey giyiyor insanlar, birileri şikayet ediyor çünkü Ermeni krallığı mı kuracak pezevenkler, o ne cüret. Ulan işkillenmek lazım, harbiden “Armani” yazıyor ama giyenlerin dedikleri de mantıklı, belki bir firmadır, kim bilir, bilirkişi bilir, hemen belediyenin hoparlörlerinden bir anons, ecnebice bilen birileri tez gelsin. Gözaltı bitmiştir, Armani’yi kıçlarına bir daha geçirmemişlerdir o eziyet görenler.
Hoş yazılar, memleketin halleri. Okumalı. Şunu da izlemeli.












Cevap yaz