Roland Topor – Kiracı

Bachelard mekânın peteklerinde sayısız ânın biriktiğini söyler, petekli mekânda evin anı biriktirdiğini söyler veya, buna benzer bir şey, evdeki tekinsizliğin -Freud’un “unheimlich” dediği- Trelkovsky taşındıktan sonra da birikmeye devam ettiğini görürüz ki mekânın her an tehlike yaratabileceğini imler bu. Odamda otuz üç yıldır ikame etmekteyim diyelim, bebekliğimden beri buradayım, her bir kolonu, kıvrımı biliyorum ama bilmediğim bir çivi çıkıyor bir gün duvardan. Hiç görmemişim, başlangıçtan beri orada olup olmaması bir şey değiştirmez, odanın huzuru ortadan kayboldu artık. Eve pek kimseyi davet etmem ki başkalarının varlığı bildiğim huzura karışmasın, odalara başkasının ayakları değmesin. Yine de tuhaftır artık o ev, aynı ev değildir, bir çivicik güveni ortadan kaldırır. Trelkovsky’nin -bundan sonra “T” diyeceğim” problemi çok daha büyüktür, namuslu, nazik bir insanın yavaş yavaş delirdiğini, mekânın onu delirttiğini veya dünyanın geri kalanının deliliği arasında kendisinin de pek sağlıklı kalamayacağını görürüz. Arkadaşı Simon boş evden bahsedince hemen görmeye gelir T, bankadaki bir miktar birikimiyle hava parasını verebileceğini düşünür, dolanmaya başlar. Sarı duvar kâğıtları, tavandaki çatlaklar, düşmüş ufak alçı parçaları, penceresiz oda. T başını sokacağı evi bulduğunu düşünür ki bu noktada yaşayacaklarının kendi paranoyası olup olmadığına dair çıkarımda bulunabiliriz, kim böyle bir evde yaşamak ister ki çaresiz değilse? Diğer yandan kapıcı kadın orada oturan önceki kiracının kendini camdan attığını söylediğinde o zamana kadar takındığı devlet dairesi havasını bırakarak candan bir şekilde konuşmaya başlar, intihara yeltenen ve hastanede yatan kadının ardından öyle mi konuşulur, deli mi bu? Karar veremeyiz, karşımıza çıkan her olayı iki açıdan da değerlendirmemiz, anlatıyı dikkatlice takip etmemiz gerekecektir. Paul Bowles’un yarattığı tekinsiz hikâyeleri okurken gösterdiğimiz ihtimamı tekrar göstermenin tam sırası. Bowles’un müphemliği yok Topor’da, anlatı gayet açık, yoruma da bir o kadar açık. Evle ilgilenen Mösyö Zy’nin kapısını açan yaşlı ihtiyarın T’nin yeni kiracı olduğunu öğrendiği zaman gözlerinin parlaması, Zy kapıya gelmeden içeride adamla fısır fısır konuşması tuhaflıklara eklenebilir, okur da en az T kadar paranoyak olabilir ve aşırı yorumla anlatıyı yoldan çıkarıp kendi yoluna sokabilir. Tehlike değildir bu, aktif okumanın ürünüdür, kafayı çalıştırır, ihtimalleri düşündürür. Her neyse, huysuz ihtiyar evi nihayetinde T’ye kiralar ama şartları vardır, evcil hayvan istemez, kadınların gelip gitmesini istemez, arkadaşların gelip gitmesini istemez, gürültü istemez, yaşanmasını istemez kısacası orada. T her şartı kabul eder ve hastanede yatan eski kiracıyı ziyaret etmeye karar verir, Matmazel Choule yüzü gözü sargılar içinde yatmaktadır, bir köpek dişi eksiktir, arkadaşı Stella refakatçi olarak beklemektedir. T’nin bakış açısından Stella’nın çekici bir kadın olduğunu görürüz, cinsel meseleler dönecektir aralarında ama daha var buna, Stella arkadaşına eğilerek adını söyler, kendisini hatırlayıp hatırlamadığını sorar. Çığlık kopar, müntehir dehşete düşmüş gibi haykırır ki bu haykırışın aynını öykünün sonunda da duyacağımız için dikkat kesiliriz zira kadın neden haykırmaktadır, neler olmaktadır, T neye karışmaktadır? Zamanla anlarız, komşuların şikâyetleri bitmek bilmez, T arkadaşlarını çağırmadığı halde Zy’nin uyarıları yüzünden gerilir, üstelik duvarda bir köpek dişi bulmuştur. Aklına ölüm gelir, ölümü imgelere dönüştürüp rahatlamaya çalışırken kendini gerçekleştiren kehanetini de hayata getirmiş olur böylece, zaten bir tabutun içinde yaşamaktadır. Arkadaşlarından uzaklaşır, Stella’yla sevişir, deli komşularla sıkıntılı diyaloglara girmese günlerce konuşmayacaktır. Ne işte çalıştığını bilmeyiz, rahatlıkla izin alabildiğini öğreniriz ki hastalığı sırasında işine yarar bu. Eve giren hırsız konusundaysa yapacak bir şey yoktur, Zy polise haber uçurulmasına izin vermez, o durumda dairelerin değeri azalır, apartman sakinlerinin huzuru kaçar, yaşamak için gereken ölü tozları havalanır. T gömüldüğü yalnızlıktan çıkış yolunu bulamaz, üstelik ayakkabıyla dolaştığı zaman duvarlardan gelen şikâyet gümbürtüleriyle de baş etmeye çalışır ve sinirlerini iyice bozar. Belki de bu yüzden ani bir değişimle kaçınılmaz sonuna doğru yaklaşmaya başlar ama öncesinde bir iki matrak meseleye değinmeli. T osura osura yürümeyi sever, yürürken rahatladığı için sever, bir adamın kötü bakışlarıyla karşılaşınca kendini tutacak kadar da aklı başındadır. Bok da bir diğer mesele, gürültü yapmadığı halde apartmandan atılması için imza toplanan bir kadını üzeri örtülü bir şekilde savunduktan sonra kadının teşekkürlerini kabul eder, sonrasında öfkeden ne yaptığını bilmeyen kadının her yeri buladığı bokun kendi kapısının önünde olmadığını fark eder. Kadın gider, T zaten diken üstünde olduğu için şimşekleri iyice üzerine çekmek istemez ve öğüre öğüre aldığı bok parçasıyla kendi kapısını sıvar. Absürt mizah, tam dozunda.

Kırılma noktası erkekliğin sorgulanmasıyla başlıyor, ansızın. Anlatının zayıf yanı olup olmadığını düşündüm çünkü gerçekten hızlı bir geçiş var, bilemiyorum, göstergeler T’nin bir şekilde kafayı kıracağını gösterse de kimlik değişimine dair pek bir mesele yok aslında. T bir gün Choule’ün düştüğü cam zemine yeni cam takan işçilerin güldüğünü fark eder. T’ye bakıp pis pis sırıtır işçiler, T başta ne olduğunu anlayamasa da aynaya bakar bakmaz deliresiye şaşırır, makyajlıdır. Yüzü bir kadının yüzünden farksızdır, makyajı kendi kendine yapmadığını düşünür, uyurgezer falan değildir, apartmandakilerden şüphelenmeye başlar ama işlerin sarpa sarması gerekir önce. Yeni kimliğini kabul eder, kadın kıyafetleri giyerek dolanmaya başlar, iyi hissettiğini düşünse de komşuların bir halt yediğinden şüphelenmeye devam eder. Paranoya gelişir, evden kurtulamayacağını düşündüğü bir anda son kez kapısına gelen Zy’den kurtulur ve Stella’nın evine kaçar. Sevişirler, sonrasında Stella’nın da işin içinde olduğunu düşünerek kadının parasını alır, otelde kalmaya başlar başlamaz kaza geçirir, bir arabanın çarpmasıyla yaralanır ve komşularından birinin direktifiyle evine götürülür. Çığlık çığlığa o eve gitmek istemediğini, artık orada kalmadığını söylese de travma geçirdiğini düşünenler dinlemezler onu, böylece kafesine geri konur. Duvarlar bam güm yumruklanırken seslerin bir anda kesilmesiyle komşuların kendisi için geldiklerini düşünür, sonunun hastanede yatan kadın gibi olmasını istemediği için çalan kapıyı açmaz. Yine hızlı bir geçiş, camdan aşağı düştüğünü görürüz, gerisi iyice sürrealizm. Döngüye girer, hastanede Stella’nın eğilerek adını söylediğini görür. Adam hakkında hiçbir şey öğrenemeyiz, bağırıp çağırmaya başladığı noktada anlatı sona erer, böylece başa döneriz.

Tansiyonun giderek yükselmesi, satır aralarında ne olacağına dair ipucu aramanın keyfi, sinirlerin gerilmesi metnin alametifarikasıdır, dairede Choule’ün hayaletinin görünmesi T’nin sinirlerinin iyice bozulduğunu gösterse de emin olamama durumu finale kadar sürer. Saint Maud bu metinden esinle çekilmiş olabilir, gerçi Polanski sinemaya uyarlamış ama izlemedim, bilemiyorum. Spoiler olacak ama filmi bilenler veya önemsemeyenler bakabilir. Kadının dünyası T’nin dünyasına oldukça benziyor, kaldıkları evler pencere detayı hariç benzeşiyor, gerçi T’nin neyle mücadele ettiğini bilmemesi metni filmden ayırıyor ama alternatif gerçeklik meselesi oldukça benzer. Bu metni severseniz filmi de seversiniz kısacası. İkinciye bakıyorum da, Topor okura çıkarımda bulunabilmesi için gereken bilgiyi vermiş aslında, T hayaleti karşı pencerede gördüğü zaman kendi dairesine, kendine bakıyormuş gibi hissettiğini söylüyor. Bu durumda T’nin karşı dairede bulunduğunu da söyleyebiliriz bir ihtimale göre, tabii o bölümler metinde yok, yaratımı okura kalmış.

Hoş kurgu, iyi metin.