Mark Twain – Çift Taraflı Bir Dedektif Hikâyesi

Matrak, Sherlock Holmes parodisi. “Hava yağışlı, evin önündeki çamurda iki santim derinliğinde izler, demek ki adam 100 kilonun üzerinde. Hemen olay yerine gelen polis odadaki osuruk kokusundan nohut esansını almış, demek ki fail bakliyat işiyle uğraşıyor. Kurşun delip geçmemiş vücudu, uzaktan atış olsa gerek. Hah, o zaman katil tuhafiyeci. İyi akşamlar beyler, pipomu çamaşır suyuyla temizlemeye gidiyorum.” Sağ olasın Sherlock. Türk filmi vardı bir tane, Ediz Hun avukattı, Hülya Koçyiğit’in babasını hapse mahkum ettiriyordu. Hah. Alkışlıyorlar, “Tebrik ederim, davayı kazandınız!” diye önünü kesiyorlar adamın, hayatımda izlediğim en komik sahnelerden biri. Holmes’u Ediz Hun’un yerine koyuyorum, o huysuzluğuyla falan, saçma sapan gülüyorum. Twain o kadar mantıktan sıkılmış olacak, yapıştırıvermiş doğaüstünü, yapıştırıvermiş bol falsolu hikâyeyi, tamam. Sonuçta insan her zaman düz insan olarak doğmaz, birtakım yeteneklerle gelir dünyaya, mesela ben iki kilo domatesi 10 saniyede yiyebilirim veya Archy Stillman tam bir tazı burnuyla doğabilir. İnsanın ne olacağı hiç belli olmaz, olacak olanı olur, o da çok fantastik bir şey olabilir? Holmes kendince çözer cinayeti, bütün delilleri görüp hikâyeyi kurar, tamamdır ama görünenin ötesinde kokan da vardır, bir şey çok kokarsa bütün hikâyeyi allak bullak edebilir. Az kokarsa da edebilir, Stillman koca bir kitaplıkta el sürülen üç beş kitabı çok kısa sürede bulabiliyor mesela, acayip bir yetenek. Büyücü diye taşlamıyorlar, yakmıyorlar, ne güzel. Twain’in mizahı yine, Stillman’ın yardımını isteyen bir kadın geliyor hana, çocuğu kaldırıyorlar ve ortalığı koklatıyorlar, kadının kayıp çocuğunu yirmi dakika içinde buluyorlar. Oralarda takılan bir yerlinin çadırında uyuyor çocuk, yerlinin dediğine göre kaybolmuş, çadırı görünce gelmiş, yorgunluktan sızmış. Kadın bir mutlu oluyor, kahraman diye yerliye sarılıyor, etrafındakilerin yerliyi alkışlamadıkları kalıyor. Şimdi, yerliyi gerçekten çok seviyor olabilirler, bu beni bir hayvan, bir öküz yapar ama hikâyenin atmosferini düşününce, yani Twain şeyleri tersinden alır bu metninde, kapkara bir mizah çıkıyor ortaya. Kadın koşup sarılınca güldüm valla.

Yıl 1880, Virginia, yoksul ve yakışıklı Jacob Fuller zengin ve güzel bir kızla evleniyor, ilk görüşte aşk. Gibi görünüyor. On dokuzundaki gelin babasına karşı çıkıyor evlenmek için, o eve dönmesi zor artık. Fuller kaynatasının söylediklerinden alınmış, ne kalleş ne de riyâkarmış ama madem öyle, gidip bir köpeği vurur gibi de vuramayacak adamı, o zaman yavaş yavaş öldürecekmiş, kızına eziyet ederek. Üç ay boyunca her türlü hakaret, ıstırap, gururundan babasına gidip anlatamıyor kadın. Fuller son bir kez işkence edecek, kadını ağaca bağlıyor, tazılarına parçalatıyor üstünü başını, o durumda bırakıp gidiyor. Bir çocuk doğuracak kadın, haykırıyor, bir erkek doğurursa neler olacak! Çiftçiler çözüyorlar kadını, linç etmek için adamı boş yere arıyorlar. Kadın babasının evine dönüyor, eve kapanıyorlar, baba ölümle huzur buluyor anca. Mülkü satan kadın ortadan kayboluyor.

Yıl 1886, New England’ın bir köyünde genç bir kadın beş yaşındaki oğluyla mütevazı bir hayat sürüyor. Archy gayet normal bir çocuk gibi yaşıyor o güne kadar: kızın biri postacının geçip geçmediğini sormuş, Archy geçtiğini söylemiş, kız ne zaman geçtiğini sorunca Archy geçtiğini görmediğini, kokusunu aldığını belirtmiş en son. Hayır, ne budala ne de yalancı, annesi anlıyor ki Allah vergisi bir yetenek, tazılık Archy’nin içinde, karanlıkta yaptığı onca imkânsız şeyin gizemi çözülüyor böylece. Birkaç deney gösteriyor ki oğlan, maşallah, koku almada bir dünya markası. Ne mutlu, tekrar müzikle, resimle, genç kızlığının uzun süredir terk edilmiş tüm zevkleriyle meşgul olmaya başlıyor anne, sonrasında oğluna çok önemli bir görev veriyor: “‘Gidip onu bulacaksın. Saklandığı yeri on bir yıldır biliyorum. Yerini bulmak bana beş yıldan fazla süren bir soruşturmaya ve epey paraya mal oldu. Colorado’da bir kuvars madencisi, hali vakti yerinde. Denver’da yaşıyor. Adı Jacob Fuller. İşte! O unutulmaz geceden beri adını ilk defa ağzıma aldım. Düşün! Seni bu utançtan sakınmasaydım ve daha temiz bir tane sağlamasaydım bu isim senin olabilirdi. Onu o yerden kovacaksın; peşine düşeceksin, tekrar kovacaksın. Ve yeniden, tekrar ve tekrar, ısrarla, amansızca, hayatını zehrederek, esrarengiz dehşetlerle doldurarak, hayatına bıkkınlık ve ıstırap katarak, ölümü ve bir intiharcının cesaretine sahip olmayı dilemesini sağlayarak… Ondan bir başka gezgin Yahudi yaratacaksın.’” (s. 14) Sert. Bir de afiş hazırlıyor anne, kasabanın her yerine asılacak, defolup gitmezse Jacob Fuller’ın başına geleceklere dair sıkı tehditlerle dolu bir afiş. Archy yola çıkıyor, annesine yazdığı mektuplarda maceraları anlatıyor: adamı her seferinde buluyor tabii, bir müddet gözlüyor, neşesinden tiksiniyor, mutluluğunu bozmak istiyor ve bozuyor da. Fuller göçüyor, isim değiştiriyor, yine aynı afişlerle karşılaşıyor, her seferinde daha uzağa gidiyor. Ama, meğer başka bir Jacob Fuller’mış o, suçlu olanın kuzeniymiş! İsim aynı sadece, Archy o kadar pişman oluyor ki -adam bir ara Avusturalya’ya bile kaçıyor, öyle korkmuş- bütün kayıplarını yerine koymak için Fuller’ı bulmaya çalışıyor bu kez. Hindistan’a da gidiyorlar, sonra ABD’ye dönüyorlar ve hikâyenin ikinci kısmı başlıyor. Karakterler: Sammy Hillyer, Archy’nin ev arkadaşı, yirmi beş yaşlarında iyi bir genç. Flint Buckner, madenci kampının yüz karası, Hillyer’ın, ilginçtir, arkadaşı. Fetlock James, Buckner’ın yanına aldığı ergen, iyi çocuk ama eziyet gördüğü zaman ne yapacağını bilmiyor katlanmaktan başka. Kaçmasını, yardımcı olacaklarını söylüyorlar etrafındakiler, kaçmıyor, Buckner’ı nasıl öldürebileceğini düşünüyor. Kusursuz cinayet. Buluyor yolu, Buckner sağ olsun. James bir madenin dibindeyken patlayıcıyı ateşliyor Buckner, beklemeye başlıyor, James fitili tam yerinden kesince havaya uçmaktan kurtuluyor. Aynı şeyi yapacak, çok daha uzun bir fitille. Fakat, o da nesi, dayısı Sherlock Holmes geliyor ziyaretine! Madende çalışanlar Holmes’un hareketlerini, tavırlarını izliyorlar, sanki karşılarında insanlığın en üst mertebesinden biri duruyormuşçasına abartıyorlar da abartıyorlar meziyetlerini, çok komik bu bölüm de. Akıllı çocuk James, Buckner’ı havaya uçursa şüphe çekmeyeceğini düşünüyor zira yanında Holmes varsa kim ondan şüphelenebilir ki? Planı yapıyor, uzunca bir fitil, patlayıcıyı tetikleyecek zaman belli. Gerçekten de havaya uçuyor Buckner, üstelik James’in Holmes’la birlikte dolandığı sıra.

Sirk sanki, herkes Holmes’un etrafında toplanıyor, adamın akıl yürütüşünü izliyorlar. O oradan, bu buradan, şu şöyle, demek ki katil Hillyer! Çocuğun hiçbir şeyden haberi yok, neyse ki Archy öne çıkıyor, kendi hikâyesini yazıyor burnuyla, Holmes’u karşısına alıyor. Fitili ateşleyecek mumu yakmak için dayısının kibritlerini kullanmış bir de James, adamı da töhmet altında bırakıyor böylece. Eh, polisiyedir, bir iki twist var da okurun elinden öpsün. Polisiyelerle ilgili bir iki şey söyleyip bitireyim. Holmes kafasını çok iyi kullanan bir analitik zekâ kumkumasıdır ama tazı burnu karşısında çaresiz kalabiliyor demek ki. Bu hikâyeden yola çıkarsak kim bilir kaç masum insanı hapse attırmıştır, kimlerin kanına girmiştir bilinmez, çekeceği çoktur. Watson da bir halta yaramaz bu durumda, adamı yanlış çıkarımlarına doğru iteler anca, suç ortağıdır. Kısacası keyfe okunur bu metin, denk gelinirse.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!