Liz Behmoaras – Köpük

Arka iç kapakta bir fotoğraf: beyaz koltuğa oturmuş Behmoaras yanağını Köpük’ün başına yaslamış, kameraya doğru gülümsüyor, güneş üstlerine düşüyor. Köpük kucakta, gözleri yarı kapalı, bir köpek nasıl sarılabilirse öyle sarılmış. Çok hüzünlü. Behmoaras’ın hayatını kaybetmesinin üzerinden bir yıl geçmedi daha, Köpük’se, tahminimce 2021’de yaşama veda etti, şimdi buruk bir an o fotoğraftaki. Kuzguncuk’tan. Birlikte sahile inerlermiş, dünyayı izlermiş Köpük. Son kez çıkıyorlar yürüyüşe kitabın son bölümünde, Köpük zorlukla yürüyor, çok sevdiği böreklerden yalnızca bir tanesini yiyebiliyor. Tatlı tartışmalar çıkarmış evde, adam börekten vermek istermiş de kadın karşı çıkarmış, alerjisi varmış Köpük’ün, onlar tartışırlarken çocuk bir parçayı ağzına attı mı tamam, sesler yükselirmiş de o kadar itaatsizlik etsin çocuk, hem ortada bir anlaşmazlık varsa belli bir hareket alanı açılmış demektir, neden kullanmasın. Bunun dışında arıza çıkaran bir çocuk değil, bir kez kaybolmuş, o kadar. Gezmeye gitmişler, başka bir çocuğun peşine takılmış Köpük, kendi anlatıyor bu arada, dolanırken rüzgârlar esmiş, kokular kaybolmuş, kalakalmış öyle. Oraya yürü, buraya yürü, evin nerede olduğunu bulmaya çalışırken korkmuş ama yaklaşmayı başarmış, komşulardan biri görmüş de haber etmiş aileye. “Nihayet evi ve evin kapısının eşiğinde O’nu gördüm. Üstünde sabahki eşofmanı vardı. Yanında büyük oğlu ve kocası duruyordu. Saçı başı dağınık, gözleri kıpkırmızı, sesi çatal çataldı. Tıpkı Papatya’yı götürdüğü gün yaptığı gibi yanıma çömelip âdeta boğarcasına boynuma sarıldı, şu farkla ki beni çok daha uzun bir süre bırakmadı. ‘Sen var ya sen!’ diye tekrarlayıp duruyordu. Ardından baba-oğul erkekler, sevinçlerini, başımı sarsacak kadar sertçe okşayarak ifade ettiler. O kadar mutluydum ki, oğlunun her zamanki alaycılığıyla ama heyecandan da titreyen bir sesle beni getiren hanıma, ‘Ne kadar teşekkür etsek azdır. Tam da fotoğrafını yapıştıracağımız şöyle bir ilan hazırlıyorduk: Bulan bize hemen iade etsin. Yüklü mükâfat var. Alıkoymanıza değmez. Avdan, bekçilikten falan anlamaz, hiçbir işe yaramaz!’ deyişine alınmadım.” (s. 79) Papatya ilk eşi diyebiliriz, hayatının aşkı, öyle ki karşısına başka hangi köpek çıksa yüz çevirecek Köpük, oynayacak sadece. Aynı soğukkanlılık ama acıyı seziyor Köpük: son geziden önce O geliyor, gözlerinin içine bakıyor, sakin, yürüyüşe çıkacaklarını söylüyor. Vedalaşacaklar, farkındalar, herhangi bir gezinti gibi davranıyorlar ki sonsuza dek devam edeceğini bilsinler. Resimlendirilmiş bazı sahneler, Köpük çok tatlı bir golden, sakin duruyor genelde, Behmoaras sevgiyle bakıyor köpüşüne. Veda metnidir, on dört yıllık birliktelikten sonra ayrılmak zor geldiğinden, sevgiyi anlatma isteğinden. Köpeklerin dünyasına da eğiliyor Köpük, anlattıklarının arasında kedilerle ilişkileri, evin anlamı, bahçenin cennete dönüşmesi var, yine de asıl anlattığı sevgidir, Behmoaras’la ilişkisi.

Yazar en başından anlatıyor, 5 Mart 1997’den alıyor hikâyeyi: Pendik’te bir çiftlikte İngiliz bir anne babadan doğmuş, adı Maks, yeni ailesine katılınca Köpük. “Köpük’le çoğu zaman ‘O’ diye söz ettiği kadın sahibi arasında yaşanan saf, katıksız, hesapsız bir sevginin hikâyesidir okuyacağınız. Duygusal bir köpek onu anlatmaya koyulursa, hikâye aynı zamanda bir evin, bir ailenin, geçen mevsimlerin, yılların, günlerin, tekrarlanan gündelik hareketlerin ve sevgi dolu bir vedanın hikâyesi de olur.” (s. 5) Bakışlarında biraz hüzünlü, derin, tatlı bir ışık var Köpük’ün, diğer hayvanlarda olduğu gibi. Yüz yüze gelmeden anlaşılmaz, kucağa almadan. Nasıl anlatmalı, ithafa başvurmuş Behmoaras, hikâyede de adı geçen Mesut, Mithat ve diğerlerinin anısına. Kedilerdir, köpeklerdir, bazıları Köpük’ün gençliğinden hatıralar, Mesut gibi çokbilmişleriyse son zamanların yoldaşı. O da yaşlıdır, gerçi Köpük’ün gelişinden bir yıl sonra “kurtarıldığı” için biraz daha uzun yaşayacaktır ama birbirlerinin halinden anlarlar. Kuzguncuk’ta dolanıyorlar bir gün, genç Köpük oradan oraya koştururken çöp kutusundan gelen viklemeleri duyuyorlar, bakıyorlar ki sıçan gibi bir yavru. O hemen alıyor yavruyu, bahçeye bırakıyor, parazit ilaçlarıdır, sütlerdir, hayatını kurtarıyor. Merhaba Mesut, evin en uzun süren neşelerinden biri. Barınaktan, çöpten, neredense nereden, hayvanlar kurtarılmalı, sevgiyle sarmalanmalı. Petshop faciası var, ibretlik: Beyaz Önlüklülerden pek hazzetmiyor Köpük de gitmek zorunda olduğunu biliyor, iyileşmesini asıl onlar sağlıyor çünkü. Bir gün yine muayeneye gittiklerinde içeri telaşlı bir adam giriyor, elindeki köpekle ne yapacağını bilmediğini söylüyor. Yeğenine mi ne alınmış hediye olarak, çocuk başta sevinmiş ama hayvan sağa sola işeyip sıçınca isyan etmiş, istemediğini söylemiş, şimdi kurtul bakalım nasıl kurtulacaksan. O kızıyor, Beyaz Önlüklü kızıyor, satılmayacak da barınağa verilecek kuçu. Para verildiyse satılacak, mantık bu. İnceden mesajlar var böyle, incecik, hoş. Baştaydık gerçi, bir süredir sancıların bedenini ele geçirdiğini söylüyor Köpük, o kadar acı çekiyor ki geceleri zorlukla doğruluyor, havlıyor çünkü ciğerleri hava çekemiyor, Beyaz Önlüklülerden birine gidecek. Laf arasında söylüyor, birine güvenemeyince diğerinden ikinci bir fikir alırmış O, sevdikleri için en iyisini yapmak isteyen birinin duyarlılığı. Hastalığı malum, o zaman çevresini anlatsın Köpük, evin etrafında dolanan martıları, yazın koşturduğu arka bahçeyi, yemek masasının güzelliğini, ağaçları ve Mesut’un takıldığı duvar dibini. Kendi de vakit geçirmeyi seviyor oralarda, diğer köşelerden biri azıcık nemli olduğu için sivrisinek yuvası, hem eski dostların gömüldüğü yer, korkudan çok üzüntü veriyor orası. Doksan sekiz yaşında Köpük, insan yaşına göre tabii, hatırlıyor kimlerin gelip geçtiğini. Gelip geçtiğinin farkında, başına geleceği biliyor, cesaretle bekliyor sonunu. Birazcık daha anlatabilir ama, o güzellikleri anlatmaya ayırabilir son gücünü, hikâyeye dönüşmekten daha değerli bir şey var mı?

Zeliş, Bilbo, Aslan Leo, Sarı Sam, bunlar evin kedileri, sık sık dürtüyorlar Köpük’ü de Mesut’la işbirliği içinde oldukları için dağdan gelen bağdakini kovamıyor, yerlerini sağlama almışlar. Ayarları yok tabii, hiç korkmadan yanaşıyorlar küçücük bedenleriyle, Köpük’ün sırtına çıkıyorlar veya kuyruğunu ısırıyorlar. Olsun o kadar, bir patide yere devirmek mümkün ama kedileri iyi biliyor Köpük, öyle şeyler yapmıyor hiç. Mesut’la ilişkisi çok daha derin tabii. “Bizi birlikte görenler hayranlık duyup kedi ve köpekler arasındaki ilişkiyle ilgili bilinenleri ters köşeye yatıran bu örnek hakkında uzun uzun konuşup duruyorlar. Salaklar! Hiçbir şey anladıkları yok. Aslında dostluğun da ötesinde, yaklaştığını bildiğimiz sona karşı birbirimizden güç alma çabasıdır, bu birlikteliğin bilinçaltı nedeni.” (s. 21) Başlangıçta sağlam kurulmuş bir ilişki aslında, Köpük’ün eve gelişine dek izi sürülebilir. Pendik’teki çiftliğe gelenlerin etrafında bir dünya köpüş hoplayıp zıplıyormuş da O seslenmiş, “Gel,” demiş, Köpük de fonk fonk gitmiş yanına. Tamamdır, “ilk bakışta aşk” Köpük’e göre. Madem o kadar sevildi, ailenin sevdiği diğer tüy toplarını sevecek elbet. Zorunluluktan değil, içten. Bir iki kez azarlandığı olmuştur, olur, birinde misafirlerden birinin yeleğini mi ne kemirmiş, diğerinde de yapmaması gereken bir şey yapmış. Enseden şöyle bir sarsma, bir iki azar, cezalandırma yok, neyi yapıp yapmaması gerektiğini anlıyor Köpük. O’nun televizyonu kapattığında ne olacağını, yeni bir kitap için çalışmaya ne zaman başlayacağını, bütün işaretleri yıllar içinde öğrenmiş, şimdi ayrılmak çok zor ama en azından sevgiyle dolu bir ömür geçirmiş, en büyük teselli. Son kez uyandığında ışıklar içinden gelen O’nu gördüğünde anlıyor, gidebilir artık.

Tatlış, buruk, kısa bir anlatı. İlgilisi kaçırmasın.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!