Kingsley Amis – Her İkisini Birden Yapamazsın

Sadece ergenlikteki sorunların yetişkinlikteki tekrarına indirgenmesinden sağlam eleştiri yiyebilir ama otobiyografik bir metin, Amis yaşamını öyle görüyorsa yaşamının/metnin sınırlarının dışından vurmamalı. Gerçi okurun paşa gönlüdür, okur ne istiyorsa yapmalı ama bu ikisinden birini tercih etmemek, ikisini de tercih etmek anlatının tek temeliyse başka kodlar da çıkarabilmeli. Şudur: Robin Davis akşamdan önce okul arkadaşlarıyla görüşmek ister, akşam da ailesiyle birlikte dost ziyaretine gidecektir. Programı ayarlar ama babasından zılgıtı yer yine de, öyle araya dereye iş sıkıştırmak, hele izin almadan arkadaş ziyaretine gitmek hoş bir davranış değildir. Her ikisi birden olmaz, bu yüzden arkadaş ziyaretini iptal etmelidir Robin. Eder, neden ettiğini anlayamaz, babasının tutuculuğunu çözemez bir türlü. Victoria döneminin son yıllarında çocukluğunu yaşayan baba kaskatı ahlakını bir buradan, bir de Galler’in itikadı sağlam bir ailesinden almıştır da Galler kalmamıştır geriye. İlginçtir, baba Galler’de büyüyüp pazar okullarına, kiliselere gittiği zaman öğrendiklerini genç yaşta Londra’ya kaçtıktan sonra tamamen unutmuş, çocuklarının dinî eğilimlerine salça olmamıştır. Amacı din cephesi kapalı püriten ahlakı yaymak denebilir, bu yüzden tek kızını evden kaçırmış, büyük oğlu George’u da büyük şehre kurban vermiştir, elinde kalan Robin’e yüklenmektedir haliyle. Robin dilinin ucuna gelen küfürleri yutmakta zorlanmaya başlar nihayet, kriz anlarında dahi son derece sakin ve kararlı bir biçimde -Gal işi- konuşması Londra’da doğup büyüyen Robin’i deli etmektedir ama yapacak bir şey yoktur, moruk zar zor kazandığı parayla oğluna en iyi imkanları sunmaya çalışmakta, Robin de babasına ne kadar kızsa da onun kötü biri olmadığını düşünmektedir. Arada sırada yumruğu babasının çenesine çakmayı da düşünmektedir de, işte, 1930’ların dünyasında biraz daha zor. Annenin pek bir ağırlığı yok, eşini desteklese de oğlu Robin’e çaktırmadan yardım ettiği olmuştur. Gerçi etmese onca sıkıntıya yol açmayacağını görürüz ama Amis olasılıkların tamamını Robin’in düşünceleriyle verir, olanlarıysa eylemleriyle, yani yanlış şeylerin olmaması için hiçbir sebep yoktur çünkü Robin düşündüğünden çok daha azını yansıtır yaşamına, dürtüleriyle yaşar. Başını belaya sokması bundandır genellikle, ikinci soruna gelebiliriz böylece. Peder Bey zamanında Galler’den kopmuş, bir daha da geri dönmemiştir ama ata topraklarını tanıması için Robin’i hemen her yaz Galler’deki kuzeninin yanına göndermektedir. Sıkıntıdan patlamak dışında yapacağı bir şey yoktur Robin’in, haliyle Dilys’e sarar. Babasının kuzeninin kızıdır Dilys, güzelce bir kızdır ve göğüsleriyle Robin’in hormonlarını fişeklemektedir. Bir gece saat sorma bahanesiyle kızın odasına girer Robin, kısa geceliğin iki zirvesine diker gözlerini ve hemen kapı dışarı edilir. O göğüsleri unutamayacaktır Robin, on beş yaşındaki takıntısı on beş yıl sonra tekrar ortaya çıktığında hayatını mahvedecektir neredeyse. Aslında birbiriyle bağlantılıdır bu iki sorun, her ikisini birden yapmanın içine göğüsler girince cinselliğin, sevginin, özgeciliğin sarmaş dolaş geliştiğini görebiliyoruz. Göreceğimiz en çözümleyici haytalardan biridir Robin, analitik düşünme yeteneği muazzamdır, üç kat -anlatıcı, serbest dolaylı anlatıcı, yazar- işlenir de açıldıkça açılır düşünceleri, iyi tanırız kendisini. Diğer karakterler üzerinde genç Robin’in pek bir etkisi yoksa da orta yaşlara doğru yönlendirildiklerine şahit oluruz. Robin öncelikle üniversiteye başladığı ilk yıl birlikte olduğu arkadaşından ötürü sağlam bir bozguna uğrar, hem boşalma ve sertleşme sorunu yaşar hem de dürüstlükle riyakârlığın zamanını tutturamadığı için camış damgası yer resmen, felakettir bu. Sosyal becerileri pek gelişmemiştir kendisinin, babası arkadaşlarıyla daha sık görüşmesine izin verseydi belki o kadar da içten pazarlıklı olmayacaktı. Artık o kadar da içten pazarlıklı, bu yüzden babasının rahlesinden geçerken edindiği iyilikle travmalarının yol açacağı rastgelelik durmadan çatışacak.

Büyüme hikâyesi. 1940’ların sonuna uzanıyor, Amis gerisini de yazmıştır belki, bilmiyorum. Dönemin toplumsal problemleri şöyle bir görünüyor veya sayfalar dolusu anlatılıyor, Robin’in önem sıralaması nasılsa. Mesela Üçüncü Düğün Çelengi‘nde Almanların Yunanistan’ı işgal ettiği döneme dair pek bir şey yok, yazar bu yüzden eleştirilmiş de karakterlerin gündelik yaşamlarında savaşa dair çok az şey var zaten, yiyecek bulamamaları veya yolculuk edememeleri daha önemli. Robin de İkinci Dünya Savaşı’na katılıyor hatta sonradan öğrendiğimize göre esir alınıyor, memlekete dönmeyi başarsa da o serüvene dair hiçbir şey yok, hiç. Robin’in onlu yaşlarındayken edindiği en yakın arkadaşı da savaşa gidiyor, döndüklerinde dostlukları sürüyor, o da sanki hiçbir şey olmamış gibi yaşamını sürdürüyor. Savaşın etkisi hiç mi olmadı, karakter özellikleri hiç mi değişmedi, görünüşe göre değişmemiş. Yine metnin sınırları, anlatıcı değinmedikten sonra sıradan bir olay olarak kalmalı bu savaş. İndirgemeden kastım buydu aslında, sadece iki izden takip edilebilen Robin’in, nesi, bu açıdan “darlığı”. Yoksa şeker gibi çocuktur, ikisini birden yapamayacağı gün gittiği aile ziyaretinde tanıştığı Jeremy’nin eşcinselliğini mesele etmez, oysa Turing’in başına gelenleri ve toplumun genel bakışını biliyoruz. Jeremy savaşa da gitmez, üstelik bir askerle umumi tuvalette uygunsuz pozisyonlara girerken yakalanır, babasının forsuyla kurtulur rezil olmaktan. Robin yargılayıcı değildir, babasının kendisine sunduğu dinî özgürlüğü yaşamın tamamına yaymayı başarmıştır. Karşılığında aynı özgürlüğü, yargılanma muafiyetini ister, ayrı mevzu. Babası rahatsızlandığı zaman hayırlı evlattır, son günlerini sayan babasının itiraflarını sakince dinler, adamın çektirdiği onca sıkıntı için dilediği özre gerek olmadığını söyler. Annesini de aynı tarifeyle uğurlayacak, biyolojik duvarın bir kez yıkılmasıyla birlikte radikal kararlar almaya başlayacaktır. Nancy nam kızla tanıştığı zaman aklında ciddi bir ilişkiye dair hiçbir şey yoktur, yine de kızı bırakmaz. Göğüslerden ötürü muhtemelen. Nancy hamile kaldığı zaman ne yapacağını düşünür, gidip George’dan borç ister ve aldığı parayı kaçak kürtaja yatırır. O zamanlar kürtaj yasaktır, merhum babasının doktoruna giden Robin konuyla ilgili bilgi alamadığı gibi üstü kapalı azarını da yer, eğer öyle bir şey olduysa kızla evlenmesi daha hayırlı olacaktır. Nancy de benzer şekilde düşünür ama dile getirmez, Robin’in bulduğu doktora birlikte giderler. Son anda yere çöküp hüngür hüngür ağlamaya başlar Nancy, o an Robin karar değiştirir ve çıkarlar oradan, kısa süre sonra da evlenirler. Robin’in ailesinin tepkisi, Nancy’ninkinin tepkisi dönemin ahlak anlayışıdır aşağı yukarı. Belirtmeli, Robin hem sezgileri güçlü ve duyarlı bir gençtir hem de edebiyatın en sağlam metinlerini okumakta, okulda harikalar yaratmaktadır, bu birikimiyle yaşadıklarını bilim insanı gibi inceler. Örneğin kürtajdan önce tek sözcüklük cümlelerle konuşurlar bir ara, Robin binlerce yıllık iletişimin zenginleştirdiği konuşmanın nasıl ilkelliğe dönebildiğini sorgular uzunca. Buna benzer pek çok inceleme var, psikolojik bir hazine bu metin.

Baba ve anne öldü, Dilys iki kez ortaya çıktı, Robin’in aklı gitti elbet. Üniversitede hoca artık, öğrencilerinin göğüsleriyle ilgilense de Dilys’inkilere bakıyor asıl, on beş yıl önce dokunamadığına. Nancy köfteyi çakınca tekrar ikisine birden sahip olamayacağını anlıyor Robin, seçim yapmak zorunda kalıyor. Tam burada bitiyor metin, Robin döngüyü fark ediyor ve erginleşiyor muhtemelen de neye dönüştüğünü bilemiyoruz, yazık. Dank diye biten metnin dunk diye başlayan devamı olmalı.

Galler havası, Londra yağmuru, Robin’in yediği ve yemediği haltlar, Hitler ve kaygı. Çok sıkıcı, çok güzel. İyi roman.