Dimitris Sotakis – Soluğun Mucizesi

Dandik kısa filmlerden biri: yere kare çizmiş davarın biri, iş arayan bir adamı durduruyor, adama karenin içinde durması karşılığında sağlam para ödüyor. Adam her sabah jilet gibi giyiniyor, gelip duruyor karenin içinde, derken filmi buldum. Mülayim’in bir sözü vardı zamansız gelen paranın içine sıçmakla ilgili, zamanlı da gelse içine sıçamadıktan sonra, hatta gelirden çok daha fazlasını kazandırıp zırnık koklayamamak, buna paha biçilemez. Emeğin karşılığı bir yana, Sotakis mülkiyetin ederini sorguluyor bu romanda, ev ve beden üzerinden. Önceki romanında akıl sağlığını korumak için ıssız adada süpermarket açan bir adamın hallerini anlatıyordu, absürt durumlar yaratıp kapitalizmin dinamikleriyle tokuşturmayı seviyor. Biraz uzun mu tutuyor diye düşündüm, sanki öykülük bir hacim, üç karakterin potansiyeli anlatı boyunca hiç değişmiyor, anlatıcının akıbetini kestirebildiğimiz için hapishanenin küçülmesi can sıkıyor, hikâye genişlemiyor filan, ilk üç bölümden sonra sıkıntı başlıyor. Baştan başlayalım, anlatıcıya X diyelim, iş görüşmesinde tedirgin X, “yaşını tahmin edemediği” bir adam oturuyor masada, masanın önünde tek bir tahta sandalye. Tuhaflık tavan, tamam, gazetedeki ilanı görmüş de başvurmuş X, pek güzel, apartman dairesinde yaşadığını söyleyince uygun bir zamanda “taşınabileceklerini” söylüyor adam, “huzursuz bir sevinç” X’te. Daireyi belli bir süreliğine şirkete bırakacak, eşyalar geldikçe hesabına para yatacak, anlaşma bu kadar. Gibi görünüyor. Eşyaları neden depoya falan götürmüyorlar, cevap yok, hemen sözleşme imzalıyorlar. X sözleşmeyi okuyor, yükümlülükleri var, en azından birkaç yükümlülük çıkıyor sonradan, elini kolunu bağlıyor da şapşal mıdır X, dikkatini çekmiyor kritik maddeler, düşüneceğini söyleyip çıkıyor mekandan. Festival var yakında, eline tutuşturulan kâğıtta yazıyor, kız arkadaşı Risa ve ressam dostu Rito’yla birlikte gidebilirler, aklında. Eve gitmeden önce annesini ziyarete gidiyor, hastanede yarı bilinçli yatıyor kadın. “Annemin benden başka kimsesi yoktu. Gerçekten benden ne beklediğini asla anlayamamış olmama karşın, üzerime neredeyse bir çengelli iğneyle tutturulmuş olan bu kadının beklentilerini karşılamayı başaramayacağım düşüncesiyle zangır zangır titremiştim hep. Bu yüzden şimdi bana her şey zor görünüyordu, çok zor…” (s. 11) X’in feci ekonomik durumuyla annesini bir türlü tatmin edememesinin arasında koşutluk var, ilerleyen bölümlerde “normal insanlar gibi” rahat bir yaşama kavuşamadığı için kendini suçladığını da göreceğiz, bir baltaya sap olamadığı için en saçma durumları mantığa bürütmekte üstüne yok. Dito’ya gidip işten bahsedince hayatında ondan daha saçma bir teklif duymadığını söylüyor ressam, romandaki en mantıklı karakter olabilir, ki X artık kıpırdayamaz hale gelince Dito gelecek, arkadaşıyla sohbet ettikten sonra resmini çizmek için izin isteyecek. Şahane bir sanat eseri, gerçeküstüyle gerçeğin beş yıldız kesişimi. Rıza bariz, mutlu yarınlar için ömrünü o evde geçirebilir X, annesini ve sevgilisini memnun edecekse.

Bir yıllık sözleşmeye imza atıyor, böylece düze çıkabilir X, hatta Risa’yla konuştukları o evi bile satın alabilir. Eve gelip ölçüm yapıyorlar, nereye ne kadar eşya sığabilir, metrekare cinsinden hapishanenin boyutu nedir, ayrıca çocukluğunda hapishaneden kaçan bir adamı gözlerinin önünde kevgire çevirmelerini niye hatırlar X, yoksulların öfkesine altlık mı? Sabahın sekizinde ilk telefon geliyor, eski tip bir dolap getirip bırakıyorlar, böyle bir dünya ıvır zıvır getirecekler. Her seferinde paranın hesaba yatırıldığını söyleyecekler, X havalara uçacak, ne kolay para kazanmak. Backrooms‘taki eşyaları hatırladım, mekân işgal edilmişti de hafıza ne kadar düzenliyse eşyalar da o kadar nizami yerleştirilirdi, başta X’in evi tam olarak böyle biçimleniyor: geleceğe dair umutla eşyaların kapladığı yerin oranını düşününce. Dito gelip bakıyor, güzel eşya, hem sergisi çok başarılı olmuş, birkaç eserini satmış, daha önemli sergiler için sözler mi ne almış, tırı vırı. Ertesi gün sabahın köründe birkaç eşya geliyor, X ilk kez alıkonuyor evinde, annesini ziyarete gidemiyor. İş bitince gidecek fakat gelen telefonla kaygılanacak, şirketten eşyalar gelmiş de kimseyi bulamamışlar evde. Haklılar, sözleşmede çalışma saatleri belirtilmiyor, 24 saat ayık olmak zorunda X. Dito bütün gün evde kalamayacağını söylüyor X’e, mantıklı, X’in işyeriyle konuşması lazım izinler için. Hayır, izin alamaz, sözleşme bitene kadar evde beklemek zorunda. Kendi eşyalarını atsa iyi olur bir de, gelecek eşyalar için yer açması lazım. İkinci baskıyı da görelim: “Epey çabalamış olmama karşın ilişkimizdeki diken hâlâ olduğu yerde durmaktaydı. Bugün artık benim için hasta, yatalak, yaşlı bir kadından ibaret olsa da bakışlarında bana dair sonsuz bir şüphe, yanlış bir şey yaptığıma dair kesin bir yargı ve hayatı hak ettiği ciddiyetle göğüsleyen bir insana dönüşme çabamın boş olduğuna dair bir kanaat okunmaktaydı.” (s. 35) Anne açık bir yara, ölürse daha da açılacak, öncesinde başarılı olmalı X. Eşyaların çok değerli olması gerektiğini düşünüyor Risa, neden getirsinler yoksa, gerçi değerli eşyaların getirilmesi de anlamsız ama bir yerinden tutmaya çalışıyorlar işte, olayın saçmalığının bir Dito farkında, muhabbet edebilmek için tek uygun yerin balkon olmasından şikayetçi. Festivalde her şeyi unutuyorlar, eğleniyorlar, iyi ki eve eşya gelmiyor o sıra da Risa’yla öpüşebiliyor X, Dito’yla dostluk tazeliyor, kafasına format atıyor. Bir sonraki sevkiyatta kafa ayarı bozuluyor gerçi, hücrenin duvarları giderek küçülüyor çünkü. Daha doğrusu eşyalar yeni duvarlar oluşturuyor, üst üste yığmaya başlıyorlar yer kalmayınca. Ormandır, eşyadan eşyaya zıplayarak tuvalete gidebiliyor X, yemeğini zar zor yiyebiliyor.

Son safhaya gelelim yavaştan. Ev bakıyorlar, Risa beğenmiş birini, yeterli para birikince gidip alacaklar anahtarları. Risa kör artık, sadece dayanması gerektiğini söylüyor X’e, o kadar sabrettikten sonra biraz daha boğulabilir mobilyaların altında. Hem amiri tehdit etti X’i, bir kez olsun teslimat kaçırırsa yatırılan bütün para geri alınacak, beş parasız kalacak X, oysa sırada kaç insan varmış da işe girmeyi bekliyormuş, ona imrenen kaç işsiz varmış, ne kadar şanslı olduğunun farkında mıymış X, bir dünya manipülatif tatava. Çok mu aptalca? Bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkında X, aptal değil de banka hesabının fişeklendiğini de görünce, eh, biraz daha zorluk çekebilir. Bacaklarının üzerine koyuyorlar mobilyaları, Risa kuruyemiş muruyemiş bir şeyler getirip evcil hayvanını besler gibi beslemeye başlıyor X’i, ellerinin üzerine de eşya konduktan sonra kendi yemek yiyemiyor artık. Dito gelip resmini yapıyor, zaten annesini ziyarete gidemiyor artık, bilinci kapanan kadını Risa ziyaret ettiğini söylüyor da inansın mı X, bu hiçbir zaman sorun olmuyor gerçi. Dünya anlamını yitiriyor, ev sahibi olmak o kadar çekici gelmiyor artık. Amir açıklama yapmak zorunda kalıyor bir yerde, şirketin görevi insanların düşlerini canlı tutmalarına yardım etmek. Diğer türlü hapishanelerden kaçacak insanlar işte, hikâyenin sonlarına doğru isyan patlayacak ülkenin her yerinde, dükkânlar evler yakılıp yıkılacak, dışarıdan acayip gürültüler gelecek. Ne güzel, evi de basmıyorlar, bassalar eşyaları aşıp da öldürecek birilerini bulamayacaklar zaten, götünde don olmayan insanlara karşı ne güzel önlemdir bol eşyalı ev. “‘Biz sizin yanınızdayız… Bu konumunuzu kaybetmenizi istemem… Asla… Dışarıda neler oluyor, biliyor musunuz?’ ‘Hangi dışarıda’ diye düşünmeden sordum. ‘Dış dünyada. Aklınızdan bile geçmez… İnsanlar acı çekiyorlar…’ ‘Evet… Biliyorum…’ dedim sakince. Çevremdeki karanlık beni yatıştırmıştı.” (s. 103)

İlginç konu, sıradan anlatım, denk gelen baksın diyeceğim.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!