Goscinny & Sempé – Pıtırcık Bilinmeyen Öyküleri 2

Pıtırcık süper bir şey yapar, diyelim sınavdan en yüksek notu alır veya sınıf birincisi olur veya sınıfın en uslu çocuğu seçilir, bir şey olur yani, eve koşup haberi hemen verir. Hiçbir şey olmaz, anne ev işi yaptığı için başından savmaya çalışır, baba yorgun argın gelir zaten, gazetesini okumaya koyulur, çocuğu dinlemez. Pıtırcık ağlamaya başlar, nedir yani, iyidir valla, o an evden kaçacak, çok zengin olup dönmeden önce ailesi üzüntüden kafayı yiyecektir, döndüğündeyse çok geç olacaktır her şey için. Az geri saralım, Çarpım sınıf birinciliğini kaptırdığında, diğer çocukların da vardır komboları fakat Çarpım’ınki tam sınıf birincisi, öğretmen kuzusu işidir: “Öğretmene bunun haksızlık olduğunu, aslında şapkayı koyacağını ama rahatsız edildiğini söyledi. Öğretmen de ona susmasını söyleyince Çarpım ne mi yaptı? Zırlamaya başladı, gidip babasına şikâyette ulunacağını, babasının da gelip müdüre şikâyette bulunacağını, kimsenin onu sevmediğini, bunun korkunç bir şey olduğunu söyledi. Öğretmen ona tek ayak üstünde bekleme cezası vereceğini söyleyince de hastalandı.” (s. 22) Çok komik gelirdi, yıllar yıllar sonra okuyunca komik olduğu kadar üzücü de geliyor, bu çocuklar ne yaşıyorlar da pata küte giriyorlar birbirlerine ilk fırsatta, başarısızlığa uğrayınca yerlere kapanıp ölmek istiyorlar, acayip. Neyse, Pıtırcık birinci oldu, babasından paten istiyor. Ne mutlu ki milyoner bir babası var, baba böyle söylüyor, çocuğu başından savmaya çalışırken bir yandan hazırlanıyor, patronuyla bir yere gidecek. Pıtırcık’a pasta yapan anne gömleklerini ütüleyemediğini söyleyince parlayacak baba, o evde hiçe sayıldığını iddia edecek. Anne ağlamaya başlayınca baba sarılıp öpecek kadını, Pıtırcık pastadan bir dilim daha istemeyecek. Ertesi gün baba sinemaya götürecek aileyi, barış anlaşması gibi bir şey de her seferinde pörtleyen tartışmaları üfürükten biçimde aşmak, düşününce, Pıtırcık öyküleri okuyoruz, ne arayacağız ki bu öykülerde tatlışlıktan başka, eh. Bay Sivrikulak’la da vurdulu kırdılı bir ilişkisi var babanın, sözde en yakın arkadaşlarından biriyle itişmesi çekişmesi bitmiyor. Bir gün kroke takımıyla geliyor Sivrikulak, bahçeye kemercikleri koysalar oynayacaklar bir güzel de bahçesinin mahvolacağını düşünen baba koydurmuyor, kavga çıkıyor, sopayla birbirlerine vuruyorlar. “Bay Sivrikulak ise babama ödleğin teki olduğunu, hem belki cebinde yüz papel bile olmadığını söyledi.” (s. 31) Çocuğun önünde, zottirik bir tartışma sırasında. Sert. Pıtırcık’ın arkadaşları dışındaki çocuklarla işgal edilen öyküleri en sıkıcıları herhalde, Sırma’nın öyküsü hariç. Diğer komşunun kızı Sırma, annesi piyano dersleri alıyor, kendi de çok güzel dans ediyor. Arkadaşları top oynamaya çağırdıklarında gitmiyor Pıtırcık, Sırma’nın dans etmesini izliyor, kız takla atmasını isteyince takla atıyor filan. Eve gidiyor, sofrada pek konuşmuyor, ertesi gün arkadaşları dalga geçtiğinde sinirleniyor, eve gelip odasına kapanınca babasının samimiyetini belki de ilk kez görüyoruz. Gerçi Sırma’yla evcilik oynarlarken bir mevzuda Pıtırcık’ın geri adım atmadığını gördüğü öykü de var, ikisinde de kadınlara karşı nasıl davranmasını gerektiğini söylüyor baba. Bu çocuk kaç yaşında, sekiz veya dokuz, haydi on, babası çocuğundan daha çocuk. Kardeşiyle tartışıyor, hayvanat bahçesinde maymunlardan daha maymun oluyor, ailesini yemeğe götürdüğünde saçma sapan tartışmalar, Pıtırcık da birkaç öykünün sonunda babasının çocuk gibi olduğunu ima ediyor. Yetişkin çocuklar. “Alışveriş Yapıyoruz”da annesini nasıl kandırdığını görüyoruz Pıtırcık’ın, gidip normal bir elbise alacaklar da giyim mağazasının altını üstüne getiriyor oğlan, bir ara ortadan kaybolunca kayıp çocuk bölümüne götürüp eline dondurmayı tutuşturuyorlar, yanında bekleyen çocuk canı ne zaman dondurma istese kaybolduğunu söylüyor. Matrak. Anne ortaya çıktığında korkudan kafayı yiyecek durumda, hemen çocuğun istediği elbiseyi alıyor, Pıtırcık babasının karşısına kovboy kıyafetleriyle çıkınca baba kızıyor, anneye aile ekonomisini süper yönettiğinden bahsediyor falan, bir kavga daha. Konuyla ilgili en güzel öykü “Babamın İşyeri” herhalde, haber vermeden gidiyorlar işyerine Pıtırcık’la annesi, kapıyı açtıkları anda içeriden bir gürültü geliyor, herkes çok meşgul görünüyor da bakıyorlar ki gelen patron değil, hemen salıyorlar. Babanın arkadaşları Pıtırcık’a sorular soruyorlar, mesela dersleri iyi mi, uslu duruyor mu, evde bulaşıkları baba mı yıkıyor? Tüm soruları “evet” diye cevaplıyor Pıtırcık, hepsi gülüyor. Bay Ağırayak babanın arada sırada çalıştığında oturduğu masayı gösteriyor, baba dürtüyor, Ağırayak kafasına vuruyor adamın. “Bana daktiloda nasıl yazıldığını gösterdi, ben de denedim, ama tuşlara yeterince güçlü vuramıyordum. Bay Lekesizalın daha sert vurabileceğimi, korkmamamı söyledi. Daktiloya yumruğu indirdim. Acayip bir ses çıktı, Bay Lekesizalın’ın biraz canı sıkılmış gibiydi.” (s. 88) Trendeydim şunu okurken, güldüm, oluyor böyle. Çalışanlardan biri uçak yapmayı seviyor, Pıtırcık’a kâğıttan uçağı nasıl yapacağını gösteriyor. Bay Kocabaş ofise geldiğinde herkes çocuklaşmış, yerlerine koşturup büyük bir ciddiyetle çalışmaya başlıyorlar. Pıtırcık’ın elinde uçak, Kocabaş gelip bakıyor, çok önemli bir müşteri için hazırlanan çok önemli bir evrak! Herkes fazla mesai yapıyor, o belgeyi tekrar çıkarmak için uğraşıyorlar filan, pek matrak. “Bay Kocabaş ise ellerini arkasında birleştirmiş, masalar arasında dolaşıyordu. Tıpkı aritmetik sınavında gözetmenimiz Karagöz’ün yaptığı gibi.” (s. 91) Karagöz sert bir adamdır, çocukları sıklıkla cezaya bırakır da fena durumlarda elinden geleni yapar çocuklar için, örneğin büyük cezalar almalarını engeller, ne bileyim, sadece kavga etmeden durmaları yeterlidir çocukların. Duramazlar, illa bir bokluk çıkar, Toraman birinin suratına yumruğu indirir, Gümüş babasının parasıyla övünürken, örneğin uçağa bindiğini söyler de yalanları nihayet uçağı kullanmasına kadar gelir, aşırı uydurduğu için şamar yer ve şamarı yapıştırır, Sırım’ın babası polis olduğu için döverler çocuğu. Şaka, öyle bir şey olmaz da dedektiflik, şu bu, çocukların hayallerini yıktığında üstüne gelirler, Çarpım’ın zaten her türlü üstüne gelirler, Dırdır’la ilgili ne var bilmem, Dalgacı sınıfın sonuncusu olduğu için, bir de bacakları her zaman pistir, dalga konusu olur, Lüplüp en bombastik arkadaşıdır Pıtırcık’ın, cebinden reçelli ekmek dilimleri çıkarıp yer, yemeğiyle arasına giren kim olursa olsun çok deli saldırır, eğlencenin ortasında yemek saatinin geldiğini söyleyip arazi olur, ama ne diyorduk, Karagöz bu çocuklara göz kulak olur, tokatlaşmaya başlayanları tuttuğu gibi müdürün önüne çıkarır. Toraman’la Pıtırcık mesela, dövüşürlerken kendilerini beyefendinin karşısında bulurlar. Babaları iş yapacaktır da Pıtırcık’ın babasının söylediği bir şey sıkıntı çıkarır, Pıtırcık’ın söylediğini çarpıtır Toraman, sonra barışırlar ama evdeki konuşmalar yüzünden Toraman’ın babası iş yapmaktan vazgeçer. Başta Pıtırcık sayesinde anlaşmışlardır, Toraman’ın sınıf arkadaşıdır sonuçta. Bu demir yumruk tıfılın abisi askermiş bu arada, babasının höt hötlüğünü de düşününce Toraman’ın önüne gelene yumruğu çakması, anlamlı. Son olarak, babanın doğum günü. Sürpriz parti hazırlarlar, baba eve gelince Sivrikulak’ın külüstür arabasından şikayet eder, heyecanla bekleyen Sivrikulak ortaya çıkıp laf eder, kavga, sonra elindeki şampanyalarla basıp gider Sivrikulak. Tartışmalar, hırgür, bir ara: “Artık dayanamayacaktım, babama şeker paketini verdim. Ama annem babama kravatı vermek yerine bir koltuğa oturup ağlamaya koyuldu; çok mutsuz olduğunu, annesinin çok haklı olduğunu, çocuk olmasa çoktan annesinin evine dönmüş olacağını söyledi.” (s. 125) Öeh.

Seriyi baştan okumak farz oldu. Pıtırcık işte.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!