Epigraf Carroll’dan: küçük bir kaza sonucu gezintiye çıkmış bir rastlantı çok eski bir açıklamaya rastlıyor, beli bükük, yüzü kırışık ve bilmeceye benzeyen bir açıklamaya. Dedektifi rastlantının yerine koyuyoruz, Barselona’nın Guinardo cenahına salıyoruz. İşçilerin, göçmenlerin yuvası Guinardo, suç oranları tavan, hayatta kalmaya çalışan insanlar debeleniyorlar. Arkada Alman araçlarının delik deşik resmî geçidi, Nazilerin tam tepetaklak edildiği zaman, dünya değişecek besbelli. Ve değişmeyecek, Franco’nun demir ökçesi halkın üzerine öyle bir inmiş ki sefalet kalmış geride. Epigraftaki “eski”lik bundan, tarih boyunca tangırdayan ökçe bu kez İspanya’nın üzerindedir, Dedektif’in sertliğinden de anlaşılabilir. Otoriter rejimin daha da otoriter polislerinden biri bu Dedektif, tehdit etmediği, tokatlamadığı insan yok denecek kadar az, sokaklar öyleleriyle dolu. İşçiler, işsizler zaten ezilir de burjuvaları hizaya getirmek lazımdır asıl, Dedektif bir dükkânın vitrininde gördüğü yastığı mesele eder, içeri girip dükkân sahibini silkeler çünkü sarı ve kırmızı renk aradaki şeride rağmen bayrak gibi açılmıştır. Ayrılıkçı hareketin sembolü, Basklar seslerini her koşulda yükseltiyorlar, devlet kısınca tekrar. Dedektifin davranışları öngörülemez olduğu için korkuyor insanlar ondan, dükkânı kapanmasın diye yastığın şeritlerine dikkat çeken adamı -renkler de ayrışıyor böylece, o korkunç anlam ortadan kalkıyor, süper ironi- paylıyor, işine gücüne gidiyor sonra. Böyle pek çok sahneyle karşılaşıyoruz, Rosita işini gücünü bitirene kadar peşinde dolanıyor Dedektif, pek çok insanla iletişim kuruyor, mekânlarda takılıyor, birkaç saatin anlatısı. Adamımızla ilgili genel bilgi: “La Salud’un dik ve gizemli dekoru, onun polislik etkinliklerini sürdürdüğü bir yer, hatta daha çok, bu etkinliklerinin devindirici gücü olmuştu. Atanmasından bu yana üç yıl geçmiş, başka görevleri nedeniyle bu semtten uzaklaşmıştı ama, hayal gücü ve sezgisi sayesinde, birbirinin içine girmiş bu sokaklardan ve buralarda oturan yapmacıklı, sinsilikte ve dalaverede usta insanlardan kopmamıştı. Zaman zaman anılarını yokladığında, burnuna ütülü, kolalı çamaşırların mis gibi kokusu gelir, o gizli, ülkeye özgü eğlenceleri anımsardı.” (s. 9) Yapmacıklık, sinsilik, dalaverecilik, hepsi Dedektif’in kanunun namını her şeyin üzerinde tutmasından gelir, yoksa kahve kavurmanın ne gibi bir suç teşkil edeceği muamma, yani sırf bu yüzden bir dükkânın kapatılması elbet sorunluyken Dedektif çok daha ileri gider, gerçekten de namlunun ucunda anayasadakinden çok daha fazla sayıda kanun maddesi olduğunu anlarız. Rüşvet vermemek, geçimlerini sağlayabilmek için sinsileşmiştir insanlar, gelir eşitsizliğinden genel anlamda hukuksuzluklara her arıza biraz daha “suça iter” toplumu, dayanışma azaldıkça çözülme hızlanır, ökçenin inişini engelleyecek eller havaya kalkmaz. Rosita’yı takip ederken göreceğiz ki o kadar örgütlü bir mücadele yoksa da insanlar birbirlerini kolluyorlar, en azından ortada bir örgüt göremiyoruz Dedektif’i takip eden anlatıcının verdiklerinden ama alttan alta bir koruma kollama görevini bellemiş insanlar. Bazıları en azından.
Hikâye yuvada başlıyor, Dedektif kısa süre önce öldürülmüş bir adamı teşhis etmesi için Rosita’nın yaşadığı mekâna geliyor, orada çalışan baldızıyla bir güzel tartışmadan işine bakamayacak. Merché’yi son dövüşünde kadın evden kaçıp ailesine sığınmış, geri gelmeyecek muhtemelen, baldız başına bir iş gelmesin diye ihtiyatla hareket ediyor ama Dedektif’e giydirmekten geri kalmıyor. Esas karakterimiz şiddete pek düşkün, kadınlara kötü davranıyor, emarelerini Rosita’yla konuşmalarından çıkarabiliyoruz fakat yine şefkatli, belki on dört yaşındaki kızın başına gelenler sınırı geçtiği için, çocuklara karşı sevgiden yana fakir olduğu hayt huytlarından fark edilebilir. O gece eşiyle birlikte tesadüfen yuvadaymış, müdürden Rosita’nın başına gelenleri öğrenmişler: Kabilli Arapların ateş yaktıkları arsaların kenarındaki yıkıntılarda bulmuşlar kızı, Dedektif taksiyle hemen hastaneye götürmüş, dilekçe yazıp soruşturmayı üstlenmiş, öyle öfkelenmiş ki daktilosunu da kırmış, üstelik kızla hemen ilgilenilmediği için kızıp olay çıkarmış hastanede. İki yaz önce başka bir insanmış, öksüz kızlar için giysiler, reçeller getirirmiş Merché’yle, artık dallamanın önde gideni. Vazife üzerinde, Rosita’yı alıp morga götürecek, kızın cesedi teşhis etmesi lazım, kısa süre önce tecavüz eden adam olabilir o intihar eden. İntihar ettiyse. Evsizlere, akli dengesi bozuklara da tepki geliştirilmiş, ihtimalle devlet destekli bir tepki, sokaklarda temizlik. Teşkilat işini düzgün yapıyor, ruh hastalarını bünyesinde toplayıp sokaklarda terör estiriyor bir güzel. Dedektif’in iki ilginç olayı var, ilki yumurtalarının torbalardan çıkıp bağırsağına kadar yükselmesi, ikincisi de ağzından naneli bonibonu düşürmemesi. Bazı anlarda yumurtalarının çıktığını hissediyor, vücudun doğal bir tepkisi, karşılaştığı olaylarla ilgili. Bonibon, eh, Kramer’ın dediği gibi bu tür abur cuburlar son derece ferahlatıcı ve lezzetlidir, insan her an ağzına atabilir üç beş tane. Sekiz. Göğsüne baton ekmek koymuş bir kadın sokakta geziniyor, Dedektif’in mevzuya bakışını karşılaştığı her örnek için genelleyebiliriz: “Dedektif bu bölgenin yabanıllığına karşı kendini bitirinceye kadar savaşmıştı. Bir kez daha artık bu işlerle ilgilenmediğini, artık bu bölgede oturmadığını ve bu kadının bir karaborsacı mı yoksa ucuz bir fahişe mi olduğunu araştırmaya değmediğini kendi kendine yineledi; kadın belki de iki işi birden yapıyordu.” (s. 20) Rosita’yı zorla morga götürmek istemesi geliyor başta, tam bir anti “kahraman”. Rosita kötü durumda bulunur, tecavüze uğramıştır, Dedektif gelip öyle iğrenç sorular sorar ki Rosita ağlar. Sokakta yürürlerken söyler bunları Rosita, Dedektif özür dilemez, ağlatmak istemediğini söyler, raporunu düzenlemek için sormuştur o soruları. Yuvanın müdürü Rosita’yı morg seferi öncesi uyarmıştır zaten, hayvanın önde gidenidir bu adam, karakteri kötüdür, haliyle Rosita’nın yardımcı olmamak için sebepleri çoktur ama adamı teşhis etmesi de gerekir, böylece asıl suçlunun yakalanması için araştırmaların sürmesini sağlayacaktır. Araştırma yapılıyorsa. Kızın ne düşündüğünü bilmiyoruz, anlatıcı o kadar yakınlaşmıyor, Dedektif’in zihnini eşelese de kızın gündelik yaşamının ötesine hemen hiç geçmiyor.
Uzun bir gezinti, Dedektif bir ara karakola uğrayıp eski amirini görüyor, bilgi paylaşımı. Toplum kaynıyor, öfke tırmanıyor, korku da yayılıyor hızla. Sokaklardaki fısıltılara değindim biraz, su yavaş yavaş ısınıyor, kaynayana kadar otuz küsur yıl daha geçmesi gerekecek. Şu bir kaynama noktası mesela: “Greve heveslenenler vardı; el altından dağıtılan bildiriler çoğalıyordu. Aslında bunlar saçma sapan şeylerdi; sanki Müttefikler ertesi gün çıkartma yapacaklardı. ‘Her zamanki gözü dönmüşlerin işi’ diye ekledi Porcar. Sendikalardaki aracılar kanalıyla işbaşı yapmayanların ya da işi bırakanların listeleri komiserlerin ellerine geçiyor, adamlar tutuklanıyorlardı. Sivil hükümet tarafından zorla benimsetilen koruyucu önlemlere bakılırsa, durum hiç de kaygı verici değildi. Soruşturma ve sorgularda bir koordinasyon eksikliği olduğu anlaşılıyordu. Çok kişiye göre de Almanya’nın yenilgisi, gidip yakındaki bir barda kafayı çekmek için güzel bir özürdü. ‘Önemli bir şey değil, biraz karışıklık çıkarma isteği, o kadar’ dedi komiser ve sözlerini şöyle bitirdi: ‘Bu bela önceden kendini göstermişti; Normandiya çıkarmasından bu yana geldiği görülüyordu.’” (s. 36)
İşçi eylemleri, ayrılıkçı hareketler, gelir eşitsizliği hatta gelirsizlik, Barselona’nın kenar mahalleleri yandı yanacak da bir kıvılcım bekliyor sanki. Rosita tiyatro oyuncusu aynı zamanda, Azize Eulalie’yi oynuyor, tarihî derinliği de sağlıyor böylece. Uzun süre var olamayacak bir düzenin hikâyesini bildik, isterim ki herkes bilsin, dönemin Barselona’sını görsün.











Cevap yaz