Daron Acemoğlu & James A. Robinson – Dar Koridor: Devletler, Toplumlar ve Özgürlüğün Geleceği

“Despotik Leviathan”a bakalım, metnin yazarlarının “Kızıl Kraliçe” teorisiyle biçimlediği halk hareketlerinin devleti kontrol edemediği, prangalayamadığı durumlarda ortaya çıkıyor. Örneklerin çoğu Afrika ülkelerinden alınmış olsa da tarihe baktığımızda Avrupa’da da pek çok despotik rejime rastlıyoruz, günümüze kadar gelebileni yok, Afrika’dakiler varlığını sürdürüyor. Liberya’da toplumsal hareketlilik korkusundan ötürü bazı sınıflara verilen imtiyazlar iktidarın el değiştirmesini engellemiş. Ülkenin tarihi ve günümüzdeki hali ironik, 1822’de ABD’den iade edilen Afrikalı kölelerin ülkesi olarak kurulan Liberya -adı manidar- Amerikan-Liberyalı yöneticiler tarafından 1980’e kadar yönetiliyor, kabile halkları karşısında siyasal kontrolü kaybetmek istemeyen azınlık ülke nüfusunun %5’ini oluşturuyor sadece, durum Güney Afrika’nın apartheid rejimine çok benziyor. Bu düzen devlet başkanının sağa sola üç beş atması sayesinde yüzyıldan fazla bir süre varlığını korumuş, başkanın desteklediği aileler devletin kurumlarına yayılarak büyükelçilikten senato üyeliğine kadar pek çok görevi üstlenmişler. Liyakat yok, nepotizme dayalı bir anlayışla yönetilen ülkeyi denetlemesi için gönderilen antropolog George Dalton’a göre Liberya’nın siyasetini anlamak için akrabalık bağlarını bilmek Liberya anayasasını bilmekten çok daha etkili. Yatırımlar da popülist eksene kayıyor ister istemez, Gana’daki örnekte devlet başkanı Kwame Nkrumah, inşa edilecek bir fabrikanın verimsizliğine değinen Nobel ödüllü ekonomi danışmanına tavsiyeleri her zaman dinleyemeyeceğini, siyasetçilerin geleceğe dair kumar oynamaları gerektiğini söylüyor. Ayrıca Nkrumah’a göre yabancı kapitalistlerin ülkeye gelmesi sınırlamak istediği yerli girişimcilerin faaliyetlerini engellediği için iyi, toplumsal hareket ayyuka çıkacağına halkın sömürülmesi iktidarın işine geliyor. Bolivya ve Guatemala da aynı despotizmin etkisinde, Kolombiya’da belediye başkanlığı yapan Samuel Moreno’yla biraderleri 2008’den itibaren ülkeyi soymaya başlamışlar, yöntemler yukarıda yer alanlar gibi tanıdık: “Mevcut hastaneler çok kazançlıydı ama yeni hastaneler inşa etmek hırsızlık için daha iyi fırsatlar sunuyordu; yüzde 25 ile 30 arasındaki payı kendilerine sakladılar. Ambulans ihalesini verdiler ama bunun sadece yarısı ilgili şirketlere gitti.” (s. 393) İhale usulsüzlükleri, ülkeyi betona boğmak için desteklenen inşaat sektörü, ağır vergiler ve ele geçirilmiş medya kuruluşları. Türkiye’ye geçeyim bari, devleti ve toplumu güçlendiren “dar koridor” Türkiye için 2000-2001 döneminde ulaşılabilir durumdayken gerekli uzlaşılar ve koalisyonlar oluşmadığı için tren kaçtı yazarlara göre, pek çok açıdan Osmanlı’nın devamı olarak görülebilecek Türkiye Cumhuriyeti devrimlerle birlikte devletin kapasitesini artırmış olsa da koridora girme gibi bir niyeti baştan beri yoktu, devletin katı gücü hiçbir zaman mutlak bir şekilde denetlenmedi ve paylaşılmadı. CHP’nin tek parti tekelinden sonra darbeler ve zayıf demokratik kurumlar, uygulamalar yüzünden halkın dinamizmi ülke yönetimine tam anlamıyla yansımadı. AKP’nin yükselişini II. Dünya Savaşı sonrası Japonya’nın yükselişine benzetiyor Acemoğlu ve Robinson, ABD vesayeti, eski militarist rejimin yok sayılması, güçlü siyasi seçkinlerin yeni koalisyona istekli biçimde katılmaları ülkeyi koridora sokmuşsa da Türkiye’de böyle bir süreç yaşanmadı, AKP despotizmi giderek güçlendi ve ülkeyi metnin başında açıklanan özgürlük halinden giderek uzaklaştırdı. “Türkiye halen en fazla gazetecinin hapiste olduğu ülke sıralamasında birinci. Ayrıca parlamentodaki Kürt yanlısı partinin eşbaşkanları dahil bazı seçilmiş siyasetçiler de hapse atılmış durumda.” (s. 490) Çin’in despot rejiminin tarihi uzun uzun ele alınıyor, bu geçiş süreci konusunda değinilen mesele Çin’de Despotik Leviathan’dan uzaklaşmayı mümkün kılacak herhangi bir grubun olmaması. Tiananmen Katliamı sırasında Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Zhao Ziyang gösterilere destek verince partiyle ilişiği kesildi ve 25 yıla yakın bir süre ev hapsiyle cezalandırıldı mesela, rüşvetten geçilmeyen ülkenin kodamanlarının çarkına sokulabilecek çomak olacağı anlaşılınca ayağı kaydırıldı. Devletin gücü çok katı, herhangi bir gösteriye izin yok, insanlar düşüncelerini dile getirdikleri için hapse atılabiliyorlar, bu durumda koridora girmenin hayal olduğunu söyleyebiliriz. Hareketli, güçlü ve hesap sorabilen grupların birliği olmadığı müddetçe özgürlük hayal olarak kalmaya devam edecek.

Namevcut Leviathan devletin güçlü olmadığı, grupların sürekli birbirleriyle çekiştikleri ülkelerde ortaya çıkıyor. Hindistan mesela, kast sistemi toplumun kodu, normu haline geldiği için halkın bütünlüğünden söz etmek mümkün değil. Bugün kastın en dibindekiler üst sınıfların pis işlerini yapmakla sorumlular, çoğunun bok çukurlarını temizlemekten başka bir işi yok. Sınıfsal geçişkenlik sıfır, üst tayfa en alttakilerle konuşmuyorlar, yolda gördüklerinde başlarını çeviriyorlar yoksa sonsuza kadar kirlenirler. Bu problemin yanında idari meseleler de ayrı bir sıkıntı çıkarıyor ortaya, ülkenin kuzeyindeki bir yönetim bölgesinde yol yapımı, eğitim gibi kamu hizmetleri aksıyor. Öğretmenler okullarında değil, bizdeki “bankamatik memurları” orada ayrı bir sınıf haline gelmiş. Nedeni yerel idarecinin gücü elinde tutmak istemesi. Merkezden gönderilen ödeneğin yarıdan fazlasının harcanmamasında düşman ailelerin, farklı sınıfların güçlenmesini istemeyen idarecinin rolü büyük. Benzer bir durum İç Savaş sonrasında ABD’deki Afro-Amerikalıların maddi yönden güçsüzleştirilmesinde ortaya çıkıyor, ayrıca Güney Afrika’daki ayrımcılığı da düşünebiliriz. ABD’de oturdukları yerlerdeki emlak fiyatlarının düşmesine “yol açan” Afro-Amerikalılar mahalleleri yavaş yavaş ele geçirerek kendilerine yaşam ve iş alanları açmışlar, zamanla güçlenmeyi başarmışlar, Güney Afrika’da da aynı olay. Sermaye kölelikten ziyade tüketime yönlendirilmiş işçilerden daha çok verim elde edebileceğini anlayınca çeşitli yollarla ülkelere ayar vermiş gibi duruyor, tabii köleliğe göre daha iyi koşullarda yaşamaya başlayan insanların verimlerinin artması da başka bir etken. En az masraf ve en çok kazanç formülü küreselleşme kapsamında ülkeleri birbirine benzetmeye çalışıyor. Namevcut Leviathan’ın örneklerine içten içe kaynayan grupların sık sık savaştığı, devletin güçsüzleştiği yerlerde sık sık rastlıyoruz, Lübnan örneğinde farklı dinlere mensup gruplar birbirine duydukları güvensizlik yüzünden eldeki gücü daha üst bir yapıya, Leviathan’a bırakmıyorlar, bu yüzden Lübnan’da toplanmayan çöplerden oluşan dağları haberlerde gördük. En büyük sorun çöpler değil tabii, iç savaş yüzünden ülke istikrardan uzak, yatırımcı çekemiyor, gelişemiyor. Prangalanmış Leviathan ülkelerinin refah seviyelerinin yüksek olmasında bu istikrarın önemi büyük. Harari’nin bir örneğini hatırlıyorum, Hollanda gibi oturmuş bir ülkede lojistik işine gireceksiniz diyelim, masraflar çıkınca elde kalan para 10 birim olsun. Diğer yanda Jömöfö nam bir ülke yatırımcıları çağırıyor, vergi indirimleri sağlıyor falan, dükkânı burada açsanız 15 birim kazanacaksınız ama bu ülkede her gün bir olay patlak veriyor, bir gün gazeteciler hapse atılıyor, ertesi gün Jömöfö’nün bürokratları uluslararası para piyasalarında katakulliler yapıyor, siyasi cezalandırmalar gırla, sorunlu bir ülke yani, sizin dükkân siyasi bir kriz patlak verince yakılıp yıkılabilir, olası. Hollanda’da iş yapıyorsunuz tabii, daha az ama garanti gelir, üstelik işi büyüttükçe artacak. Koridorun dışındaki ülkelerde, örneğin Peru’da devlet başkanları toplumun huzuru için anayasanın askıya alınabileceğini, iktidara hizmet etmeyen hukukun köküne kibrit suyu dökülebileceğini söyleyebiliyorlar, temsil ettikleri milyonlarca vatandaşın seçtiği politikacıları hukuka aykırı bir biçimde hapse atabiliyorlar, Peru gibi ülkeler tehlikeli, yatırımların halkın refahı için yapılmadığı ülkeler.

Acemoğlu ve Robinson bu üç temel Leviathan çeşidinin örneklerini inceliyorlar, Kosta Rika ve Guatemala ikilisini inceledikleri bölümde olduğu gibi aynı köklerden gelen toplumların nasıl farklılaştığını, yönetim biçimlerinin despotizme veya özgürlüğe doğru nasıl kaydığını karşılaştırmalı olarak değerlendiriyorlar. Yaşadığımız ülkeden ötürü insan umutsuzluğa kapılıyor biraz, yine de Kolombiya’nın kısmi ve Lagos’un büyük ölçüdeki değişimini gördükten sonra, neden olmasın? Bizi koridora sokacak kurumlar oluşur, normlar değişir, bir gün Leviathan’ımızı prangalamayı başarırız belki.