Avni Lifij – Sanat Yazıları

Benjamin’le kesiştiği noktalarla ilgili bir şeyler yazılmış, biraz bakındım. Tekniktir, yeniden üretimdir, aura‘dır, Lifij’in “Muasır Ressamlık ve Nazariyeleri” nam üç bölümden oluşan makale serisinde doğrudan kavramları değil de kavramların içeriklerinin dengini bulmak mümkün. Yorumları farklı, Lifij meselenin toplumsal yanına hemen hiç dokunmaz mesela, bu farklar üzerine derin çalışmalar var mı bilmem. Tek bir alıntıyla geçeceğim bu benzerlik faslını: “Sanayi-i nefisenin tabii cereyanını takiben inkişaf ve inkılabını yolundan alıkoyan bir yanlış telakki vardır ki, bu zühulün sebebi o zanaat kelimesidir. Bundan istifade ile zanaatkârlığı yeniden mevki-i iktidara getirmek istiyorlar. Zanaatkârlık, yani barbar aletlerle ustalıklı iş yapmaya çalışır ve kusursuz bir teknik derecesine çıkmaya cehd ederken mütenasib vücutlu tasvirler icadı meselelerine el uzatır. Amelelerin heyeti, makine devri, noktası noktasına ince işleri elimizden aldı ve makineye bahşetti. Bu suretle her şeyin ve herkesin vaziyeti, vazifesi tavazzuh etmiş oluyor. Bir taraftan tekniğe ait işler teknikçiliğe (makine usulüne) bırakılırken, diğer taraftan plastik (şekil ve resim gibi göze hitap eden sanatlar) meselesi tenasüp ve bize heyecan-ı bedii temin edecek ruhi icatları tam ve serbest kalıyor. Bundan sonra marifet erbabına iş yoktur: Hele bizi oyalayacak çarelerden mahrumdur. Makine devri, teknik mesailini hal ve tefrik ettiği için sanayi-i nefise serbest ve karışıksız kalmıştır. Atılan bu adımı inkâr sanatın saf ve hakiki gayelerine doğru yürümesine mani olmayı intaç eder. Bundan maada sanat sahasındaki terakkiyatın tevaffukuna, muvaffakiyetsizliklere, tereddütlere, sanatkârların karihalarının sönmesine ve halkın şevkini kıran karışıklıklara sebebiyeti de tevlid eder.” (s. 316) Bu yazının yayımlandığı yıl 1927, Benjamin’in yazısı 1936’da, ilginç. Lifij başlı başına ilginç bir sanatçı, yazık ki çok erken yaşta ölmüş, yoksa daha neler yazar, ne eserler üretirdi, üzücü. Cumhuriyet’in ilk yıllarında devletin güzel sanatlar politikalarını eleştirmiş, Ahmet Haşim’e, “Herkes bildiği alanda kalsın, bilmediğiniz şeyleri eleştirmeyin, hadsizlik yapmayın kardeşim,” demiş, lafını esirgememiş yani. Yaşamıyla ilgili bilgiler internette var, Ömer Faruk Şerifoğlu’nun şahane giriş yazısından ilginç bölümleri aktarayım: Çerkez soyunun adını soyadı yapmış “Lifij”, “beyaz tenli” demek, “Rusların çizmeleri altında ezilen ecdadının yadigârı”. Elif Naci’ye söylemiş bunları, anılarında yer vermiş Naci, Lifij’in ayrıksılığını gösteren sözlerinden: “‘Bizans terbiyesi ile vicdanları fırıldaklaşmış budala sürüsüne bir koyun gibi karışmaktansa, çıngıraklı bir kösemen olmak daha münasiptir.’” (s. 9) Lafını esirgemiyor, kötüye kötü diyor Lifij, on numara. Çocukluğunda Fransızca dersleri almaya başlamış babasının verdiği harçlıklarla, sonra fotoğraf sanatına sarmış, bir yandan resim yapıyormuş, çok yönlü bir sanatçı. Henri Prost’la tanışıyor, Prost etkileniyor Lifij’den, Osman Hamdi’ye gitmesi için referans oluyor. Osman Hamdi o kadar etkileniyor ki müdürü olduğu Sanâyi-i Nefîse Mektebi’ne almıyor, o okulda öğreneceği hiçbir şey yok Lifij’in, Avrupa’ya gitmesi lazım. Yallah Abdülmecid Efendi’ye, onun hamiyetiyle Paris’e. Acayip bir hikâye. İbrahim Çallı, Ali Sami Boyar, Hikmet Onat, Feyhaman Duran ve daha pek çok öğrenci geliyor Paris’e, hocalarla iletişimi Lifij sağlıyor, aralarında Fransızca bilen bir o var. Acıdır, yıllar sonra yazdığı makalelerde eksikliğinden çokça bahsedeceği teknikle ilgili daha 1910’da eleştirmiş öğrencileri meşhur hoca Cormon, “Japonları adam etmişler” de iş Türklere gelince, kalem tutmayı bile bilmediklerini, boya kutularını o sene kapatmaları gerektiğini, sadece çizgi çizmelerini istediğini söylüyor. Savaş çıkınca 1914’te memlekete dönecekler ve “1914 Kuşağı” diye anılacaklar, Galatasaray Resim Sergisi’ne yolladıkları eserlerden bazılarını hunharca eleştirecek Lifij, dosttur arkadaştır dinlemeyecek ki çalıştığı okulda hocalık yapan Haşim’le de atışacaklar bir güzel. Yorumu okur yapsın da Haşim geveliyor biraz, İspanya’da ressamlara “sanatçı” denmemesi filan, safsataya başvuruyor. Neyse, 1922, Bursa’ya giden Darülfünun heyetinin yanında yüzlerce öğretmen de var, Lifij’le eşi Harika Lifij orada. Mustafa Kemal öğle yemeğine, ardından Ankara’ya davet ediyor Lifij’leri, istikamet başkent. Fevzi Çakmak’ın resmi tamam, bir de ilk sergiye iki eser, iyi. Yine terslikler var ama asıl ondan sonra iğnelerini batırmaya başlıyor Lifij, haklı olarak, mesela Sarayburnu’na dikilen Mustafa Kemal heykelini değerlendirdiği yazı dört dörtlük. Başka bir yazısında Türkiyeli sanatçılara fırsat verilmesini istiyor, belli ki dışarıdan sanatçı getirtilmesi söz konusu olmuş, oysa tekniğin tam olmaması yüce duygularla yapılan eserlerin kıymetini düşürmezmiş, yerli sanatçılara öncelik verilmeliymiş. Bir de, Halil Edhem Eldem eğitim faaliyetleri için meşhur eserlerin kopyalarının üretilmesini istemiş de üretim sürecine acayip hakim Lifij bombalıyor. Yahu reprodüksiyon başka amaçlarla yapılır, yoksa ressamın kullandığı renkleri tutturmak, tuvaldeki darbelerinin aynını yapmak mümkün mü, hele eğitim için “sallamasyon” iş olur mu, olmaz, o zaman bu uygulamadan vazgeçmek lazımdır. Sanat politikalarının geneline karşı çıkıyor açıkçası, vaziyeti kurtarmak için yapılan işlere hepten karşı, örneğin Beynelmilel Paris Sanayi-i Tezyiniye Sergisi varmış 1925’te, Türkiye’nin o sergiye eser göndermemesini istiyor zira sergilenecek kıymette bir memleket eseri henüz üretilmemiş. Varlığı göstermek tamam da sanatta o kadar geriyken, Anadolu’nun havasını yedirememişken eserlere, yeniyi üretememişken oradan buradan parça toplayıp sergilemek büyük yanlış. Lifij’den tipik bir hareket: sergiye katılmak için defalarca izin istiyor, çıkmayınca kendi cebinden harcayarak gizli gizli gidip gözlemliyor olup biteni, bir dizi makalede sanatın seyrini, memleketin üretimiyle Avrupa’nın üretimi arasındaki farkları irdeliyor. Lifij çok geride olduğumuzu söylüyor, geriliğin kaynaklarını ayrı ayrı makalelerde anlatıyor, mesela alt kademelerdeki öğretim süreçlerini yürütecek hocalardan yoksun olduğumuzu, hele sanat derslerinin döküldüğünü, pek yanlış planlandığını, yeniliklere zerre yer vermediğini anlatıyor. Reçeteyi de sunuyor yanında, yapılacaklar belli ve kolay. Yapılırsa. Başka, vefalı bir adam Lifij, Harika Lifij’in yazılarına ve Dürrüşehvar Sultan’ın mektubuna bakılırsa 1926’da hocası Guillonet’yle birlikte Nice’te sürgünde yaşayan Halife Abdülmecid Efendi’yi ziyaret etmiş, velinimetini.

Makalelerine aralarda değindim, doğrudan bakayım az. “Tıpkı bunun gibi bir eser-i sanatın, bir tablonun hakiki manası ne olduğunu, bunun ne işe yaradığını ne için yapıldığını layıkıyla anlayabilmek için ölüsü olan kopyasını değil, fakat dirisi olan orijinalini görmeli. Çünkü bir levhadan ne kopya edilebilir! Bir tabloda en evvel aranılan, en evvel sevilen şey ne desen, ne de rengidir. Yalnız o tabloyu vücuda getirirken sanatkârın uğradığı heyecandır, halet-i ruhiyedir. Ahval-i ruhiyenin istinsah edilebilmesine kim ihtimal verir.” (s. 74) Ya gerçekten Benjamin’le paralel bir okuma yapılsa sağlam makale çıkar, akademikler göreve? Ha, mesela Galatasaray’daki sergilere sırf akademiklerin değil, dışarıdan ressamların da eser vermelerini pek takdir ediyor Lifij, çeşitlilik olmalı, ayrıca erkek ressamların kadın ressamları yeniliğe meyletmek için örnek almalarını istiyor, beş yıldız. Son, kifayetsiz eleştirmenlere salladığı yazısı çok hoş, oradan bir alıntı: “Filhakika hepsi şahsiyetlerine göre az çok muvaffakiyetle yazıyorlar; hele bazılarının üslubu pek hoşuma gidiyor: asabi, nükteperdaz, gâh titiz gâh müstehzi, ekseriya mütecaviz fakat daima sevimli kalemleri var. Lakin işte o kadar. Fikirlerinde asla isabet yok. Hem nasıl olur? Mavefka’t-tabiaya inansaydım derdim ki bu beyler meşherlerin açılacağı günün akşamı yatarken bir dua ediyor ertesi sabah münekkit olarak uyanıyorlar. Fakat ne yapayım elimde değil ki keramete bir türlü inanamıyorum. Zira iddia ettikleri şey keramete muhtaç bir haldir.” (s. 109)

Avni Lifij’e bir bakalım, eserlerini görelim, yazılarını okuyalım. Bu topraklardan çıkıyor böyle heretikler ara sıra, gözden kaçırmayalım.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!