Alain Gillot – Bir Ada İcat Etmek

Mühendislerin soruna odaklanması. Sonuçta çözülmesi gereken bir arıza vardır, çözülür, işler yürür bir sonraki soruna kadar. Tatmin çözüm ânındadır, yaşam o âna toplanır, iki arıza arasında ne yapılır? Dani Heldman çok az bahsediyor bu ara süreçlerden, ki, bir bakıma yaşamının aslıdır. Oğlu Tom’un ölümünden önce Tom’la geçirdiği zamanlar hele hiç yoktur anlattıklarında, problemi çözmeye çalıştığı sırada hatırladıkları vardır bir, mesela bisikletten şöyle bir bahseder, son görüştükleri tatilde yakınlık kuramamış, oğlunu kırgın bırakarak ayrılmıştır evden, Çin’deki şantiyeye döndüğü zaman yaşamı Çin’den ibarettir. Şöyle, yas süresince eksiği gediği kapamak için Tom’u tekrar “kurması” gerekir, bu kez daha başarılıdır, babalık vazifesini geçtim, insan olarak en yakınlarından biriyle sağlıklı bağlar oluşturmayı deneyecektir. Gözlerinden yaş mı geliyor, çoğun mekaniktir, oğluna krep yaparken başarısız olup dertleniyor mu, daha iyisini yapana kadar çalışmayı sürdürecek, psikolojisinin darmaduman olmasına izin vermeyecektir. Gerçi ne vermeyecektir, oğlunun hayaleti mi, görüntüsü mü, birlikte yaşamak için bir ada icat etmeye kadar gidecektir Dani, Nora kendi yasını tutarken o yakınlardaki bir adada ev tutacak, ansızın beliren oğluyla birlikte geçmişi baştan kuracak, gedikleri kapamaya çalışacaktır da mantığın sesini hiç yitirmeyecektir. Korkunç bir özdenetim, Tom’u hemen rasyonalize eder, delilikse delilik. Niteliği bilmiyoruz, Tom’un sırf bir görüntüden ibaret olmadığını civarda yaşayan Maurice Belay’nin köpeğiyle oynamasından, köpeğin Tom’a tepki vermesinden anlayabiliriz ama Tom anlatıcının gri alanından dışarı çıkmaz hiç, denge oyununun bir parçası olarak kalır, Dani olağanüstülüğü kabul etmenin ötesinde yaşadıklarını bu bağlamda hiç sorgulamaz. Aşkı sorgulamaz, Nora’yla tanışmalarından bir tutkunun doğduğunu dile getirir ama detaylara inmez, yani anlatımında çözümcülüğü öne çıkarır, karakterliğine uygun görev bilinciyle duygulanımları neredeyse aynı ağırlıktadır, yaşamının kronolojik seyrinden fazlasını sunmaz. Anlık duygulanımlarını eşeler belki, ailesinin yaralayıcı sessizliğinden, ilgisizliğinden bahseder, annesinin ilgisini çekmek için dizini yaralaması, babasının utanç verici çekingenliği, yani Dani duygusal zekâsını geliştirecek kritik dönemlerde kritik deneyimlerden uzak kalmış, herhangi bir sorunla ilgili yardıma başvurmayı geçtim, mutluluklarını bile doğru düzgün paylaşmayı öğrenmemiştir, bir kezcik değinip geçtiği ablası mesela, görüşmediği diğer akrabaları, öyle görünüyor ki Nora’dan başka pek az yakını vardır. Çorak bir biliş, bilinç anlatı boyunca varlığını sürdürür, kısa diyaloglardan kısa anlatı parçalarına her iletim düzeyi gri bir alanın üzerine inşa edilmiştir. Renk açılır, koyulaşır, değişmez: Dani aynı tekdüze anlatımı sürdürür, hikâyede tansiyonun yükseldiği noktalarda bile herhangi bir aşırılığa veya eksiltiye rastlamayız. Anlatıcıyla karakterin uyumu dört dörtlük bu açıdan, yasın evreleriyle de uyumlu, tamam.

Lauren telefon ediyor, Dani’nin baldızı, Tom’un başına bir şey geldiğini söylüyor. Anneannesiyle sahildeyken bir an gözden kaybolmuş Tom, bulunduğunda hemen hastaneye kaldırmışlar ama kurtaramamışlar. Hemen Fransa’ya dönmek üzere hareket ediyor Dani, iş arkadaşı Titus’un dediğini hatırlıyor: “Çocuklar seni tutsak eder Dani.” Sonlara doğru Titus’un fikrini değiştirdiğini öğrenecek, acı bile olsa bir şeyler hissetmek aslında yaşadığını hissetmek. Nora akıl hastanesine kaldırıldığı zaman dinlediği şarkı: “Hurt”, Johnny Cash yorumu. Lauren’la Michael karşılıyorlar Dani’yi, Michael Dani’nin üniversiteden arkadaşı, Lauren’in eşi, dörtlü tayfa. Nasıl bir araya geldiklerini hatırlıyor uçakta Dani, Nora’yla nasıl birlikte olduklarını, hayallerini, Tom’un doğumuyla birlikte hayallerini ötelediklerini. “Anlaşılan bugün dünya turuna çıkıp çıkmamayı umursamıyordu ama ya yarın? Bundan vazgeçtiği için bana kinlenmeyecek ya da kendini suçlamayacak mıydı? Ve özellikle de bu yeni hayatta benim yokluğumda üzerine kalacak yükün farkında mıydı? Çocuğu için her zaman uzakta olan bir baba mı hayal ediyordu? Fakat Nora’nın her şeye cevabı vardı. Aşkımızın mesafelere asıl bu çocuk sayesinde direneceğini ve buluşmalarımızın bayrama döneceğini söyledi.” (s. 13) Tartışmaya açık, Dani’nin sorgulayıcı rolüne karşılık Nora’nın aşkı, Dani çocukla ilgili kendi fikirlerinden bahsetmiyor da Nora’nın bütün şüphelerini savuşturduğunu söylüyor, bütün şüpheleri bunlarsa duygusal hazırbulunuşluluğu ne durumda, belirlemek aşırı yoruma kaçabileceği için belirsiz deyip geçiyorum. İlk toplaşmada kimse ne yapacağını bilmiyor, gündelik konuşmalar, gündelik sorunlar, tabii cenaze merasimi, mezar taşı seçimi, belediyede işlemler, halledilmesi gerekenler var ama Nora’nın gücü yok, Dani ağırdan alıyor çünkü taşlar tam oturmuyor, kararsız, düşünmesi gereken şeyler var ki biri anneannedir. “Annesi şaşırtıcı bir insandı. İlk başta misafir ağırlamaktan keyif alan, faal, zarif bir insan izlenimi veriyordu ama muhatabında yavaş yavaş, ayrıntılar yoluyla farklı bir duygu açığa çıkıyordu. Orada değildi. Bunu daha iyi özetleyemem. Onunla bir ilişki kurmak, samimiyet anlamında, olanaksızdı. Sohbetlere katılıyor, sofralar hazırlıyor, gülleri buduyordu ama ona ulaşmak mümkün değildi.” (s. 15) Sıklıkla karşılaştığımız bir tipoloji, hatta Gwendoline Riley’nin Hayaletlerim‘inde anlatıcının annesini anlama çabaları fenalıklar geçirtir, kurtulmaya çalıştıkça batmak gibi. Neyse, ilerleyen bölümlerde, ada kurulduktan sonra arabasıyla kaynanasının evinin önünden geçer Dani, istemsizce durur, iner arabadan, kadının güneşlendiğini görür. Bahçeye dalıp boğazını sıkma düşüncesi bir anlık sadece, başka bir şey yok, yoluna devam eder. Nora da suçlar annesini, ama, biliyorlar kadının nasıl biri olduğunu, Tom’un yokluğunu fark etmemiştir her şey çok geç olana kadar. Nora kendini suçluyor, Dani’nin yokluğunda çeviri işlerine yoğunlaşarak avunduğu için oğlanı annesine bırakmaması gerektiğini düşünüyor, Dani’ye bu noktada ihtiyacı var ama birbirlerine destek olamıyorlar başta. Nora öğretmenlik teklifini kabul ediyor, Dani adaya gidip bir başına kalmak istiyor. Kalamıyor, Tom çıkıyor piyasaya.

İkinci bölüm Tom’la zaman geçiren Dani’nin taşları yerli yerine oturtma çabası. Krep tamam, daha hızlı koşmak için antrenman tamam, düşüp dizini inciten oğlu avutmak tamam, oyuncak alışverişi de yapıyor Dani, yaşadıklarını tamamen kabullenerek bir süre iyileşmeye çalışıyor. Nora’nın kendini yaraladığını öğrenince Tom’u geride bırakarak yola çıkması, eh, içten içe deliliğin bir gün sonlanacağını bilmese, kısacası olayların tamamen farkında olmasa patolojik bir durumdan bahsedilebilirdi belki, bilemiyorum gerçi, onaylanmış bir delilik ne kadar delilik, Dani’nin tabiri olduğu için “delilik” bu arada, mantığa bürünmüş akıldışılık. Açıklamalar basit aslında, Tom açıklandı, Nora neden cama yumruk attığını öğrencisi olan çocuklar yaşarken kendi çocuğunun ölümünü kabullenemediğine bağlıyor, makul, karakterlerin anlattıkları her şey makul, o kadar iyi analiz ediyorlar kendilerini. İyi mi, belirsizliklerden arınmış bir metin o kadar cezbetmeyebilir ama anlatıcı belli, karakterler belli, başka türlü olsa yörüngeden çıkacaklar, bu sebeple iyi. Bir sahneyi bu açıdan çok beğendim, Nora’yla Dani bir yerde oturuyorlar, dışarıda oynayan çocuklar var, Nora alışıp alışamayacaklarını sorduğunda Dani doğrudan, beklemeden “Hayır,” diyor, mükemmel. Nora tekrar çocuk yapmak istediği zaman Dani’nin yine kararsız kalması, Nora adadaki evde onca çocuk eşyasını keşfettiğinde köpürürken Dani’nin sakinliği, dört dörtlük karakterler. Nora kendini suçladığı için akli dengesini yavaş yavaş yitirir, sağlığından olurken Dani oğluyla vakit geçirip stabil hale gelmeye çalışıyor, zıtlıklar o kadar belirgin ve anlatımın durgunluğunda o kadar belirsiz ki acayip bir kontrast oluşuyor, metnin en kuvvetli yanı. Fişekler yok mu, var, dengeyi bozuyor bazen: “Uyum sağlamıştım, toplum için iyi bir küçük asker olduğumu göstermiştim ama bu parkur beni, ucunda küçük bir kutunun beklediği bir çıkmazdan başka bir yere götürmemişti ve kutunun içinde de oğlumun külleri vardı.” (s. 54)

İyi roman, özellikle karakter kurmada yol gösterici.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!