Ahmet Karcılılar – Gülden Kale Düştü

Gülden Kale kendini boşluğa bıraktı. Gülden Kale bir düştü. Gülden kale düştü. Üç anlamı taşıyan, birbirine bağlayan bölümlerin yanında yazarın/anlatıcının yazma çabalarının sonucunda çıkardığı birkaç öykünün kurmaca gerçeklikle doğrudan ilişkisi de mevcut, anlatının katmanları iç içe geçerek hikâyeyi olan ve olması hayal edilen olmak üzere iki parçaya ayırıyor. Baştaki bölümün sonda tekrar edilmesi, bu kez kurmaca içinde kurmaca biçiminde tekrar yapılandırılması bu tür metinler için kolay bir çıkış yolu olan gerçeklikle kurmaca gerçeklik arasındaki bağın zayıfladığını anlatan bir paragrafla açık ediliyor: “Yazdıklarımı düşümde yazdım, üstelik düşümde gördüğüm bir düşü yazdım, ama düşler sadece düş değil; şimdi bu kitabın ne kadarını düşledim, ne kadarı gerçek anımsamıyorum. Bildiğim tek şey bu kitabı bitirene dek süre istemiş olduğum ve bu sürenin verildiği…” (s. 171) Eh, klişe her zaman işe yaradığı için klişe, kullanılabilir, yine de okur olarak, biraz da sıkı bir okursak daha fazlasını istemek hakkımız. Dilde buluşlar, kurguda farklı oyunlar, bir şeyler. Yok ama, bir aldatılma hikâyesinin dışına çıkmayacağız. Zamanında olay olmuş bu kitap, oraya hiç değinmiyorum, ilgilendirmiyor. Ne oluyor, başta Gülden Kale’nin düştüğüne dair bir öykü. Evde asılı röprodüksiyonlar, Marcus Miller fotoğrafı, mekân modern bir adamın yaşam alanını anlatıyor, yazıp çizmekle uğraşan anlatıcımız öykü yazmak için konu düşünüyor, aklına gelenleri sıcağı sıcağına yazmadığı için pişman, düşlerini hatırlamayı başardıkça yol alıyor ama esas dosyası on yıldır tamamlanmayı bekliyor, romanını bitirmek için ruhuna düşecek parıltıya ihtiyacı var. Kendine has bir öykü emülatörünü ara ara kullanıyor, belli harfler veya biçimler üzerinden türettiği sözcükler üzerinden öyküler kuruyorsa da Gülden Kale nam romanını bitirmek istiyor, göğsüne içeriden yediği sert tekmelerin işaret ettiği üzere çok zamanı yok, ölmeden önce dileğini yerine getirmek için elinden geleni yapacak. Öyküden ilk katmana geçiyoruz, anlatıcı Âdem Karman kahve yaparken kapı çalıyor, iki polis. Merkeze kadar gitmeleri lazım, Karman’a göre önceki gün kitaplarını imzaladığı dernekte yaptığı konuşma yüzünden geldiler, ifadesi alındıktan sonra bırakılacak. Mesele bambaşka oysa, tedirginlikten ötürü karakterin dikkati arttı ve benzin göstergesini, arabanın kilometresini anlatıya taşıdı, güzel ayrıntı, karakola geldiklerinde yakın dostu, derneğin de yöneticisi olan Ediz’in de sorgulanmasına yol açacak şeyler söylüyor, nihayetinde Gülden’in öldüğünü öğreniyor. Dokuz aydır yalnız yaşıyor Karman, Gülden’in Muğla’ya tayininden sonra bir daha görüşmemişler, polisler geride kalan intihar mektubunu önemsemeden Karman’a katil olup olmadığını soruyorlar, bir iki silkeliyorlar. Gülden’le Karman’ın aralarındaki meseleyi bu fasılda öğreniyoruz, Gülden’in sadakatsizliği yüzünden evliliğini bitirmiş Karman, çocuk sahibi olma çabaları başarısızlıkla sonuçlanıp onca borcun altından kalkamadıkları için Karman gece gündüz çalışmış, Gülden’le ilgilenememiş, kadın da internetten bulduğu adamlarla konuşmaya başlamış. Seyahatler, ortadan kaybolmalar, kavgalar, son.

Hücrede geçen bir öykü daha, anlatıların tamamının Gülden Kale’den türetildiği, anlatıcının değişse de anlatılanın aynı olduğuna dair kısa bir şey. Gerçekliğe dönüş, Gülden intihar mektubunda Karman’ın asla bağışlamayacağı şeyler yaparsa bağışlanmayacağından emin olacağını söylüyor, kendi kendini azalta azalta bitiriyor. İstanbul’da sorgulanan iki kişi daha olduğunu öğreniyor Karman, Hasan ve Fatih ilerleyen bölümlerde ortaya çıkarak Gülden’in nasıl bir boşluğa düştüğünü gösterecekler. Hasan eşinden boşanarak Gülden’le evlenmek isteyecek, bunu öğrenen Karman telefonda Fatih’miş gibi yapacak, Fatih’ten haberi olan Hasan’ı öfkelendirecek, ardından iki sevgilinin ilişkilerini  darmadağın edecek, eski eşine hayatı zindan edecek. Kendi cinsel hayatı çok hareketli, o da Gülden’i affetmekten korktuğu için olacak, iş yerindeki kadınlardan yeni tanıştığı okurlarına kadar pek çok kadınla birlikte oluyor, yeni nişanlı olan birini yoldan çıkarıp ilişkisini mahvediyor, seviştiği kadının nişanlısıyla karşılaştığı zaman adamın olaydan haberdar olmasını sağlayarak öfke patlamalarını izlemekten haz alıyor. Toplumsal normları yerle bir etmeye çalışıyor Karman, aslında kendi mutsuzluğunu insanlıkla paylaşmak istiyor, bunu başarmak için elinden geleni yapıyor da. Gülden’den bahsettiği bölümlerde duygunun sevgiden nefrete evrilmesi iyi anlatılmışsa da diyaloglarda bir yapaylık var ne yazık ki, karakterlerin kendilerine özgü sesleri yok, kalıp sözcükleri sıralayarak tartışıyorlar sanki karakter olduklarının bilincindeymiş gibi. Böyle değil oysa, iyi bir teknik olabilirmiş ama anlatının tamamıyla uyumlu bir ton olması gerekirdi bu kez, yok. Mutlu günlerinin özlemini ardında bırakamıyor Karman, sahip olduğu duyguların nefrette birleşmesini sağlıyor, sonrası yıkım. Gülden’in intiharına kadar elinden geleni yaptıktan sonra Denizli’den yola çıkarak Gülden’in evine gidiyor sondaki öyküde, son bir kez seviştikleri sırada kadının saçlarını kavrayarak duvara çarpıyor kafasını, tam boşalırken. Bir nevi ceza, zirveden ölüme doğru uzunca bir düşüş.

Karakol kısmında iyi şamar yiyor Karman, Gülden’in Muğla’da birlikte yaşadığı savcının talimatıyla gerekenden daha uzun bir süre tutuluyor, salıverilmesinin sebebi Ediz’in suçunun ortaya çıkmasıyla ilgisi var. Karman’la sohbet ettikleri bir bölümde Ediz’le Gülden’in ilişkisini olduğunu anlıyoruz, Ediz her şeyi açıklamak üzereyken sohbetleri kesiliveriyor ve yakalanana kadar neler döndüğünü çözmeye çalışıyoruz. Cinayetin ortaya çıkmasıyla Karman bir ölçüde rahatlıyor, metnini yazıyor, on yıllık uğraşı son buluyor. Bittiyse, bitiş düş değilse. Bir yerde Adam Kadmon’un sıkıntıyla uyanma ihtimali hikâyenin tekrar anlatılacağını imliyor, bu kez başka topraklarda, başka insanlarla.

Gülden’in bakış açısından baktığımızda yalnızlıktan, sevgisizlikten bunalmış bir kadın görüyoruz, birlikte olduğu bir iki adamın Karman’a benzemesi yüzünden suçluluk duygusuna kapılan adam onca arızaya yol açıp kendi suçunu kadınınmış gibi göstermeye çalışıyor, oysa Gülden defalarca konuşmaya çalışmış, Karman’ı özlediğini, onunla daha çok zaman geçirmek istediğini anlatmış ama kredi borçları yüzünden maliye işlerini genişletmiş Karman, gecesi gündüzü iş olmuş. Yazamamaya başlamış üstelik, Ediz’in çıkardığı dergide basılan metinlerinin gerisini getirememiş, üretememe sancıları için kendine acı biçiyor basbayağı. Gülden işteyken Karman uyuyor, Karman işteyken Gülden uyuyor, bir türlü denk gelemiyorlar ki Karman’ın denk gelmeye de pek niyeti yok. Diğer yandan kadının telefonlarını, bilgisayarını kurcalayarak, birlikte olduğu adamların bilgisayarlarına virüs sokarak bütün yazışmaları elde ediyor, şantaja kadar vardırıyor işi. Seviştiği kadınlara çok kötü davrandığı söylenemez, yine de durmuyor bir türlü, insanların yaşamlarına musallat olmaktan kendini alamıyor, bakire olduğunu söyleyen bir kadının ağladığını görünce yumuşar gibi olsa da hayalet baskıyı sürdürüyor, her an orada, her an gözlüyor. Gülden yaşadığı en güzel şeyi hep birlikte mahvettiklerini söylese de suçun büyüğü Karman’ın. Gülden’in annesiyle babasına kızlarının yaptıklarından bahsediyor örneğin, her şeyi açık ediyor, utanç verici. Öykülerinde Gülden’in ölümünü kurgulaması başını belaya sokacak gibi oluyor, polisler iyice işkilleniyor ama oraya kadar vardırmıyor işi, öykülerinde yaptığı hemen her şeyin izlerini bulmak mümkünken yaşama yansıyan bir cinayet yok. Ediz’le aralarındaki gerginlik de bir diğer nokta, Ediz bütünüyle kurmaca yazdığı için böbürleniyor, yaşadıklarını yazanları küçük görüyor. Karman’ın savunması hazır, yaşadıklarından kurtulmak için şiire sığınan Ediz’in daha da alçak olduğunu söyleyerek gerginliği tırmandırıyor ama patlama noktasına vardırmıyorlar tartışmayı. Başka yerden patlıyor gerçi, hiçbir karakter gerekli sorumluluğu almadığı için başlar dertten kurtulmuyor.

Orta karar bir metin, katman katman hikâyeden hoşlananlar okuyabilir, bunun dışında cinsellik arayanlar Ali Teoman’ın Aşk Yaşama Çok Uçuk‘una bakabilir, ne bileyim. Denk gelinirse okunsun tabii.