“Bu yıkımın suçlusu biziz, dilinizi konuşamayan ama sessiz kalmayı da bilmeyenleriz biz. Gemiyle gelmeyenleriz, toz kaldırıp kapılarınızı kirletenleriz, tel örgülerinizi kesenleriz. İşinizi elinizden almaya gelenleriz, bokunuzu temizlemeye talip olanlarız, gece gündüz demeden çalışmaya can atanlarız. O tertemiz sokaklarınızı yemek kokusuyla dolduranlarız, size hiç tanımadığınız şiddeti getirenleriz, size uyuşturucunuzu taşıyanlarız, boyunlarından ve ayaklarından zincirlenmeye layık olanlarız; biz sizin için ölmeyi önemsemeyenleriz, başka türlüsü mümkün mü? Biz kim bilir neyi bekleyenleriz. Biz karayız, kısayız, kokarız, sinsiyiz, şişkoyuz, kansızız. Biz, barbarız.” (s. 95) Makina’nın yazıp verdiği kâğıdı aldığında gebeşliğini sürdürür polis, eziyetinin süreceğini düşünür zira Makina’dan önce uğraştığı adamın çantasından şiir kitabı çıkmıştır. Hem kaçaklar hem şiir kitabı okuyorlar, gerçekten muhteşem bir millet. Adamdan bir şey yazmasını ister polis, bir işaret, bir medeniyet göstergesi. Adam korkudan altına edecek haldedir, kalemi dik tutamaz bile, elinin titremesinden düşürür durur. Makina bir hışımla alıp yazmaya başlar, polis okumaya başladığında davarlığı yavaş yavaş kaybolur, son cümleyi fısıltıyla tamamlar. Telsizle bir şeyler, arabasına binip kaybolur, geri kalanlar teşekkür etmeye vakit bulamazlar, Makina ufka doğru yürümeye başlamıştır bile. Bu sahneyle ilgili birkaç şey: Hepçilingirler’in öykülerindeki boca etme işini eleştirmiştim, şimdi bu da boca etmedir ama ötesi berisi o kadar dolu, kaotik, korkunçtur ki bu kadar açıklık dengelemez bile o karmaşayı, sadece bir patlama noktasını gösterir, Makina yıllar boyunca biriktirdiklerini kardeşinin başına geleni öğrenmesiyle birlikte dışa vurur artık. Çaresizlik, öfke, duygular ilk kez berraklaşmıştır, tam da yerinde. Zamanlama, tansiyon, muhteşem. İkinci mesele, Fikret Otyam mı anlatıyordu, hatırlayamadım da Doğu’daki köylerle ilgili mevzu. Asker köyü basar, kimse askerin dediklerini anlamaz, itip kakmasından çekip vurmasına her şey yaşanabilir o an, herkes başına geleceği anlamadığı bir dilden çıkarmaya çalışır. Ama: bir tanecik olsun dil bilen, askere yaptığının suç olduğunu bir kişi söylesin, yine şiddet çıkacaktır açığa da o kadar zalimce, alenen görülmeyecektir, asker kendi dilinde kendisine karşı çıkıldığı zaman ayarı şaşıracak, çekinip o kadar pervasız olmayacaktır artık. Yaşanmıştır, dilin tahakkümü yıkılmıştır artık, Makina’nın eyleminde de aynı etkiyi görürüz. Birazcık okuyup yazdığına dair arada derede verilen bilgi kırıntısı bu eylemi doldurur, zaten santral memuru gibi çalışmaktadır Makina, bildiği üç dille kaç insan arasındaki iletişimi sağlamaktadır. Yasal işler değil tabii, sınırı geçmesini, sınırın ötesinde kalmasını sağlayanlar da makbul insanlar değildir, kent makbul değildir, ülke hiç değildir, insanların öte yana geçmeye çalışmalarını anlatan pek çok metinden, eh, şimdiye kadar okuduğum en iyisi bu, suçun neliğini de düşündürdüğü için. Sınırsız Ülke‘yi okumuştum en son, çarşaf gibi açılır Colson Whitehead’in romanları gibi, çarşaf çarşaf açılan hiçbir metin o dünyayı yansıtamaz oysa. “Hariç oldu” kalıbı sıklıkla karşımıza çıkıyor Herrera’nın metninde, dışarı çıkmak, ortamdan ayrılmak gibi anlamları var, bu bile tek başına kontrolün tamamen serbest dolaylı anlatıcıda olmadığını gösteriyor ki tepeden bakıp her şeyi takır takır anlattığını düşünmüyoruz böylece. Dilin kurduğu bir dünya vardır, o dünyanın içinde -sınırın hangi tarafı olursa olsun- hiçbir şey, hiçbir sözcük ayna gibi yansıtamaz Makina’nın başından geçenleri. Hoş bir bölüm var bununla ilgili, deneme parçası diyebiliriz, demeyebiliriz, benzerleri arada sırada karşımıza çıkar. “Bir dilde konuşurken öteki dilde aynı işi gören kelimeyi kullanınca her ikisindeki anlamları da geliyor akla: Birisi Ateşin var mı yerine Işığın var mı dediğinde ateş, ışık ve sahip olmak üzerine ne öğrenilmez? Şeyleri söylemenin yeni biçimi değildir, yeni şeylerdir bunlar. Dünyanın yeniden meydana gelişidir, diye fark ediyor Makina: başka şeyler vaat ederek, başka anlamlara gelerek, farklı nesneler üreterek. Kalıcı olurlar mı, herkes tarafından kabul görürler mi, kim bilir, bunu zaman gösterir, diye düşünüyor, ama işte oradalar, bunun savaşını veriyorlar.” (s. 62) Tabii, göçmenlerle gabacho -ABD’li- tayfayı da iki kutba koyup bu bağlamda inceleyebiliriz ama oraya girmeyeceğim, Makina’nın dünyasında dolanmalı.
“Ölüyüm, dedi Makina bir anda her şey zangırdamaya başlayınca: Bir adam, elinde baston, karşıdan karşıya geçiyordu, birden asfaltın içinden kuru bir cayırtı yükseldi, adam soruyu anlamayıp tekrar edilmesini bekleyen biri gibi duraksadı, ayaklarının altında yer açıldı: Adamı ve onunla birlikte bir otomobili, bir köpeği, çevredeki tüm oksijeni, hatta yoldan geçenlerin çığlıklarını yuttu. Ölüyüm, dedi Makina ama bunu der demez bütün bedeni Âdeta kurduğu cümleye karşı çıktı, ayakları can havliyle geri geri gitti, her adımda kayan topraktan bir ayak boyu uzaklaştı, sonunda yarık kusursuz bir daireye dönüşüp kaldı ve Makina kurtuldu.” (s. 11) Gerçek bir çukur bu, “yerin cinnetleriyle ilk tanışma”, gümüş tünellerinin, kaçakçıların açtıkları tünellerin, türlü tünelin etkisi yıllar sonra ortaya çıkabiliyor böyle, insan çukurlara düşüyor, kent yerin altında büyüyor ölüleriyle birlikte, neredeyse sıradan bir olay. Birazcık Meksika tarihi iş görüyor, merak eden araştırabilir. Hiçbir dipnotun olmaması da iyi, editöre saygılar, biraz da araştırmak lazım bu çukurların kaynağı nedir, gabacho kime denir falan. Makina kurtulduktan sonra işine devam ediyor, annesi Cora onu çağırıp kardeşini bulması için görevlendirmiş, bir tane kâğıt vermiş teslim etsin diye, bir erkeğe mi güvenecekmiş yani? Patronların yanına uğraması lazım, sırayla geziyor Makina. Bay Dabılyu geçip geçmeyeceğini soruyor, Makina başıyla onaylıyor, geçirecek kişi ayarlanacak. Her şey büyük bir gizlilikle yürütülüyor tabii, hücre yapılanması. Bay He küçücük bir paket götürmesini istiyor Makina’dan, o da işleri ayarlayacak. Bay Q da tamam, gerçi Bay He’yle karşı karşıya gelmişler belediye seçimlerinde, maçeteli adamları birbirlerine girecekken Makina’nın aracılığıyla biraz da, işler yoluna girmiş, Cora’nın tarafsızlığı da etkili muhtemelen. Bilgi akışını kontrol ediyor anneyle kız, mesajların doğru iletilmesini sağlıyorlar, tarafların saygı duydukları bir iş. Nasıl bir yaşamdır, satır aralarından çıkarırız, ciddi bir ilişkisi bile vardır Makina’nın ama adamın istediği cevapları veremez genç kadın, yaşamını paylaşamaz, bir şeyler hep gizli kalmak zorundadır. Kardeşini görüp geri getirebilirse açıklama yapmaya söz vermiş, avunuyor biraz da bu ilişki bahsiyle iki kez karşılaşıyoruz, geride bırakılması en kolay şey aşk. Erkeklere karşı tetikte olmak zorunda Makina, suyun kenarına gitmek için otobüse bindiğinde tacize yeltenen gençlerden birinin parmağını büküveriyor, götünü silemeyeceği duruma getirebilir çocuğu, tehdidi son derece etkili. Yine de yardımcı oluyor tabii, söz konusu karşıya geçmekse kimsenin geride kalmasını istemiyor, hele kaçakçıların katakullisini öğrendikten sonra. Çocukları düşecekleri tuzaktan haberdar etmese sonraki karşılaşmalarında kardeşini bulmak için edinmesi gereken bilgiyi de edinemeyebilirdi, kimin nerede yardımcı olacağını bilmek mümkün değil. Nihayet buluyor da, suyun öte yanına geçiren adam sayesinde polislerden kurtulup başına türlü iş geldikten sonra askeriyede buluyor kardeşini, zenginlerin çocuklarından biri için askerlik yapan, savaşa giden kardeş ne kadar kardeşse artık. İkisi de değişmiş, konuşacakları pek bir şey yok, öyle ki Cora’nın mektubunu bile vermiyor Makina, kendi okuyor, annesinin yazdığı notun hiçbir anlamı yok artık.
Kapalı metin, çok zorlamıyor da bilgi istiyor biraz. “Çevirmelik” yazılmadığından diye düşünüyorum. Dört dörtlük.











Cevap yaz